22 Haziran 2018 Cuma

ÖRÜMCEK KADIN







Çocuk deyince ilk aklıma gelen şeylerden biri de hayal kurmak olur elbette.
Hayaller çok değerlidir. Yeri bambaşkadır onlarda. Bir sınır yoktur. Üstelik ücreti de yoktur. En güzel yanı da budur ya hani... Sıkıldığın zaman vazgeçersin o hayalden ve bir başkasına geçersin. Nasılsa hayal kurmak bir çocuk için eğlenceli olmakla birlikte sevimlidir de..

Bazen hayallerini hayallerine sığdıramadığın bile olur çocukken. Aynı zamanda hiçbir çocuğun hayali bir diğeriyle de kıyaslanamayacak kadar kıymetlidir onlar için.

İşte o hayal kuran çocuklardan biri de benim öğrencilerimden biri. En büyük hayali örümcek kadın olmakmış. Bunu duyduğumda sesli güldüğümü söyleyebilirim. Nedenini sorduğumda ise insanları kurtarmak olduğunu söyledi. İzlemiş olduğu bir filmden etkilenmiş olsa da, hayalinin amacının insanları kurtarmak olması beni sevindiren kısmı oldu.

Hayallerini anlatan bir çocuğu sakın susturmaya çalışma. Gerçekleşmesi mümkün olmasa da bir anlığına seni kendi hayal dünyasına çekip tebessüm ettiren bu minik kalplerin yaşadığımız dünya için ne kadar önemli ve değerli olduğunu hisset.

21 Haziran 2018 Perşembe

BENDEN VAZGEÇME YA RAB!








Benden Vazgeçme Ya Rab! 
Konuşmacı ve yazar olan Mehmet Yıldız'ın kitabında yazanlar bir sohbet havasında geçiyor. Youtube'da yer verilen sohbet videolarının konu başlıklarının bir kısmını kitabının içerisinde de görebilirsin. 

Aslında bu kitap için söyleyecek o kadar çok söz var ki... Derin bilgiler barındıran, insanı düşündüren, vicdan muhasebesi yaptıran, kendine getiren bir kitap olmuş. Zaten yazarın sohbet videoları da bir o kadar tesir edici nitelikte. Bu kitapla tanışmadıysan eğer, seni tanıştırmak istedim ben de. Bu yüzden çok fazla detay vermeden senin de satırları okurken tat almanı isterim.😊

''Hava karardıkça bende bir sen başlar, susamayacak kadar dolu konuşamayacak kadar yorgun gönlünü hissederim mesafelere aldanmadan.
Acını anlatamazsın ama 'acıyla' anlatabilirsin heybenden dökülenleri. Daha konuşmaya başlamadan ne diyeceğini bilen Rabbine açarsın avuç avuç azabını. Gaflet kalkar, şerrin içindeki hayırları görmeye başlar vicdanın. Ve anlarsın. Aslında Allah senin için çok güzel yollar yaratmış...''


19 Haziran 2018 Salı

ÇABUK BİTEN GÜN





Açıkçası bugün nasıl geçti anlamadım. Çok hızlı biten bir gün oldu ilk iş günü benim için. 
Geçen yıl bu zamanlarda öğrenciyken staj da yapıyordum. Ne zor günlerdi.. 
Bunu nereden oldu da hatırladın Tuğçe diye sorarsan bana, kuruma Çocuk Gelişimi okuyan öğrenciler geldi. Stajyer olarak. Hatta bir tanesini de dersime aldım gözlem yapması için. Bana verilmişti.🙈 

Çok farklı hissettim. Aklıma stajyer olduğum zamanlar geldi. Daha dün gibi ama bir iki yıl geçti üstünden. Stajyerlere uzaktan bakınca heyecanlarını, mesleğe olan heveslerini, sordukları soruları görünce ''acaba ben de mi stajyerken böyle görünüyordum uzaktan'' diye geçirdim içimden.😊 

Resimdeki çiçek sence de çok güzel değil mi? Bu çiçeğin adı saat çiçeği imiş. Çarkıfelek çiçeği de deniyor. Ayrıca latince bir adı da var. Görünüş olarak gerçekten de bir saati andırmıyor mu? 

18 Haziran 2018 Pazartesi

MEKTUP ARKADAŞLIĞI DEVAM EDİYOR





Günaydıınn!
Bugün postaneden mektup gönderince uzun  zamandır mektup göndermediğimi anladım. Açıkçası içten içe özlediğimi de fark ettim mektuplaştığımı. O yüzden cevaplamam gereken mektup arkadaşlarımın listesini çıkartarak ilk sıraya Beyda Ablamı koydum. Paketini bayramdan hazırladım ve bugün de göndermek kısmet oldu.

