16 Ağustos 2017 Çarşamba

D VİTAMİNİ






Bugün yağmurlu bir sabaha merhaba dedi İstanbul. Kız kardeşimle saat 10.00'dan önce sağlık ocağına kan tahlili yaptırmaya gidecektik. Evden çıkmadan evvel biraz yağmurun dinmesini bekledik. Tam dindi dedik çıktık ve yağmurdan kaçarken doluya yakalandık. Yarı açık yarı kapalı bir telefon kulübesinin içinde yağmurun dinmesini bekledik. 

Bizim aile hekimimiz çok hızlı konuşur. Bazen bazı kelimelerini anlayamam ya da kaçırırım bu yüzden. İkinci kez sorduğumda kendimi kötü hissederim. Çok hızlı konuşan insanlar karşısında bütün konsantremi verip, alıcılarımı açıyorum. Ama yine de anlamadığım kelimeler oluyor hızlı konuştukları için. Kan tahlili yaptırmak istediğimizi söyledik ve ben d vitamini testi yapıp yapmadıklarını sordum. Doktor, yapıyoruz ama diyerek başladı hızlı cümleleri sıralamaya. Şu ana kadar kime yaptıysam d vitamini hep düşük çıktı. Sonunda kendime de yaptım bir d vitamini testi, benimki de düşük çıktı anlamadım gitti dedi. Sanırım millet olarak d vitaminimiz epey düşük. Sonuç olarak yaptıramadım d vitamini testini. Kan tahlillerimizin sonuçları yarın çıkacak. Bakacağız sonuçlara.

15 Ağustos 2017 Salı

MİNİATÜRK MÜZESİ



Miniatürk, İstanbul'u ziyarette bulunanların kesinlikle gitmesi gereken bir yer. Ülkemizde yer alan illerde bulunan birçok eserlerin minyatürleri bu alanda bizler için bir araya getirilmiş. Minyatür eserleri gördükçe oraya gitmiş kadar olamasak da bizlere o hissi az da olsa yaşatmışlar bu alanda. Batısından doğusuna, kuzeyinden güneyine kadar farklı farklı eserleri bir arada toplamışlar. Gezmekten çok keyif aldığım yerlerden biri burası. Ayrıca müzenin içerisinde hediyelik eşya dükkanları, Kristal Müze, Kurtuluş Savaşı'nı temsil eden minyatür maketler ve Atatürk Köşesi var. Giriş ücretleri de diğer müzelere göre daha makul fiyatlarda. Tam bilet fiyatları 7,5 TL, öğrenci iseniz sadece 3 TL. Şimdi, benim objektifime takılan resimleri sizlerle paylaşacağım. Keyifli okumalar! :)



Kız Kulesi, 1719'da Nevşehirli İbrahim Paşa tarafından İstanbul'da Marmara Denizi'nin üzerine yaptırılan taş kuledir. Tarih boyunca Kız Kulesi hakkında çeşitli rivayetler ve hikayeler dönüp durmaktadır. Bir gün bu konuya ayrı değinmek istiyorum. :)



Gitmeyi en çok istediğim yerlerden biri. Nevşehir'de bulunan Peri Bacaları. Eşine ender rastlanan Nevşehir'deki doğal oluşum, dünyada Kapadokya, Türkiye'de ise görüntüsünden ötürü Peribacaları adıyla anılır. İçleri Bizans döneminde Roma işkencelerinden kaçan Hristiyan papazları tarafından oyularak birkaç katlı kilise ve manastır haline getirilmiştir.



Çırağan Sarayı, 1872 yılında Sultan Abdulaziz tarafından yaptırılıyor. Bugün İstanbul'un en önemli otelleri arasında yer almakta.



Galata Kulesi, gittiğim yerlerden biri. Bununla ilgili burada yazı paylaşmıştım. 1348 yılına ait bir kule. 16 katlı, yüksekliği ise 62 metre. Kuleye çıkışta tabi ki asansörle sağlanıyor. Çıktığınızda sizi İstanbul manzarası karşılıyor. Görülmeye değer.



Sultan Ahmet Meydanı'nda yer alan çeşmenin adı, Üçüncü Ahmet Çeşmesi. Sadrazam Damat Ali Paşa tarafından  yaptırılıyor. Ayrıca bu eser Lale Devri'ni yansıtan eserlerden bir tanesi. Topkapı Sarayı'na girmeden evvel görebilirsiniz.








14 Ağustos 2017 Pazartesi

POSTCROSSING | GÜNEY KOREDEN KARTPOSTAL




Yeni bir kartpostalımla buradayım. Güney Kore'den gelen bu kartpostalın sahibi aynı zamanda da benim mektup arkadaşım olur. Mektuplaşmamızın dışında da birkaç kez birbirimize kartpostal göndermiştik. 



Kartpostalın arkasında önünde bulunan resmin neyi ifade ettiğini anlatmış. Hadi gelin birlikte bakalım ne yazmış Koreli arkadaşım. :) Bu kartpostal düğün temasını yansıtıyormuş. Evlenen kişiler sizin de görmüş olduğunuz gibi bir çeşit geleneksel kıyafetler giyiyorlarmış. Ön taraftaki resimde yer alan çizimin yanaklarında bulunan kırmızılıkların da bir anlamı varmış. Açıkçası ben allık falan sürülmüştür diye düşündüm. Ama onu yapma sebepleri özelmiş. '' Yeonji & Gongi '' diye anılıyormuş bu kırmızılıklar. Gelini kötü şeylerden koruyup, daha da güzel gösteriyormuş. Batıl bir inanç olduğu kesin. 🙊


Arkasında yazanlar böyleydi. Her ülkenin kültürü, inancı, yaşayış şekilleri, örf ve adetleri görüldüğü gibi farklı. Bu kartpostal ile yeni bir şey öğrenmiş oldum Kore kültürü hakkında.






12 Ağustos 2017 Cumartesi

AĞLAMAK







En son ne zaman ağladın? Ya da bir sıkıntın, kötü geçen bir günün ya da başka herhangi bir şey de olabilir mutlu anın gibi. Hiç rahatlamak için ağladığın oluyor mu? 

Mesela bizim toplumumuzda şöyle bir söz var. Çokça sık duyduğumuz bir söz.''Erkek adam ağlar mı? '' . Adamlık erkeklikle mi oluyor? Ya da sadece kadınlar ve çocuklar mı ağlar? Sorular çoğalıyor biliyorum. Ama ağlamak çok farklı bir duygu gibi geliyor bana. Çünkü herkes ağlayamaz. Öyle kolay kolay göz yaşı dökemeyen insanlar da vardır. Başkalarından utanan, bak ağlıyor demesinler diye kuytu köşe bir yerde ağlayanlar da var biliyorum. Niye ağlamak bu kadar soyutlandırılıyor ki. Oysa sokaklarda kahkahalar atmaktan ya da insan içinde gülümsemekten niye çekinmiyorlar dimi? Ağlamak, bir duygunun doğal bir yolla yansıtılış şeklidir. Ağlamak da gülmek kadar normaldir. 