Hayatın akışına ve yoğun temposuna kapılınca es geçtiğim hobilerimden birine bugün tekrar dönmek çok güzeldi. Paket hazırlamayı, mektup yazmayı, satırlar arasında kaybolmayı özlemişim..
Dilerim mektubum en kısa sürede varır ve Beyda Abla'ya mutluluk götürür.
Senin de hala bir mektup arkadaşın yoksa bir tane edinmelisin sevgili okur. 
Mektup sevgisini daha da çok yayabilmek dileğiyle,
Birpembesever'den sevgiler! 😊

16 Haziran 2018 Cumartesi

MİM | KİTAPLAR KALBİMDEN VURUR




IMG_20180528_143149_756


Sevgili Eslem, en son yaptığı mim yazısında beni de mimlemiş. Onun mim cevapları da çok şirin olmuş. BURAYA tıklarsan Eslem'in yazısına ulaşabilirsin. Teşekkür ediyorum Eslem'ciğim. 💜 
Bu mimde bol bol kitap kokusu alacaksın. Neden mi? Çünkü sorular kitaplarla ilgili. İşte benim mim cevaplarım:


1.Okumayı size sevdiren ne oldu?
Babamın ve annemin sahip olduğu kitapların bulunduğu kocaman bir kitaplık vardı eski evimizde. Henüz çocukken de oradaki kitapları açıp açıp incelerdik. Kitaplara merakım ve sevgim o kitaplıkla başlamıştı.


2.Hiçbir kitabı sayfalarını çevirerek biriyle okudunuz mu?
Eveet! Bunu ben çocukken annemle çok yapardık. 


3.Yolculuğa giderken yanınıza kaç kitap alırsınız?
Açıkçası çok fazla kitap almam. Bir tane kitabı yeterli görürüm. Yolculuk yapacağım yerde uzun süre kalacak olursam yanıma alacağım kitap sayısında artış olabiliyor.


4. Asla okumam dediğiniz kategori nedir?
Buna cevabım: ekonomi, felsefi ve siyasi kitaplar olabilir.


5.Kitapları renklerine göre mi, alfabeye göre mi sıralarsınız?
Sorun şu ki, her ikisi de değil. :) Kitapları yayınevlerine göre sıralarım. Nedendir bilmem ama gözüme daha bir hoş geliyor öyle olunca hehehe. ^-^


5.Okurken size eşlik edecek bir hayvan ister miydiniz?
Bir kedim olsa fena olmazdıı.



Bu mimi yapmayanlar kaldı mı bilmiyorum.🙈
Sevgili Ece Ablamızı, sonra Elifgül'ü, sonraa Nermin'i mimliyorum ben de.😊
Yapmayan varsa o arkadaşlarımız da mimlendii!

15 Haziran 2018 Cuma

BAYRAMLAR BAYRAMLARR





Eskiden bayramlar daha bir başkaydı. Eskiden dememe bakma sen, neredeyse on yıl öncesine götürüyorum seni. Ben çocukken bayram öncesi günü uyuyamazdım. Uyku tutmazdı. Çünkü yarın bayramdı. Alınan yeni kıyafetlerimiz itina ile baş ucumuza konur, öpülen ellerden alınacak şekerler ve harçlıklar bizleri heyecanlandırırdı. 

Bursa'da bayram daha farklı olurdu. Anneannemlerin oturduğu evin mahallesi çok farklı gelirdi. Evler az katlı, insanlar birbirini tanırdı. Birkaç çocuk toplaşıp elimize ufak poşetleri alıp kapı kapı dolaşıp bayramlaşır ve ardından da şekerlerimizi alırdık. En sonunda da tüm şekerleri oturur sayardık. Kimin en çok şekeri olmuş diye. Çocukluk işte.😊

Şimdi bakıyorum da çocuklar bayramlaşmak nedir bilmiyorlar.. Ellerinde bir teknolojik araç ve iletişime kapalı bir sürü çocuk. Sonucunda ise içine kapanık, asosyal ve psikolojik sorunlara sahip bireyler yetişiyor. İletişimin bol olduğu eski bayramları özlüyorum...




TALİHSİZ SERÜVENLER DİZİSİ




Talihsiz Serüvenler Dizisi. 
Dizide üç kardeş var. Bu üç kardeşten her birinin farklı bir yeteneği var. Biri araştırmaya ve okumaya çok meraklıyken diğeri icatlarla birlikte yeni buluşlar yapar. Beklenmedik bir anda evlerinde yangın çıkar ve Baudelaire ailesinin çocukları yetim kalır. 

Tüm şehir, bu üç çocuğu onlara kalan büyük mirasları ile Baudelaire yetimleri olarak çağırır. Kont Olaf adında bir tiyatro oyuncusu yetimlerin akrabası olarak onların velayetini alıp miraslarına sahip olmak ister. Baudelairelar sandığından da çetin ceviz çıkarlar ve birçok talihsiz olay ile birlikte peşi sıra komiklikler de gelmeye başlayacaktır.

Dizi biraz fantastik. Görüntüler, kostümler, karakterler çok yerinde olmuş. Çocuklar Kont Olaf'ın kötü davranışlarına maruz kalırken bir yandan da evlerinde birdenbire çıkan yangının izini süreceklerdir.

14 Haziran 2018 Perşembe

SEVGİLİ DOST #9






Sevgili dost;
Şükrediyor musun?
En başta nefes alabildiğin için.. 
Sonra, her yeni güne gözlerini açabildiğin için..
Koku alabildiğin ve tat alabildiğin için..
Duyup görebildiğin için.. Konuşup, hareket edebildiğin için..
Düşünebildiğin için..
Yediklerin, giydiklerin, başını soktuğun ev için şükrediyor musun?

Hayatının her anında şükretmeyi hatırla sevgili dost.

Hayat.
Bir çocuk için oynanacak bir sürü oyunu, akıllara gelemeyecek hayalleri kapsarken bir yaşlının gözlerinde ise dört harften oluşan ölümü çağrıştırıyor. Bir gencin penceresinden ise, umut dolu bir sürü hayalleri ve hedefleri barındırıyor belki de içinde...

Değişmeyen tek şey neydi biliyor musun sevgili dost?
Hayat, bir kelebek misali. Bize biçilen ömür tıpkı bir kelebeğinki gibi. Göz açıp kapayıncaya kadar çabuk geçen bir ömür var hepimizde.

O yüzden sevgili dost,
Şükür et. Bolca şükür ve zikir et.


13 Haziran 2018 Çarşamba

BENİ DERSE ALACAK MISIN?







Hatırlarsan bir öğrencime süslü bir kalem hediye etmiştim. Bugün ilk dersimin bitimine yakın sınıf kapımda Ecrin vardı. Her zamanki gibi gülümseyip el salladı. Ben de karşılık verdim ve sınıfıma davet ettim. ''Beni de derse alacak mısınız?'' dedi. Bu sorusuna kocaman tebessüm ettim. 

Teneffüste birlikte aşağıya indik , idareye durumu anlattım ve sonraki dersimizi bu tatlı kızımla yapmış olduk. Son dakikalara doğru beraber boyama yaptık. Kağıdın altına da kendiyle beni çizmiş. Bana not da bırakmış: ''Tuhuçe öretmenim seni seviyorum, Ecrin'' diye.

Adım hep değişiyor. Tüçe, Tuçe ve şimdi de Tuhuçe 😊

12 Haziran 2018 Salı

THE RAIN





Bir virüsün tüm ülkeyi etkisi altına almasıyla insanların amansızca kaçış mücadelesi verdiği dizi. Bu virüs yağmur ile birlikte bulaşıyor. Yağmur yağdığında tenine temas ederse virüse yakalanmış oluyorsun.

Dizide başrol karakterlerde bir kız ve oğlan çocuk var. Bunların ikisi kardeşler. İlk virüsün yayılmasından önce yani ilk yağmur damlalarının şehre düşmediği esnada iki kardeş ve ailesi babalarının öncülüğünde bir sığınağa doğru yola koyulmuşlardır. Sığınağa varırlar ancak kardeşler bu sığınağın ne amaçla ve kim tarafından yapıldığına anlam veremezler.

Ailesini ardında bırakan baba, oradan ayrılmak zorunda kalır. Aradan 6 yıl geçer. İki kardeş sığınakta uzun yıllar geçirirler. Babalarından bir haber alamazlar. Bir yandan da dışarıdaki durumu merak ederler. Üstelik erzakları da tükenme noktasına ulaşmıştır. Bu iki kardeşin bir sonraki planı ne olacaktır?


11 Haziran 2018 Pazartesi

ÇİZGİLİ PİJAMALI ÇOCUK





Çizgili Pijamalı Çocuk. 
Kitabın 33.baskı olması çok dikkatimi çekti. Ve kitapla ilgili bilgi almak istediğimde ilginçtir ki arka kapakta bir sürprizle karşılaştım. İçerik ile ilgili bir bilgi koymamışlardı. Bu durum kitabı okuma isteğimi daha da çok arttırdı. 

Ben de kitabın büyüsünü bozmak istemiyorum. Seni arka kapakta yazanlarla baş başa bırakıyorum.

'' Bu kitabı okumaya başladığınızda, Bruno adında dokuz yaşındaki bir çocukla yolculuğa çıkacaksınız ( ama bu kitap dokuz yaşındakiler için değil ). Ve er geç  Bruno ile beraber bir tel örgüye varacaksınız. 

Böyle tel örgüler dünyanın dört bir yanında var. Umarız asla rastlamak zorunda kalmazsınız.''

10 Haziran 2018 Pazar

MR. BEAN'S HOLIDAY






Mr. Bean Tatilde.
Mr. Bean, katıldığı bir çekiliş sonucu Fransa’ya tatil bileti kazanır. Uzun zamandır aklında seyehat etme isteği ile birlikte film çekme hayali yer alır. Fransa’ya gider ve elindeki dijital kamerasıyla sokak görüntülerini kayda alır. Mr. Bean, fransızca da bilmediği için başına ufak tefek komik olaylar da gelir.

Seyehati sırasında trene binmesi gerekir. Ve birtakım bazı aksilikler gerçekleşir, Mr. Bean bir çocuğu kaçırmakla suçlanarak tüm ülkede arananlar listesine eklenir.

Çocuk kaçırmakla suçlanan Mr. Bean, çocukla bir başına kaldığı Fransa sokaklarında macera peşinde koşacaktır.

Filmin; eğlenceli, sempatik ve sevecen bir yanı vardı. Mr. Bean karakteri film boyunca neredeyse hiç konuşmuyor diyebiliriz. Mimikleri ve beden diliyle anlatmak istediğini dile getiriyor. Bu filmi sıkıcı kılmanın aksine eğlenceli ve farklı kılmış. Bol bol gülümseten bir film.


8 Haziran 2018 Cuma

KARNE SEVİNCİ



Bugün karnelerin alındığı gündü. Rehabilitasyonda çalışınca, öğrencilerimden bazısının karnelerini alıp bana da göstereceklerini pek tahmin etmemiştim. Ama bugün bir sürpriz yaşadım. 