Her insan hayatında bir defa bile olsa kalben gözyaşı dökebilmeli bence. Kalbin temizlenmesidir ağlamak. Zararsızdır. Nefes almak gibi normaldir aynı zamanda da... 

HACI ŞERİF İRMİK HELVACISI


İstanbul'a yolunuz düşerse uğrayacağınız yerlerden biri de muhakkak Eminönü olsun. Pasta malzemelerinden, çeyizlik ürünlerine, kıyafetlere, turistik-hediyelik eşyalara ve daha fazlasını bu civarlarda bulmanız mümkün oluyor.  Ama bir gününüzü ayırmanızı tavsiye ederim.


Aslında bugün gittiğim bir yerden bahsetmek istedim. Birçok şubeleri olan Hacı Şerif'in bir şubesi de Eminönün'deymiş. Hacı Şerif, dondurmalı irmiğiyle nam salmış bir mekan. İrmik helvasını da pek severimm. Ben de merak ettim ve yollara düştüm. Sadece yaz aylarında değil kış aylarında da irmiği dondurmayla birlikte sunuyorlamış. Dondurmalı irmiği koydukları üç farklı boyutta kapları mevcuttu. En küçüğünden itibaren sırayla 5-7-10 TL idiler. Yaz aylarında dondurmayı daha çok koydukları kanaatine vardım. Kış aylarında ise irmiği daha çok koyuyorlarmış. Ben çok şekerli buldum buranın dondurmalı irmiğini. Hem dondurma hem de irmiğe çok şeker katılmıştı. Gün boyu bol bol su içme ihtiyacı hissettim. Su içsem de bir türlü susuzluk hissi dinmedi. Bir daha gider miyim? Pek sanmıyorum. 

11 Ağustos 2017 Cuma

KIRMIZI PAZARTESİ | OKUDUKLARIM



kırmızı pazartesi


1982'de Nobel Edebiyat Ödülü almış bir kitap. Kitapta yaşanan bir cinayeti konu almış yazar. Ancak işlenen cinayetin gidişatı biraz farklı. Nobel ödülünü hak etmesi de sanırım buradan kaynaklı. Yazar Gabriel Garcia Marquez'in yaşadığı dönemde halkın bilmiş olduğu ancak hiç kimsenin buna engel olmadığı bir cinayet meydana geliyor. Yazar çocukluğunu geçirdiği kasabada meydana gelen cinayeti anılarında kalanlarla bir öykü halinde sunmuş bize kitabında. 


Kitapta çok fazla betimlemeler var. Birden fazla kişilere yer verilmiş. Bu yüzden yabancı isimlerin de epeyce olduğunu söyleyebiliriz. Bazen isimlerin karıştığı oluyor. Halk içerisindeki insanların  işlenecek olan cinayet hakkındaki anılarına da yer veriliyor. Santiago Nasar'ın öleceği bize kitabın ilk bölümünde söylenmiş olsa da kitap gizemini son ana kadar koruyor.  Aslında bu öykü sadece bir cinayetin perde arkası değil,  halkın bu vahşete sessiz kalmasının doğurmuş olduğu sonucu da ele alıyor. Günümüzde de birçok olaya sessiz ve tepkisiz kalmıyor muyuz? Bu öykünün, günümüz insanlarıyla benzerlikler taşıdığını fark etmeme sebep olduğunu söyleyebilirim.

10 Ağustos 2017 Perşembe

POSTCROSSINGE NASIL BAŞLANIR ?





Farklı ülkelerden ve şehirlerden kartpostallaştığımı bilmeyeniniz yoktur. 😊Kartpostal yazılarımı beğenmeniz ve severek okumanız beni bu yazıları yazmamda daha da teşvik ettirici oluyor. Bugün sizler için kartpostalaşmaya nasıl başlayacağınız hakkında bir yazı yazmak  istedim.



Kartpostallaşmaya başlamamız için ilk olarak birkaç çeşit kartpostal edinmemiz gerekiyor. Farklı çeşitlerde kartpostalları turistik mekanların yakınında bulunan hediyelik eşya satan dükkanlarda bulabilirsiniz. İstanbul'da yaşadığım için buradan örnekler vereyim. Eminönü, turistlerin bolca olduğu bir yer. Bu yüzden ara sokaklarda turistik eşyalar satan küçük dükkanlara rastlarsınız. Buralarda çeşit çeşit kartpostallar bulunuyor. Ama size hem ucuz hem de çok çeşitli bir yer daha önerebilirim. Sirkeci taraflarında iki katlı bir kartpostalcı var ve tanesi 25 krş. Buralardan kartpostalınızı temin edebilirsiniz.

                                          
Kartpostallarınızı aldıysanız gelin ikinci adıma bakalım. Ben kartpostallaştığım kişileri hep İnstagram üzerinden buluyordum. Bunu da arama kısmından #postcardswap ya da #postcardsswap şeklinde aratarak çıkan görsellerden beğendiğim bir kartpostal olursa altına yorum bırakıyordum. Öncelikle bu yazdığımız hashtaglerin türkçe karşılığı kartpostal takası demek oluyor. Bu şekilde aratmış olduğunuzda sizler gibi kartpostallaşmak isteyen dünyanın çeşitli yerlerinden insanlarla karşılaşmış oluyorsunuz. Beğendiğiniz bir kartpostal oldu diyelim. Yapmanız gereken kartpostalın olduğu görselin altına     ''May I swap?'' yazarak yorum bırakmanız. Takas yapmak istediğinizi de karşı tarafa söylemiş oldunuz. Geri kalan  konuşmalar DM yoluyla devam edebilir. Karşı taraf elinizdeki mevcut kartpostalları görüp beğenirse bunu dile getirir ve sonrasında ise karşılıklı olarak adreslerinizi isteyeceksiniz. İngilizce kısmında sorun yaşarım ben diyorsanız size google translate kullanmanızı tavsiye ederim. 


Önereceğim bir kartpostallaşma sitesi daha var sizler için. Bu siteyi araştırdım. Kullanması kolay,rahat ve anlaşılır geldi.  Öncelikle buraya tıklayarak siteye kayıt olun. Bilgilerinizi eksiksiz ve doğru girmelisiniz. Çünkü kartpostal takası yapacağınız kişiler profilinizdeki mevcut bilgileri esas alacaklardır. Bu siteyi kullanırken de bilmediğiniz herhangi bir ingilizce kelime olursa translate yardımıyla üstesinden gelebilirsiniz. Ya da bana mail yoluyla kartpostallaşma konusunda aklınıza takılan bir şey olursa sorabilirsiniz, yardımcı olurum.😊


Kartpostallaşmaya nasıl başlayacağınızı anlattım. Kartpostal nasıl yazılır ve gönderilir hakkında da yakın zamanda bir yazı daha paylaşmak istiyorum. Belki sizler için bir kartpostal yazıp, süslerim ve bunu adım adım görselleyip anlatırım. Keyifle okumanız dileklerimle,sevgiler!