Bir dersim daha bitmişti ve ben dinlenirken telefonum çaldı. Öğrencilerimden biri babaannesiyle beni arıyordu. Danışmaya çağrıldım.Yanlarına gittiğimde her ikisinin de gözleri parlıyordu. Öğrencim bir üzüntü içerisindeydi. Babaannesi, ''Sizi göremeyince üzüldü biraz çünkü karnesini size göstermeyi çok istedi. '' dedi. Karne, iyilerle ve çok iyilerle doluydu. Mutlu oldum. Öğrencime sarıldım. Onu tebrik ettim. Sonra babaannesi, kimseyi sizin kadar sevmedi hocam deyince kocaman bir tebessüm kapladı yüzümü ve ardından kalbimi. Evet, kalbim de tebessüm etti bugün.

Bireysel derslerimin birinde yerinden kalkıp kalkıp bana kocaman sarılan bir kız öğrencim de var. Annesi evde hep benden bahsettiğini söyledi. Nasıl mutlu oldum... Onların küçücük kalplerinde yer edinmek paha biçilemez bir duygu.


7 Haziran 2018 Perşembe

MİM | BEN BUNU YAZMAM





Yapılması gereken mimler birikince oturup yazmalıyım dedim kendi kendime. Mimin adından da anladığın üzere, blogunda yazamayacağın konuları ele alıyor. Beni mimleyen sevgili Elifgül oldu. O da Çok Bulutlu blogunun sahibi. Onun mim cevaplarını da  buradan  okuyabilirsin.😊    

İşte mime başlıyoruzz.        

Ne yazabilirim?

Blogum, kendimle baş baş kalabildiğim bir yer olunca hayatımdan küçük kesitlere yer verip okurla paylaşmayı seviyorum. Sonra izlediğim dizi-film-belgeselleri beğendiğim ve beğenmediğim yönleriyle yazıyorum. Okuduğum kitaplar da buna dahil diyebilirim.

En en önemlisi mektup arkadaşlığı ve kartpostallaşmak hobilerimden biri. Bunlarla ilgili yazmak, okurumun ilgisini çekmek hatta insanlara örnek olup yazmaya ve paylaşmaya teşvik etmek beni mutlu eden şeylerden biri. 

Gezi yazıları. Gezmek benim için bir tutku adeta. Topuklarım ağrıyana kadar gezebilirim. Yeni yerler keşfetmeyi çok severim.

Bir de duygularımı yazmayı severim. Yazabilirim de diyebiliriz. O gün mutluysam, kızgınsam ya da öfkeliysem bunu yazıya dökebilirim. 


Ne yazamam?

En ilki makyaj olacak sanırım. Gerçekten bu konu hakkında öyle çok bilgi sahibi değilimdir. Sanırım makyaj yapmadığımdan dolayı ya da ilgimi çekmediğinden dolayı. Ya da her ikisi de, bilemedim.🙈

Diğer bir kategori de, insanları polemiğe sürükleyecek ya da aralarında tartışmalara sebep olacak konulardan biri olan siyaset diyebilirim. 

Ve son olarak da sabit bir etiket üzerinden blogu yürütebilmek sanırım.Örneğin bilimsel gelişmelerle ilgili bir blog açmak ve hep bu konu üzerine yazı yazmak.  Bunu yapabileceğimden de pek emin değilim. Yapabilenleri de tebrik ediyorum.😊


5 Haziran 2018 Salı

SOMETHING IN THE RAIN





16 bölümden oluşan kore dizisi. Son Ye Jin adındaki karakter 30'lu yaşlarındadır. Bir şirketin kahve sektöründe müdür olarak çalışır. Hayatında her şey iyi ve yolunda giderse güzel şeylerin de onu beklediğine inanan birisidir. Hayatının iyi gittiğini düşünen başrol kadının aslında hiçbir şeyi yolunda gitmez. Sürekli işinde patronu tarafından azarlanır ve kusur bulunur. Sosyal hayatı da iyi değildir.

Bir gün çok yakın arkadaşının yurt dışında olan erkek kardeşi ülkesine döner. Son Ye Jin'in çalıştığı şirketin bilgisayar oyunları bölümünde çalışmaya başlayacaktır. Son Ye Jin ve bu erkeğin çocuklukları, gençlikleri de birlikte geçmiştir. Bu ikilinin arasındaki komik, sevimli diyalogları göreceksin. 

Dizinin ost'ları çok hoş. Ayrıca dizinin çocuksu, neşeli bir tarafı da var. 

4 Haziran 2018 Pazartesi

POSTCROSSING | JAPONYA





Birpembesever'den merhabaa!
Bu kartpostal ile seni Japonya'nın ulusal simgesi haline gelen, her mevsim kendine has manzarası ile büyüleyen Fuji dağına götürüyorum. Kartpostaldaki resim bahar aylarından birinde çekilmişe benziyor. Pembe kiraz çiçeklerinin oluşu bana baharı çağrıştırdı. 

Fuji dağı, Japonya'nın en yüksek dağı olmakla beraber ayrıca volkanik dağlardan da biri. En son 1700'lü yıllarda patlama yaşanmış ve ardından herhangi bir volkanik patlama yaşanmamış. Çok fazla turist çeken bir bölgeymiş. Özellikle fotoğraf severler için harika manzaralar da olabiliyormuş.

Yıllar önce gelen kartpostallarımdan sadece biriydi bu. Son 1,5 yıldır kartpostallaşmıyorum. Sadece mektup arkadaşlarım duruyor. Böyle bazen açıp okuyunca kartpostalları, acaba o kişi şu an ne yapıyordur diye de merak ediyor insan. Arada kartpostal göndermeyi de özlediğim oluyor ancak yeterli vaktim pek yok bu uğraş için şu sıralar.. Ama eğer sen hayatında hiç denemediysen bunu, bir kartpostal ya da mektup arkadaşı bulup denemeni tavsiye ederim. Geriye çok güzel anılar bıraktırıyor.


3 Haziran 2018 Pazar

SATRANÇ





Tek solukta okunabilecek kitaplardan biri de Zweig’in kaleme aldığı Satranç kitabı. 
Kitapta Dr. B adında bir adam, Gestapo denen gizli örgüt tarafından otel odasına kapatılır. Bu odada meşgul olabileceği hiçbir şey yoktur. Sadece sorgular için odadan dışarı çıkartılan Dr. B, bir gün gizlice bir kitap araklar. 
Sorgusu biten ve odasına götürülen Doktor, çok mutlu olmakla birlikte oldukça heyecanlıdır. Haftalar sonra nihayet kafasını meşgul edecek bir şey bulmuştur.  Kitabı büyük bir merakla açan Dr. B gördükleri karşısında şaşkına uğrar. Çünkü kitap satranç ile ilgilidir. Birkaç günün sonunda Doktor, mecbur bir şekilde kitabı inceler ve belli bir zaman sonra kitap ilgisini çeker. 

Hapis tutulduğu bu küçük odada bu kitap onun arkadaşı olur. Kitabın her ayrıntısını aklına kazır. Ancak ne satranç tahtası ne de taşları vardır elinde. O da kuruttuğu ekmek parçalarıyla kendine satranç taşları yapar sonra onu da bırakıp beyninde oyunlar kurar. Aklını kurcalayan tek şey satrançtır artık.

Aradan uzun zaman geçer ve Doktor B serbest bırakılır. Bir yolcu gemisinde dünya satranç şampiyonu ile yolu kesişir ve aralarında büyük bir satranç turnuvası gerçekleşir. Acaba galip kim gelecektir?

2 Haziran 2018 Cumartesi

MİNİMALİZM | BELGESEL





''Hayatımızın çoğu öylesine otomatik bir şekilde ve alışkanlıklar yaşanıyor ki zamanımız kovalamaca ile geçiyor. Hiçbir şey bizi tatmin etmiyor. Ve bu koşuşturmaya öylesine kapılmışız ki kendimiz acınası hale gelmişiz.''

İşte bu cümlelerle başlıyor belgesel. Günümüz insanlarını ,ki buna bazen kendimi de dahil ediyorum, çok çabuk tüketen ve çok eşya seven, aldıkça daha da alası gelenlerin minimalist yaşayanların gözünden nasıl göründüğümüze dair bir belgesel. 

Minimalizm, sadeliği ve nesnelliği ön plana çıkaran bir akım olarak biliniyor. Bu belgeselde de hayatlarındaki kalabalıklardan, fazla eşyalardan, modanın kurbanı olmaktan kendini alıkoyan insanların fikirlerine, yaşam tarzlarına yer veriliyor.

Sosyal medyanın ve reklamların bizlerin yaşamlarını ne tür etkilediği kaçınılmaz bir gerçek. Özellikle sosyal medya, hayatımızın mükemmel olması gerektiğin, söyleyen bir illüzyon. Reklam ve pazarlama, statü sistemindeki yerimizi belirler oldu.
Dışarıda birçok insana baktığımızda sosyal medyada moda olan bir şeyi caddelerde birçok insanda görür olduk. Hepsi birbirine benzer oldu. Özgünlük adına hiçbir şey yok.

Aynı şekilde reklamlar da hayatlarımızın vazgeçilmez parçalarından biri oldular. Milletçe eşyaları çok severiz. Mobilyalara, kıyafetlere yüklü miktarda paralar harcar sonra da kıyamadıklarımız olur  veya kullanmayı unuttuklarımız...

Hayatımıza uygun alanlar katmak yerine, hayatımızı alanlara göre yaşar olduk.

Sanırım biz, bizi mutlu edecek şeyin ne olduğundan emin değiliz. Birçok insan maddi servetin en büyük hedef olduğunu düşünür. Fazla maddeciyiz. Materyalistiz.

Minimalist yaşam, çok ve gereksiz harcamanın önüne geçen, az eşya ile de mutlu olunabileceğini bizlere sunan bir yaşam tarzı. Daha çok kazanmanın kontrolü her zaman biz de değildir ancak daha az harcamanın kontrolü bizdedir diyor belgeselde.

İnsanları sevin, eşyaları kullanın. 
İzlenmesi ve hayatımızda uygulamamız gereken bir belgesel.


31 Mayıs 2018 Perşembe

SEVGİLİ DOST #8






Bugün gökyüzü sence de çok güzel değil miydi? Mavi renginin rahatlatıcı bir etkisinin olduğunu söylüyorlar. Duygusallığı ve duyarlılığı ortaya çıkartabiliyormuş. Ama açık mavinin tonları için bunu diyorlar. Bugünde gökyüzünde açık mavinin her tonu vardı sanki. O yüzden mi bugün duygusalım ben de sevgili dost?

Biliyor musun, bulutlar güzeldi. Onları seyretmek güzeldi. 