9 Ağustos 2017 Çarşamba

AN İTİBARİYLE OKULÖNCESİ ÖĞRETMENİYİM





Güzel haberlerim var.  Bugün itibariyle okulöncesinde öğretmenlik yapmaya karar verdim. Her çocuğun eğitim öğretim yaşamındaki ilk basamağı olan okulöncesi dönemi büyük bir önem ve hassasiyet taşıyor. Bir gömlek düşün. İlk düğmesini yanlış iliklersen diğerlerinin sırası da karışır değil mi?  Okulöncesi evresi ve bir anaokulu öğretmeni olabilmek de bu denli mühim bir şeydir. Bir çocuğun 0-6 yaş arası dönemi kritik bir evredir bizler için. Bu yaş grubu içerisindeki bir çocuğa ne verirsen onu alır ve aldığını ileriki yaşantısında işleyecek hale getirir. 

Birkaç haftadır kafam gerçekten çok karmaşıktı. Kararsız bir haldeydim üstelik. Evet, önümde birçok seçenek vardı. Mezun olmakla rahata ereceğimi düşünsem de ileride ne olacağım ne yapacağım konusu içimi içten içten kemiriyordu. Daha öncesinde bir Özel Eğitim merkezinde öğretmenlik alanı için başvuruda bulunmuştum. Bu alanda çalışmayı da çok istiyordum. Zor ve çok sabır gerektirecek bir alan olsa da hala istiyorum. Belki ileride bir gün olabilir.

Bugün, bir anaokuluna iş başvurusu için görüşmeye çağrıldım. Görüşme güzel geçti. Ve şu anki koşullar ve şartlar anaokulunda çalışma fikrime daha yatkın geldi. Zaten okuduğum bölümle ilişkili tüm alanlarda çocuklar var. Sabırlı,güleryüzlü,paylaşımcı,fedakar hatta bazen de çocukla çocuk olmanız gerekecek. En önemlisi çocukları koşulsuzca sevmeniz. Bu alanda bir süre ilerlemeyi ve kendimi geliştirmeyi istiyorum. İnşallah çok güzel ve dolu dolu geçen bir süreç olur benim için. 

7 Ağustos 2017 Pazartesi

BUGÜN AY TUTULMASI SİZİ BEKLİYOR






7 Ağustos akşamı yani bugün ay tutulması bizi bekliyor. Çok kısa bir süre önce İstanbul'da ay tutulması başladı. Ay tutulması, yeryuvarlağının Güneş ile ay arasına girmesiyle Ay, yeryuvarlağının gölgesinde kalmasıyla meydana gelmiş oluyor. Bu güzel olayı seyre koyulup fotoğraflamak isteyenlere duyurmak istedim. Şayet ben çoktan bu güzel manzaranın keyfini seyre koyulmaya başladım bile. Huzurlu akşamlarınız olsun.

5 Ağustos 2017 Cumartesi

PANORAMA 1453 TARİH MÜZESİNİ GEZDİM



Bugün çok güzel bir müzeyi gezerek gezi defterime eklemiş oldum arda kalanları. Panoramik bir müze olan Panorama 1453 Tarih Müzesi, Fatih Sultan Mehmet Han'ın İstanbul'u fethetmesini çok güzel bir görsel şölenle ve ses efektleriyle burada bizler için sunulmuş. Şimdi gelin bir de benim anlatımımla bu müzeyi gezmiş oluun. 

Türkiye'de ilk, dünyada ise tamamı panoramik olan tek müze olma özelliğini taşıyor. Yapım aşaması yaklaşık olarak 3 yıl kadar sürmüş. İçeriyi gezip gördükçe ''Vay be'' diyesi geliyor insanın. Tarihi, İstanbul'un fethini ve resmedilenleri gördüğünüzde sanki fethin içerisinde gibi hissettiriyor size kendini. Resimler çok büyük bir itina ve özenle yapılmış. 6 Türk Ressam ve 2 İtalyan Ressam tarafından Panorama'nın içerisinde yer alan resimler yapılmış. Ayrıca bu müze bulunduğu konum itibari ile de şaşırtacak sizi. Şöyle ki müze Zeytinburnu ile Edirnekapı arasına yapılmış. Nedeni ise İstanbul'un fethi sırasında bu bölge arasında çokça şehit vermiş olmamız. Bu da müzeyi daha da değerli ve önemli kılıyor.




Biraz müzenin içini gezelim. Fetih sırasında Fatih Sultan Mehmet'in 21 yaşındaki hali resmedilmiş duvara. Kırmızı pelerini ile atının üzerinde olan Fatih Sultan Mehmet. Yanında da hocası olan Akşemsettin de var. Katıldığı savaşlara Akşemsettin Hocasını da alırmış yanına. Fetih bittikten sonra da dua ederlermiş topluca. 




Surların üzerinde Ulubatlı Hasan'ı görüyoruz. İstanbul'un fethinin başarıya ulaşmasıyla kırmızı bayrağı göklerle buluşturmuş.  Savaş kazanılırsa eğer yüksekçe bir yerden kırmızı bir bayrak dalgalandırılırmış. 


Ve bu esnada da Fatih Sultan Mehmet'in yüzü gökyüzünde belirmiş söylenen rivayetlere göre. Panoramik müzede buna da yer verilmiş. İşte gökyüzüne yansıyan Fatih'in yüzü.(Resme birazcık başınızı sağa eğip bakmanız gerekecek.)


Bu resim de müzeyi yansıtan bir maket. Çok emek verilmiş gerçekten.


Benim için çok güzel geçen ve bilgilerime yeni şeyler kattığım bir müze gezisi oldu bugün. Başka bir gezinti yazısında görüşmek dileğiyle öyleyse. Sevgiyle kalın,huzurlu ve mutlu pazarlar şimdiden!

4 Ağustos 2017 Cuma

KAHOGO NO KAHOKO







Uzun bir aradan sonra bir japon dizisine daha başladım dün. Temmuz ayında çıkmış farklı bir konusu olan Kahogo No Kahoko dikkatimi çekti. Konusu ise şöyle, üniversiteye giden Kahoko adlı bir kız vardır. Bu kız aşırı koruyucu bir anneye sahiptir. Ailesinin tek çocuğu olduğu için herkesin gözdesi olarak yetiştirilen Kahoko, aşırı iyimser ve saftır. Ayrıca kendi işlerini ve ihtiyaçlarını tek başına yapamamaktadır. Annesi onun için her şeyini önceden düşünür ve planlar. Dizide aşırı koruyucu  bir anne tutumunu göreceğiz. Ve bu tutumun meydana getirdiği sonuçları. Baba olaylara müdahale etmek istese de hep iç sesi ile çatışacaktır. Kahoka bir gün bir çocukla tanışacak. Bu çocuk da kendi karakterinin tam zıttı biridir. Eğlenceli, komik ve ailenin tutum ve davranışlarından ders çıkartılacak bir dizi.