Sevgili dost, 
Bulutları da satın alacaklar diye korkuyorum. Tıpkı yıldızları satın aldıkları gibi. Yeryüzündeki her şeyi hunharca kullanıp, tükettikleri yetmiyor, şimdi de gökyüzündeki yıldızları satın alıyorlar. Kimin yıldızını kimden satın alıyorlarsa...

''Büyükler sayılara bayılırlar. Tutalım, onlara yeni edindiğiniz bir arkadaştan söz açtınız, asıl sorulacak şeyleri sormazlar. Sesi nasılmış, hangi oyunları severmiş, kelebek biriktirir miymiş, sormazlar bile.'' diyor Küçük Prens kitabında.

Sahi Sevgili Dost, 
Yitiriyoruz her değeri günden güne. İnsanların hayatları merak üzerine kurulu.

''Derdi dünya olanın dünya kadar derdi olur'' diyor Yunus Emre.

Ne güzel de demiş. 
Dertler... Herkeste farklı farklı olan ve yaşanan şeyler. Mühim olan, her ne ise gözünde büyütmeyip hayırlısı demek. Allah'a tevekkül etmek. O'na bırakmak.

Demem o ki sevgili dost;
Üç günlük dünyanda dertlerini bir dağ misali gözünde büyütme. 

Ve yeryüzünün kalabalığından uzaklaşmak istersen gökyüzünü seyret.




29 Mayıs 2018 Salı

RENGARENK





Sulu boya, yapmayı çok istediklerimdendi. Bir merak saldım önce. Daha sonra bir iki videoda yapılışını görünce ben de bunlardan denemeliyim dedim. İhtiyaç listesi çıkarttım. Bunlardan en ilki taş sulu boyalar oldu. Sonra fırçalar ve sulu boya defteri. Fiyat listesi de biraz kabarık çıktı. Ben de henüz amatör olduğum için en basitinden ve ucuzundan başlamayı tercih ettim. Eğer olur da bu hobide ilerleyip kendimi geliştirebileceğimi düşünürsem ihtiyaç listesinden önce taş sulu boyalardan alacağım.🙈

Elimde mektup arkadaşım Sang A'nın göndermiş olduğu sulu boya yapmaya uygun boş olan kartpostal seti vardı. Kardeşimden yürüttüğüm sulu boya ve fırçalar da ilk denememde kullanılmış oldular. 


İlk denemem çiçek desenleri üzerine oldu. Yapması çok keyifli ve zevkliydi. Bu sulu boya kartpostallarının ebatları küçüktü. En yakın zamanda birkaç fırça ve sulu boya defteri almam gerekiyor.


Bu serinin devamı en kısa zamanda yine gelecek bence. 😊

28 Mayıs 2018 Pazartesi

UNDER THE SUN | BELGESEL





Under the Sun, Güneşin Altında.
Sosyal ve kültürel bir belgesel. Bizleri Kuzey Kore'ye orada yaşayan küçük kız Lee Zin Mi'nin evine götürüyor. Zin'in ailesiyle olan ilişkileri, okul hayatı, sosyal yaşamı, anne ve babasının iş hayatını göreceksin bu belgeselde.

Kuzey Kore'de yaşam bana çok soğuk ve acıklı geldi. Belgeseli hazırlayan kişinin yanında görevli bir Kuzey Koreli adam var. Bu adam Zin'i ve ailesinin diyecekleri cümleleri ve davranışlarını yönlendirmeler vererek onlardan yapmasını istiyor. Yani belgeseli izleyenlerin Kuzey Kore'yi bu şekilde bilmelerini istediklerini anladım.

Çok anlamlı bir belgesel. Ama çok doğal olduğunu söyleyemem. Çünkü Zin'in ve ailesinin kendi cümleleri yok, kendi seçimleri yok, kendi kararları hatta kendi davranışları yok. Zaten Kuzey Kore gibi bir ülkeden bahsediyorsak bunların olmaması da oldukça normal gibi.

Zin ve diğer çocukların yaşamlarına üzüldüm en çok. Küçük yaşlardan itibaren propaganda yapılıyor bu çocuklara. Dünyadan habersizler. Gelişmelere kapalılar. Güne Kim Jong İl ile başlayıp, günü Kim Jong İl ile kapatıyorlar. Hayatları bu kişi üzerine kurulu. Sıkı bir eğitim sistemi mevcut. Çocuklar çocuk gibi değil. Küçük yetişkinler gibi konuşturuluyor. Okuldaki derslerde kendi ülkeleri dışındaki diğer ülkelerin hepsi düşman gibi gösteriliyor. 

Çocuk Sendikası diye bir şey var belgeselde. Kuzey Kore'de belli yaşa gelen çocuklar bu sendikaya katılıp yemin ediyorlar. Artık yetişkin olma yolunda adımlarını atmış oluyorlar. Hayatlarında hata payına yer yok. Kim Jong İl ve ülkeleri  için en iyisini yapmaya adıyorlar kendilerini.

Belgeselin sonu çok etkileyiciydi. Küçük Zin'in omuzlarındaki yükü, hissettikleri, ona fazla gelen bu hayatı çok dramatikti. 


27 Mayıs 2018 Pazar

BENİ ONLARA VERME





Tarık Tufan, günlük hayattan insanların yaşamlarında iz bırakan hikayeleri 41 başlıkta toplayıp kısa sayfalarla bizlere sunuyor kitabında. Yani bir hikayecik üç dört sayfadan oluşuyor. 

Bir semti, o semtin mahallelerini ve o mahallelere sıkışmış karakterlerin birbirinden ilginç hikayeleri masalsı bir dille yazılmış. Ve anlatılanlardan bazıları bana okurken çok gerçekçi geldi. Sanki hikaye değil de yazarın yaşantısına ait anılarının toplandığı bir kitap gibi olmuş.

Akıcı ve etkileyici bir kitap olsa da yer yer okurken yineleyen hikayelere de yer verilmemiş değildi. Sayfaları okurken bazı karakterlerde okuyucu kendini onun yerine koyuyor. Gözlem ve karakterlerin kişilik analizlerine de değiniliyor. Kimi zaman mutlu, umut dolu hikayelere kimi zaman da can yakan karanlık hikayelere yer verilmiş.

Beni Onlara Verme, cüretli ve içten bir meydan okuma.





26 Mayıs 2018 Cumartesi

NEDEN SOSYAL MEDYA HESABIN YOK?





İsimleri sosyal medya. Yani insanları sözde sosyal yapacağına inandığımız bir sürü platformdan oluşuyor. 

İş yerimden bazıları benim sosyal medya hesabımın olmayışına şaşkın kalıyorlar. Nasıl yani? Hiç mi kullanmıyorsun? Bir tane de mi hesabın yok? dedikleri de oluyor. Evet, Hiçbiri yok. Blogu saymıyorum tabii. Ben burayı sosyal medya gibi de görmüyorum. 

Sosyal medya hesaplarının insanları asosyal yaptığını düşünüyorum. Ve baktığımda oradaki insanların gün geçtikçe birbirlerine benzediklerini gözlemlemiştim. Önceden, sanırım iki yıl oluyor, instagramım vardı. Kendi kişisel hesabım. Onu da iyi ki kapatmışım diyorum hep. Kendi açımdan, bana hiçbir katkısı olmadı. İllaki  faydalı bir şekilde kullanıp bu mecralardan yararlanan insanlar da yok değildir. Ben sadece günümüzün gösteriş hastalığından ve özel hayatını apaçık yaşayan insanların görüntülerinden sıkılmıştım. 

Bana sosyal medya nedense iyi şeyler çağrıştırmıyor. Kişisel diye bir kavram yok sanki. Samimiyet yok. Özgünlük hiç yok. Yapmacık insanlar ve onların bir şeyleri ispatlama çabaları çokça mevcut.. Adeta bir tiyatro sahnesi gibi gözler önüne seriliyor hayatlar. Her şey apaçık bir şekilde. Hayatlarını hep Pollyanna gibi yaşayanları da unutmamak gerek.

Uzun lafın kısası, A kişisi bugün bunu giymiş, şuraya gitmiş, yanına onu da almış, eve bu araçla gitmiş, uymuş, uyanmış, ,insanlardan like beklemiş.. Bunları her gün paylaşmak yormuyor mu acaba onları? Ya da bu paylaşımlara seyirci kalıp kendi vaktini kolayca harcaman seni mutlu mu hissettiriyor? 

25 Mayıs 2018 Cuma

KAÇIŞ PLANI





İyi bir kurgunun ve kaliteli oyuncuların yer aldığı muhteşem bir film. Ray adında bir adam, güvenlik şirketinde çalışmaktadır. İşi gereği hapishanelere mahkum olarak girer ve hapishanenin ne kadar zayıf noktası varsa bunları tek tek bulur. Ve bu yerlerden kaçmayı başarmak onun görevlerinden biridir.

Şu ana kadar girdiği hapishanelerden zayıflıkları ve açık noktaları bularak kaçmayı başaran Ray, bir gün çok korunaklı, kimsenin konumunu dahi bilmediği bir hapishaneye görevlendirilmek üzere mahkum olarak gönderilir.

Gittiği hapishanenin içini gören Ray, şaşkınlığını gizleyemez. Çünkü bu hapishanenin tasarımını önceden kendisi yapmıştır. Artık Ray'in tek amacı yüksek korunaklı hapishaneden dahice bir plan yapıp kaçmak olacaktır.

Gerilim, aksiyon severlere tavsiye edilir. 

24 Mayıs 2018 Perşembe

GÜL REÇELİ





Beni güllerle karşılayan öğrencim Elif, dün bana küçük bir kavanozda gül reçeli getirdi. Sınıfa girdiğimizde ''Öğretmenim sana bir sürprizim var gözlerini kapat ama'' dedi ve ellerime henüz soğumamış gül reçeli kavanozunu verdi. 

Öğrencim dediğime bakmayın benden 10 yaş büyüktür. Abla kardeş gibi bir muhabbet vardır aramızda. Ama o beni ablası olarak görür o ayrı bir durum.😊

Bugün bir öğrencimin annesinden olumlu geri dönüşler aldım. Rehabilitasyona başlamanın yararını görür olmuşlar evde. Çok mutlu oldum. 