3 Ağustos 2017 Perşembe

BİR PSİKİYATRİSTİN GİZLİ DEFTERİ | OKUDUKLARIM


Şu sıralar kitaplarımla da vakit geçiriyorum. Uzun zamandır okumadığımı ya da okumaktan uzak kaldığımı fark edince rafımda bekleyen yeni kitaplarımı okumaya başladım.  Dün bitirmiş olduğum bir kitap hakkında yazacağım bugün. Adından da anlaşıldığı gibi kitabın yazarı da bir psikiyatrist. Bize odasının kapılarının ardındaki konuşmalarını, yaşadığı olayları ve karşılaştığı ilginç, bir o kadar da sıradışı vakalarını, kariyer yaşamındaki merdivenleri tek tek tırmanışlarını anlatıyor bu kitabında.


Kitabın iki yazarı var aslında. Gary Small Psikiyatrist. İkinci yazar yani Gigi Vorgan ise yazarın eşi oluyor. Kitapta bize sunulan vakaların dışında Doktor Gary'nin zaman zaman Psikoanalitiğin babalarından sayılan Freud'a sıkça yer verdiğini ve Freud'un bakış açısıyla da vakalarını düşünüp tarttığını görüyoruz. Kitapta çok sıradışı hikayeler var. Ve kitabın vermek istediği mesaj, psikiyatristlerin deli doktoru olmadıkları. Çünkü kimi zaman kitapta da insanların bu bakış açısı ile baktıklarını görmekteyiz. Doktor Gary, kariyeri boyunca karşılaştığı vakalardan 15'ini bizler için bu kitabında toplamış. Akıcı, sürükleyici bir kitaptı. 

1 Ağustos 2017 Salı

BENİMLE BİR GÜN | ÇENGELKÖY YUSDO DONDURMA | KOREYE MEKTUP GÖNDERDİM


Bugün Çengelköy'de namı olan bir dondurmacıya gittik. Ama önce size günümün ilk kısımlarını anlatayım. Dün akşam Koreli mektup arkadaşımın hediyesini paketleyip bugün göndermek için hazırlamıştım. Öğleye doğru Üsküdar'dan Çengelköy'e geçebilmek için önce Üsküdar'a uğradık. Okul zamanlarımda gittiğim bir postane var burada. Oraya gittik. Ama sistemin biz gelmeden beş dakika öncesinde kapandığını ve girilemediğini öğrendik. Hiç keyfimizi kaçırmadan direkt Çengelköy'e geçelim dedik. Nasıl olsa başka bir gün başka bir postaneden de gönderebilirdim. Çengelköy'deki dondurmacıya vardığımızda oraya doğru yürüdüğümüz sırada bir postane ile karşılaştım ve böylelikle paketi göndermiş oldum.
Yusdo Dondurmacısı baya meşhurmuş. Kız kardeşimin sosyal medyada bu yeri görmesiyle, biz de gidip denemek istedik. Dondurmaların çok şekerli olmaması ve söylediklerine göre doğal olması bizi memnun etti. Zaten tadınca paketteki dondurma ile arasındaki farkı görüyorsunuz. Bu arada dondurmanın bir topu 2 TL idi. Bir gün yolunuz Çengelköy'e düşerse dondurmalarınızı alıp cadde üzerinde gördüğünüz herhangi bir ara sokaktan içeriye kendinizi atın, yollar sizi kısa bir sürede sahile çıkaracaktır. Sahilde oturup güzel İstanbul manzarasıyla baş başa kalacaksınız.


                              


30 Temmuz 2017 Pazar

LÜTFEN DİKKAT !!



İki günden beri bahçemizde minik misafirlerimiz var. Bu misafirleri dün kardeşim sayesinde tanımış oldum. Bir anne kedi ve dört tane yavrusu. Bugün dışarıya çıkacaktık. Gitmeden evvel bir bakalım dedik şu minik dostlarımıza. Hepsinin keyfi yerindeydi. Hatta anneleri uzaktan uzaktan sineye çekilerek her hareketimizi gözetlemekle meşguldü. Sonra evden ayrıldık.

 Akşama doğru eve varacağımız zaman babama,garaja girmeden evvel dikkat etmemizi söyledim. Çünkü her an karşımıza bu minik misafirler çıkabilirdi. Garaja yavaş yavaş arabayla girerken biz,bir de ne görelim! Sevmeye kıyamadığımız yavru kedilerden bir tanesi girmiş olduğu arabanın altında ezilerek ölmüş. Apar topar indik toplandık başına kedinin. Dokunduk ve öldüğünü anladık. O kadar üzücü bir şey ki. Bir şeyin üstünden geçiyorsan bile durdurup arabanı bakarsın dimi ben neyin üstünden geçtim diye. Bilmiyorum. İnsanlık nereye gidiyor. Merhamet duygusunun bizlerde ne kadar mühim bir duygu olduğunu bugün bir kez daha anlamış oldum. Keşke herkesin içinde bir gram olsa şu merhamet! Ben daha garaja girmeden temkinli davranıp uyarıyorum ki herhangi bir hayvan kazaya uğramasın. Ama umursamayanlar bakma tenezzülü bile göstermeden ardında bırakıp gidiyorlar bu ezip geçtikleri hayvanları.



 Lütfen daha dikkatli bilinçli olalım. Arabalarınızın altına, tekerleklerinizin jantlarına herhangi bir hayvan dinlenmek ya da uyumak için girebilir. Temkinli olalım. Onlar da bizlerle aynı toplumu paylaşan canlılar. Böyle bir durumla bu yıl yine karşılaşmıştım. Ve bunu sizlerle de paylaşmıştım. Bugün yine aynı şeyi hissettim. Çok üzüldüm. Bu yavrulardan en sağda olanı, kardeşlerinin arasında şimdi yok ne yazık ki. Hayvan barınağına götürme fikri var aklımızda ama sadece yavruları mı alırlar yoksa annesini de alırlar mı nasıl olur hiçbir fikrim yok. 


29 Temmuz 2017 Cumartesi

YİNE YENİ YENİDEN BİR KARTPOSTAL



Posta kutum hiç boş kalır mı? Belki bazen kalır. Gelmesini beklediğim kartpostal ya da mektuplarımın kaybolmadan bana ulaşmasını diler dururum bu süreçte. Çünkü bazen kaybolabiliyor da. Bunu nasıl beceriyorlar bilmiyorum. Düzgün bir sisteme oturtulmadığından olabilir mi? Belki de. 

Benim bugün size göstermek istediğim kartpostala gelelimm. Yine yeni yeniden diyorum. Bu sefer ki adres Endonezya. Gelen kartpostaldaki resim, orayla ilgili küçük bir harita hali şeklinde. Arka yüzüne iki satır türkçe cümle yazmış. Ve geri kalan ingilizce. Gönderenin adı Ouza.



 Küçük bir kasaba olan Bogor'da yaşıyormuş. Yağmurlu bir şehir olduğunu da eklemiş.💧 Komodo Adası'ndan bahsetmiş. Ve çok eski kertenkeleler bu adada yaşıyormuş. Burayı özel kılmasının en önemli sebebi buymuş. Fakat Komodo Adası hakkında dikkat etmemiz gereken bir şey varmış. O da, kertenkeleler yemlerini öldürmek için onlara zararlı bir salgı salıyorlarmış. Eğer bir gün adayı ziyaret edersem bu konuda dikkatli olmamı söylemiş. Bunu merak edip internette biraz araştırma yapınca kertenkelelerin bildiğimiz minik kertenkele olmadığını anladım.😂 Bir de siz göz atın şu kertenkeleciklere. Ne dersiniz gitmeyi düşünür müydünüz? 😇




28 Temmuz 2017 Cuma

RUH HALİ




Bazen anlamıyorum şu insanları. Üstüme üstüme geliyorlarmışcasına hissediyorum. Buz gibi oluyorum. Susmak istiyorum. Konuşmamak için. Çünkü konuştukça kayboluyorum sanki. Daha da uzaklaşıyorum. 

Hayatınızdan çıkartamadığınız insanlar olur. Bu insanların seçimi bize ait değildir. Bunlardan uzak durmak istedikçe ben, pişkin pişkin gelirler yanıma. Bu tip insanlar alışkındır böyle davranmaya. Normal bir şeydir onlar için. Çünkü samimiyeti, doğru ve dürüst olmayı, iki yüzlü davranmamayı bilmezler. Bu gibi kavramlar yoktur onların hayatında. 

Her insan gibi benim de bir kalbim var. Hiç kalp kırmıyorum diyen ya da kırmıyormuş gibi davrananları da anlamıyorum. Değişken bir ruh halim var evet. Tıpkı her insan gibi. Normal olanı da bu değil mi? Hep mutlu bir hayat düşünsene. Mutlu olmasan bile sahte gülücüklerle pollyanna  gibi davranan birini? Bu normal değil işte.

Duygularımı yoğun yaşayan biriyim. Hatta öfkemi,sevgimi,neşemi,üzüntümü kısaca tüm duygularımı yansıtırım çevreme ya da bunları belli ederim. Bir de beni olduğum gibi kabul etmelerini isterim tanıdığım kişilerin. Değiştirilmeye, sahip olduğum bir kalıptan başka bir kalıba sokulmaktan hiç haz etmem. Ben buyum çünkü. Kendimi böyle, olduğum gibi seviyorum. İnsan ilişkilerinde burada araya saygı ve anlayış devreye giriyor sanırım. Bu yazıyı yazdım. Daha mı iyiyim. Bilmiyorum. Ama kelimeler kafamın içerisinde birbirleriyle mücadele ediyorlardı. Biraz daha sakinleştiler sanırım. İyiyim iyi.

İŞARET DİLİ


Dün itibari ile İsmek'te yer alan kurs kayıtları, yeni döneme başlamak için başvurularını sistemlerinde açmış oldular. Benim de aklımda İşaret dili alma isteği vardı. Neden kayıt olup şansımı denemeyeyim diye geçirdim içimden. Aslında bu istek ben üniversite okuyorken de vardı ama bir türlü fırsat bulamamıştım. Malum dersler,ödevler,formasyon,stajlar... Aklımın bir köşesinde ingilizce üzerine yoğunlaşmak ve bunu daha da geliştirme düşüncesi de var. Ama dil öğrenme ve geliştirme kısmını kendi adıma İsmeklerde ilerletebilirim düşüncesini pek göremedim. Böylelikle kursa İşaret dili için ön kayıt formumu doldurarak başvuruda bulunmuş oldum. İşaret dili alfabemizi araştırdım ve hatta bazı harfleri denedim.  Eğer İşaret diline başlarsam burada sizlerle öğrendiklerimi ve deneyimlerimi paylaşmak için sabırsızlandığımı da belirteyim. 😇 


İsmek'te daha bir sürü kurs var. Çocuklara ve yetişkinlere hitap eden çeşit çeşit kategoriler sunulmuş. İlginizi çekecek şeyler var mı diye göz atmak isteyenlere kayıtların başladığını söylemek istedim.

Huzurlu ve mutlu günler!

27 Temmuz 2017 Perşembe

ÇOCUK GÜZELLİK YARIŞMASI | TOODLERS & TIARAS


Çocuklara olan hassasiyetim ve bir farkındalığım var. Bu farkındalık kısmı üniversitede okumuş olduğum bölümle keskinleşti. Çocuk Gelişimci olduğum için çocukların olduğu her alanın onlara bir katkı sağlayıp sağlamadığı da ilgimi çekmektedir. Televizyonumuzu açtığımızda reklamlarda yarı çıplak oynatılan bebekler, dizilerde ağlatılan ve rollere bürünmesi istenen çocuklar, ya da eğlence programlarında insanları eğlendirmek, güldürmek için kılıktan kılığa giren çocuklar... Aslında örnekler uzatılabilir. Ne yazık ki dünyanın her yerinde çocuklar üzerinden prim yapılıyor. Tepkimi çeken bir programdan bahsetmek istedim bugün. Amerika'nın birçok eyaletinde bu program reyting rekorları kırıyor. Üstelik 8. sezonuna girmiş bulunmakta. Programın orjinal ismi '' Toddlers & Tiaras ''



Bu programda para, şan, şöhret ve hırs düşkünü annelerin ve babaların kuklası olmuş küçücük çocuklar güzellik yarışması adı altında birçok şekle sokuluyor. Çocuklar da kendi aralarında ister istemez bir rekabet içerisinde olduklarını fark ediyorlar elbette. Bu yüzden elenen ya da yenilgiye uğrayan çocuklar kaybetmeyi hiç haz edemiyorlar. Çünkü mühim olan anneyi tatmin etmek diye düşünüyor birçoğu. Programın bazı bölümlerini izleme fırsatım oldu. Ara ara çocuklarla yapılan kısa röportajlara da yer veriliyor. Küçük bir kız eğer güzel ve başarılı olursa annesinin onu daha çok sevdiğinden bahsediyor.



 Bu arada sadece çocuklar katılmıyor bu yarışmaya. Bebekler de katılıyor. Bu küçük masum bebek ve çocuklar böyle bir yarışmaya katılıp katılmayacağını söyleyemeyecek kadar küçük yaştalar. Ama aileler çocuklarını böyle yerlerde görmekten ve yarış içerisine sokmaktan çok mutlu(!) olmalılar ki çocuklarına yarışma boyunca ona eşlik edecek özel koç bile tutuyorlar. Bu koç çocuğa spor,müzik,dans dersleri veriyor. Çünkü yarışmada birçok kategori mevcut. Her kategoriye uygun kostüm giyen çocuklara bazen dans ettiriliyor bazense şarkı söylettiriliyor. Karşılarında da juri adı altında toplanmış yetişkinler tarafından izlenip puanlamaya tabi tutuluyorlar.


Dahası da var tabii ki. Bu şık kostümleri giyen çocuklara ağır makyajlar yapılıyor. Takma dişler,tırnaklar,kirpikler,saçlar... Hatta yetmeyip tenlerini bile bronzlaştıran anneler bile var. Bu çocuklar adeta küçük birer kadın rolünü alıyorlar. Ve yetişkinlere sergilettirilmek üzere ebeveynleri tarafından ekranlara itiliyorlar.

                                                       

Bazen bu saçmalıkların olduğu yarışmadan çocuklar da o kadar çok sıkılıyor ki psikolojilerinin ne durumda olduğunu ağlama krizlerinden, çevrelerindeki insanlara küfür edip şiddet göstermelerinden dışa vurup belli ediyorlar.


Bu yaştaki bir çocuğun tek gayesi oyun oynamak olması gerekirken,oyun çağında olan çocukların böyle kötü emeller uğruna kukla edilmesi ne kötü. Sizce de bu program saçmalığın ötesinde bir şey değil mi?



26 Temmuz 2017 Çarşamba

SECRET



Başlıktan da anlaşıldığı gibi sırlarla dolu gizemli bir dizi. Başrolde oynayan kadının bir erkek arkadaşı vardır. Bu adamın hayali de iyi bir savcı olmaktır. Kız arkadaşı maddi manevi ona her türlü fedakarlıklarda bulunarak destek oluyor. Birgün ikisi aynı arabadayken seyir halindedirler, bir kadına çarparlar ve kaçarlar. Polisler bu vur-kaç olayını araştırırlar ve nihayet araba sahibini bulurlar. Çarpan kişi aslında savcı olmak isteyen adamken, kız arkadaşı onun yerine suçu üstlenir. Başta da dediğim gibi çok fedakar ve düşünceli biridir. Ölen kadını seven de başka bir adam var. O da bu ikilinin sırlarının peşinde oluyor,ortaya çıkartmaya çalışıyor. Biraz dram kokan bir dizi ama sürükleyici. Hatta bazen sizi duygulandıran sahneler de var içinde. Aslında izlerken kimi zaman kadının yaptığı yersiz fedakarlıkları gereksiz bulacaksınız. Çünkü bu yaptığı fedakarlıklar ona kötü bir şekilde geri dönecek ilerleyen bölümlerde.


25 Temmuz 2017 Salı

BU MENDİLLER DE NEYİN NESİ ?


Bol güneşli bir Temmuz ayının Salı gününden kocaman bir Merhaba!
 Belki merak ediyorsun,bu nasıl bir başlık böyle diye ama şimdi açıklayacağım bu başlığı sana. 
Günümüzde çok sıklıkla hayatımızın her alanında kullandığımız peçeteler varken acaba eskilerde nasıldı sorusu geldi aklıma. Şartlar, imkanlar, seçenekler daha kısıtlı ve zordu elbette. İnsanlığın gelişmesi ve ilerlemesiyle hayatımızı kolaylaştıracak şeyler de gelişti ve çeşitliliği arttı.

Dün bir şeylerle uğraşırken annemin çocukluğunda itina ile sakladığı mendillerini gördüm. Eskiden bayramlarda el öpüldüğünde mendil verirlermiş çocuklara. Ya da haftanın ilk günü pazartesi,okulun başladığı gün, öğretmenler tırnak kontrolü yaparlarmış. Çocuklar sıralara mendillerini koyarmış üzerinde de ellerini. Şimdi bakınca acaba kaç öğretmen bunu hala sürdürüyordur diye düşündüm. Ama sadece öğretmenin, öğrencilerin öz bakım becerilerini yerine getirip getirmediklerini kontrol etmeleriyle de olmaz tabii ki. Bu beceriyi kazandırmada  ailenin rolü de önemli. Biz gelelim mendillere. Böyle eski ve hikayesi olan şeylere hep bir değerle, özenle yaklaşmışımdır. Bunlar da onlardan biri işte. Benim çocukluğumda olmasa da annemin çocukluğunu,anılarını hatırlatması bize de en güzel hediye oldu.





24 Temmuz 2017 Pazartesi

MİM | YAZ ABUR CUBURU



Bu aralar çok güzel mimler dönüyor bloglar arasında. Yine onlardan birini yapmak için buradayım. Sevgili DeepTone son miminde beni de mimlemiş. Onun listesine de göz atabilirsiniz.  Bu mim dinlemiş olduğumuz,sevdiğimiz ve sizlere önerebileceğimiz şarkılarla ilgili. Hem eğlenceli hem keyifli bir mim olacağa benziyor. Benim listemde sizin için seçtiğim şarkılar olacak. Benim için seçmesi biraz zor olsa da üzerinde biraz düşündüm. Ve ortaya bu çıktı. 





1- Yazın çıkan, çok sevdiğin sanatçıdan/ gruptan bir şarkı

G-dragon'un ''Superstar'' isimli şarkısı. İnsanın dinledikçe dinleyesi geliyor.


2- Bu yaz en yeni keşfin

Bu şarkıyı bir belgesel kanalındaki kuşağın arka fonunda görmüştüm ve çok beğenip youtubeda aratmıştım. 

Snow Patrol - Called Out In The Dark


3- Bu yaz sürekli dinlediğin bir şarkı

Fool's Garden - Lemon Tree  https://www.youtube.com/watch?v=bCDIt50hRDs




4- Bu yaz en çok duyduğun şarkı


5- Bu yaz eski de olsa dinlemekten vazgeçemeyeceğin bir şarkı


6- Senin bu yazını anlatan bir şarkı

Dick and Jane - Sidney York https://www.youtube.com/watch?v=v8L222as8C8



23 Temmuz 2017 Pazar

AGE OF YOUTH




Beş farklı kızın üniversite hayatlarını ve yaşamlarını ele alan bir dizi. Aynı yaşam ortamını paylaşan bu kızlar, gerek kendi içlerindeki gerekse etrafındaki insanlarla olan ilişkileri konu alınıyor. Kısa bir dizi. 12 bölümden oluşuyor. Bir solukta izleyebileceğiniz ve sizi içine çekebilecek bir dizi. Birbirinden bağımsız bu zıt karakterlerin kimi zaman birbirleriyle anlaşmazlıkları, alışma ve uyum süreçleri ya da zor zamanlar karşısında bir olmaları dikkat çekiyor. Her karakterden kendinize bir ders çıkartıyorsunuz aslında. Eğlenceli,güldüren, bazense duygulandırıcı bölümler oluyor. Ağustos ayında dizinin 2. sezonu çıkacak. Yine aynı karakterler ve birbirinden güzel bölümlerle. Çok dolu dolu geçen tam bir yaz dizisi. Dizide yer verilen şarkılar da güzel. İzlemeyenler izlesin derimm.






22 Temmuz 2017 Cumartesi

TURİST | BİR ANI



Geçen yıl bu zamanlar Sirkeci tarafından bir arkadaşla Üsküdar'a geçiyorduk. Eminönü-Sirkeci çevresinde gezinmeyi severim. Turistik mekanlar da bu civarlarda haylice fazla. Sirkeci'de işim vardı o gün. Marmarayla Üsküdar'a çabucak geçme niyetindeydik.
Yerin üç kat aşağısına indik ve sıradaki gelecek olan trenin gelmesini beklemek için oturduk. O sırada yanıma yaşlı bir amca geldi,masmavi gözleri vardı ve ingilizce ''Buraya oturabilir miyim?'' dedi. Ben de başımla onaylayarak ''Elbette'' dedim. Sonrasında bana bir kağıda yazılmış adres gösterdi ve oraya gitmek istediğini söyledi. Adreste de Üsküdar'da bulunan opera binasının adresi yer alıyordu. Üsküdar'da geçen bir üniversite hayatım olduğu için orayı bilmemek olmazdı herhalde. Yazan adresi bildiğimi söyleyerek onu oraya götürebileceğimi teklif ettim. Zaten yolumun üstüydü. Kendimi onun yerine koydum ve yardım etmemek yakışı kalmazdı bana diye düşündüm. Sonra sıradaki tren geldi ve birlikte bindik.

 Kısa süren yeraltı yolculuğundan sonra yerüstüne geçmek için yürümeye başladık. O sırada bana ''Öğrenci misiniz?'' sorusunu yöneltti. Ben de evet diyerek üniversite okuduğumuzu söyleyerek sorusunu yanıtladım. Ardından okuduğum bölümü ve ingilizce dili ile birlikte alıp almadığımı merak etti. Bu soruyu da yanıtladıktan sonra, nereli olduğunu merak ederek ona sordum. Bana İsrailli olduğunu söyledi yaşlı turist. Ben sadece başımı salladım anladım dercesine. Ardından şöyle dedi '' Biliyorum. İsrailler Filistin'de yaşayan müslüman insanları öldürüyorlar ve bu çok kötü bir şey'' dedi. İçimden elbette kötü bir şey diye geçirdim. Masum savunmasız insanlara yapılan her eziyet kötüdür elbette. Ama karşımda duran ve kendi milletinin yaptıklarından hayıflanan bir yaşlı kişiye de içimdekileri haykıramazdım diye düşündüm. Opera binasının önüne geldik. Minnet dolu gözlerle teşekkür etmişti bize. Türklerin iyi ve yardımsever olduğunu da ekledi. Ama şu aralar yine ne yazık ki insanlar ölüyor Kudüs şehrinde. Aslında bu bütün insanlığın içinde bulunduğu bir savaş. İnsanlık ölüyor. Dua etmekten başka bir şey gelmiyor elimden..


21 Temmuz 2017 Cuma

LONDRA



Dünya'nın çeşitli yerlerinden insanlarla mektuplaşmışsam eğer o yerlere ait ufak bir şeyin sizde olması hem gönderen kişiyi hem de yaşadığı yeri hatırlatıyor size. Magnetler bu konuda en iyi örneklerden biri sanırım. Şayet  İstanbul'dan başka bir ile bile gitsem geri döndüğümde bana oradaki anılarımı hatırlatacak ufak bir parça ararım. Bu da şüphesiz bir magnet,kartpostal ya da anahtarlık olur.

Gezmeyi çok severim. Hatta bisikletleriyle şehir ya da dünya turları yapanlara pek bir imrenirim. Gezerek öğrenmek,yeni yerler farklı tatlar keşfetmek bana filmlerdeki gibi bir kapının ardındaki maceraları anımsatıyor. İnstagramda gezinirken kardeşimin karşısına magnet takası yapan insanlar çıkmış. Kimi sahip olduğu koleksiyonu paylaşmış kimi ise takas yapmak istediği elinde mevcut olan magnetleri. Bana göre koleksiyonu dozunda tutup abartmamak aşırıya kaçmamak mühim bir durum. Neyse ki bizim magnet koleksiyonu küçük mütevazi bir durumda 😇



 Bugün göstermek istediğim magnetler Londra'dan. Londra deyince aklıma istemsiz bir şekilde Sherlock Holmes ve onun konuştuğu İngiliz ingilizcesi geliyor. İçinde Londra geçen dizi ya da filmlerde eski binalar,kırmızı telefon kulübeleri,taksiler,Thames Nehri orayı özel kılan şeylerden birkaçı. 
Daha çok gezip görmek ve öğrenmek dileğiyle,sevgiyle kalın!

20 Temmuz 2017 Perşembe

MİM | #dogamızdavar



Yeni bir mimle buradayım. Sevgili Ece  Ablamız çok güzel sorularla bir mim başlatmış. Onun yazısını okumak için buraya tıklayınn.  Miis gibi kokan kahveni de eline aldıysan mimde yer alan benim cevaplarımı okumaya hazırsın. Öyleyse okumaya başlayalım.





1- Hayatınızda olmalarına izin vermek için, kişilerde hangi özellikleri ararsınız?

İlk sırada benim için aradığım en önemli özellik dürüstlük. Bir insanın yalan söylememesi,zor bir durumla karşı karşıya gelmiş ya da yaşanmış bir şey olsa bile açık ve net olması çok önem verdiğim bir şey. Bir diğer özellik ise saygı. Sevgiden önce saygıya önem veririm. Bana göre saygı, sevginin de kapısını açıyor çünkü. Bir nevi anahtar gibi. Kişilerde, merhamet duygusuna kalbinde yer verip vermediğine de dikkat ederim. İnsana,hayvanlara,bitkilere karşı merhameti var mı? Son olarak bir problemle karşılaşıldığında, oturup enine boyuna konuşarak anlaşabiliyor muyum ve bu kişilerin hep sen dilini kullanıp kullanmadığına dikkat ederim. 


2- Ben birinin, ilk bakışta ya da bir iki görüşte anlarım nasıl bir insan olduğunu diyenleriniz var mı? Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

O kişi, benim. İnsanların beden dillerini iyi okuduğum kanısındayım. İnsanlar davranışlarından,konuşmalarından,mimiklerinden hatta yeme-içmelerinden bile nasıl bir kişi olduklarına dair ipuçları verirler. İlk bakışta bunu anlayabileceğimi sanmıyorum ama bir iki görüşte ya da görüşmeler de bunu anlarım. Tabii huyunu suyunu hiç kimsenin bir iki görüşmede anlaması mümkün olamaz bana göre. Bunu ancak o kişiyi ya da kişileri hayatımıza dahil ederek anlayabileceğimizi düşünmekteyim. 

3- Birini sevmeniz için (sevgili,dost,arkadaş,hepsi) size sıcak davranması şart mıdır?

Bana uzak davranan insanları hayatımda barındırmamın bana da bir faydasının olmayacağı düşüncesindeyim. Samimiyet önemli. Sınırı,çizgiyi,doğruyu aşmadan. Sözlerinde,gözlerinde,özünde samimi olmalı. 

4- Birine iyi bir insan dediğinizde,hangi yönleri bu tespitinizde ağır basar?

Bana ve sevdiklerime karşı dürüst,merhametli,saygılı oluyorsa. Yeri geldiğinde çevresiyle paylaşmayı,paylaşabilmeyi bilen bir kişi olabilir.

5- Dokunmak nedir sizce? İki manasıyla da rica etsem...

Kişinin sözleriyle kalbinize,zihninize,gözlerinize dokunması. Ruha hitap etmesi bence. Sevgiyi belli etme şekillerinden biri de olur dokunmak. Zor zamanınızda ağlayacak bir omuz ya da sarılacak sizi teselli edecek birileri dokunur size. Ya da mutlu bir gününüzde sevdiklerinizle kucaklaşırsınız. 

6- Fedakar mısınız?

Kendimi fedakar biri olarak görürüm. Bazen çok da olabiliyor bu. Her şeyin dozu iyidir aslında. 

7- Birinin size iyiliği dokunsa minnet duygunuz sürer mi, o iyilik herhangi bir terslikte referans olur mu? Yoksa?

Birinden bir iyilik görmüşsem o kişiye bir minnet duygum olur ve karşılıksız bırakmam bu duyguyu.  İnsanlardan iyilik gördüğümüz gibi kötülük de gördüğümüz oluyor elbette. Her ne kadar iyiliği dokunmuş olan birinden beni üzecek, kalbimi kıracak derecede bir kötülük görürsem o iyilik sönebilir gözümde.

8-  Sevgiyi bir iki cümleyle anlatabilir misiniz?

Sevgi cümlelere sığmaz bence. İnsanın kalbinde,gözlerinde,ruhunda yaşanır sevgi.. Karşılık beklemeden çıkarsızca ve koşulsuzca sevmek, sevilebilmek. Sevgi, sevdiklerinizin gözlerinde yaşadığınızı görmek,hissetmek. Sevgi,birlikte gülmek,birlikte ağlamak,birlikte heyecanlanmak,birlikte hüzünlenmek...Sevgi,bir olmak.


19 Temmuz 2017 Çarşamba

POSTCROSSING | KARTPOSTAL GELDİ !



Merhaba merhabaa! Kartpostal serüvenim, bir yenisi daha Güney Kore'den gelenlerle büyümüş oldu. Aslında bu ilk kartpostalım değil oradan. Çünkü öncesinde mektup arkadaşlarım olmuştu Kore'den. Sadece mektuplaşmakla kalmayıp,kartpostal ekleyen de vardı mektubuna. Böyle ufak sürprizler iyi oluyor :)

Bu sefer 1 değil tam olarak 3 kartpostal geldi. Üstelik ülkesinin bozuk paralarına da göndermiş. Bozuk para koleksiyonu yapmıyorum tabi ki 😇 . Bir defaya mahsus o ve ben kendi ülkemizin bozuk paralarını göndermiş olduk. Gönderen arkadaşımın ismi Dong-Eun. Kore'den kucak dolusu sevgiler göndermiş bizlere! Türkiye'den bahsetmiş kartpostalında. Çok seviyormuş ülkemizi. Kore ile olan dostluğumuzu yazmış. Kardeş ülke demiş bizim için. Ara ara korece de yazmış ama korece bilmediğim için onlar hakkında pek bir şey diyemeyeceğim. 



Kebap,dondurma ve lokumu çok seviyormuş. Bildiğim kadarıyla bize has şeyler orada da satılıyor ki kartpostal gönderen arkadaşım denemiş. Çok lezzetli olduklarını da eklemiş. Birgün Türkiye'ye gelmek istediğini de belirtmiş. Şu ana kadar tanıştığım her Koreli gelmek istiyor ülkemize. Ama henüz hiçbir arkadaşım gelmiş de değil. Ama diyeceğim şu ki; kartpostal göndermek ve sonrasında sana ulaşması ha-ri-ka!

18 Temmuz 2017 Salı

İSTANBULDA YAĞMURLU BİRGÜN



Günaydıınn!
Bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor İstanbul'a. Bu en çok sokak hayvanlarına ve bitkilere yaradı sanırım. Şanslıyız ki başımızı sokacak bir yuvamız var. Yağmurlu günleri önceden sevmezken ben şu an seviyorum. Meğerse yağmuru izlemek, ellerinde hissetmek, toprağa düşen temiz havayı solumak ne güzel!

Yağmur yağdığında sizin de aklınıza şu tekerleme gelir mi?

Yağmur yağıyor,seller akıyor
Arap kızı camdan bakıyor.

Bunun ardındaki hikayeyi hep merak etmişimdir. Geçmişten süregelen ırkçılık ile ilgili bir hikaye mi yatıyor acaba bunun altında?


 Bugünümüzün güzel bir gün olması dileğiyle.


17 Temmuz 2017 Pazartesi

DİPLOMALARIMI ALDIMM !



Belki bugün kimi için yeni şeylerin başlangıcı olduğu bir gündür. Belki de bazı şeylerin bittiği bir gündür. Ya da mutlu geçen bir gün olmuştur. Veya aksiliklerle dolu kötü bir gün. 

Benim bugünüm, mutlulukla,sevinçle geçen önümde oluşacak yeni başlangıçlara adım atacağımı hissettiğim gün. Bu satırları okuyorsan benim bu günüme şahit olacaksın az sonra. Hazır mısın?

Artık öğrencilik hayatım bitti. Bugün Marmara Üniversitesi'ne formasyon diplomamı almak için erkenden yola koyuldum. Ufaktan ufaktan heyecan da vardı içimde. Formasyon diplomamı aldım ve okulun bahçesine çıktım. Şöyle dönüp ardıma baktım. Bir yılım burada iyi kötü geçti. Hoşçakal Marmara benim hikayem bu kadardı dedim içimden, gülümsedim ve asıl okuluma geçici mezuniyet belgemi almak için tekrar yola koyuldum.


Okuluma geldiğimde bir sürü stant kurulmuştu. Okulun tanıtımını yapan öğrenciler vardı. Ama okul bomboştu. Geçici mezuniyet belgemi almak için giriş kartımı teslim ettim ve imzaları atarak aldım belgeleri. Lobide oturdum biraz. Burada da dört yılım geçti. Son yılım streslerle,tezimle,bazı aksiliklerle dolu olsa da güzel günlerim de oldu. Bir ara sesli sesli artık resmen bittii, mezunumm diye bağıracaktım ama frenledim kendimi. :)

Üsküdar'da kahvaltı yaptık. En sevdiğim öğün kahvaltı. 💗 Uzun uzun sohbet eşliğinde yapılan kahvaltıları çok severim. Kahvaltının ardından postaneye gittim ve Malezyalı arkadaşımın hediyesini gönderdim. Yol üzerinde iki tane kedi gördüm. Bir anne bir de yavru kedi. Biraz ürkerek yanlarına gitsem de anne kedi onları sevmeme izin verdi. Yavru kediyi ellerime alınca mır mır mırladı. Sonra annesinin yanına bıraktım onu. Güle güle dedim. 


 

Birpembesever