Sonra bir de Taner var. Düşüncelerini ve duygularını saygısını bozmadan dile  getiren 2.sınıf öğrencisidir o. Birlikte çıkarız sınıfıma ama o benden önce koşa koşa sınıfımın kapısını açar ve hep kolonun arkasına saklanır. Sonra ben onu bulurum, muhabbet eder güler derse başlarız. Çıkartma işlemini benimle öğrendi. Bugün ilk kez bağımsız bir şekilde yazdığım işlemleri yaptı. Kocaman bir aferin dedim. O da ''Öğretmeniim siz öğrettiniz ki bana çıkartma işlemini'' dedi. Bu hissettiklerim öğrettiklerimin meyvesi oluyor sanırım..


22 Mayıs 2018 Salı

KAKTÜSLERİM





''Kaktüslerim canım benim canım benim'' diye bir başlıkta yazı yazdığımı hatırlıyorum önceden. Canım derim onlara, çünkü çok başka severim. Güzel sözler söyler, selam veririm.

Bir sukkulentim vardı hatırlarsan. Evet o da aramızdan ayrıldı. Artık yok. En eskilerden, yaklaşık 8 aydır benimle olanlar; tavşan kulaklı kaktüsüm ve yanındaki tombik kaktüs. 

Biraz daha büyük saksılara alayım dedim onları ama sonra bu fikrimden caydım. Hala daha çok küçükler ve kaktüsler minimalist yaşamayı sevdikleri için de bir süre daha bu küçük saksılarda idare edecekler. Kaktüslerim için toprak ve vitamin almıştık. Topraklarını değiştirdim ve suya ihtiyaçları olduklarını hissettiğimde, dökeceğim suyun içine biraz o vitaminden ilave edip suluyorum.

Aslında bu süreçte kaybettiğim kaktüslerim sayesinde de birçok tecrübe edindim. Mesela sularken gövdeye su değdirmiyoruz. Şırınga ile sulamak, bu küçük saksıdaki kaktüsler için ideal geliyor bana. Sonra, kaktüsler ve sukkulentler zamanla kendilerini salabiliyorlar. Bu yüzden yanlarına çakıl taşlarıyla destek koyabilirsin. Serçe parmağını bitkinin toprağına batırdığında eğer kuru ise toprak, kaktüsünün suya ihtiyacı var demek oluyor bu.

Tavşan kulaklı kaktüsümü çoğaltmak istiyorum. Kulaklardan birini kopararak toprağa gömüyoruz. Bir yandan bu fikri düşünsem de kıyamıyorum.😮
Her bitki gibi kaktüsler ve sukkulentler de ilgi ve bakım istiyorlar. Bitkilerle, toprakla uğraşmak bana ayrıca keyif vermekte. Büyük şehirde yaşamanın stresini de aldığını düşünüyorum.





21 Mayıs 2018 Pazartesi

POSTA KUTUSUNDAKİ MIZIKA





A. Ali URAL, Posta Kutusundaki Mızıka.

Yazar kitabına Sevgili Dost diye başlıyor ve yine öyle bitiriyor. Bir dosta yazılan duyguları, düşünceleri kısacası hisleri barındırıyor. Kitap bana biraz mektup gibi geldi. Bu yönü çok hoşuma gitti. 

Her sayfada birkaç kez sevgili dost yazısını görüyorsun. Hemen ardından da yazarın kaleme almak istediği düşüncelere yer veriliyor. İlk sayfalarda 3 Temmuz 1998- 16 Aralık 1999 diye bir tarih var. Zannımca bu tarihler arasında sayfalardaki yazılar ortaya çıkmış. Kitabı okurken ben, yazarın dost diye adlandırdığı kişiye özlemini çokça hissettim. Yanında olmayan dostuna özlemini, söylemek istediklerini cümlelerle buluşturmuş. Bendeki kitap 119.baskı idi. 

''Sevgili dost,
İnsanlar birbirine mektup yazmalı.Çünkü mektupta sesin tonu belli olmaz.Çünkü mektup düşünülerek yazılır.Birdenbire ağzımızdan kaçan kelimeleri hiçbir şey geri getiremez.Söylediklerimizin üstü çizilemez. Çünkü söylediklerimiz dinlenmeyebilir, sözümüz kesilir, içeriye o anda biri girer, okunan mektupsa mutlaka tamamlanır.''


''Geçen sabah senin üzüntülü olduğunu söylediler. Dokunsalar ağlayacakmışsın. Dokunmamışlar. Yine de ağlamışsın; dostun gözünden akan bir damla yaşın yeryüzündeki bütün gölleri tuz gölü yaptığını bilmez gibi. Gül ki,acılaşmasın göller. Göl ki, orada demirli kayığımız.''


''Sevgili dost,
bildiğimiz, sesin tonunun kelimelere hayat verdiği ya da öldürdüğüdür.''


''Sevgili dost,
Her defasında bu iki kelimeyle başlıyorum mektubuma. Çünkü bu iki kelimeden her biri, gücünü diğerinden alıyor.''

''Montaigne, 'Ölümün bizi nerede beklediği belli değil,iyisi mi biz onu her yerde bekleyelim' diyerek insanın istese de gecikemeyeceği en önemli randevusunu hatırlatıyor.''

''Bana öyle bir yaratıcı ve Rab lazım ki kalbimin en küçük hatıratını, en gizli niyazımı bilecek... ve ruhumun en gizli ihtiyacını yerine getirdiği gibi, bana ebedi saadeti vermek için koca dünyayı ahirete çevirecek, bu dünyayı kaldırıp ahireti yerine kuracak.'' (Bediüzzaman)


''Sevgili dost,
Kalbimi alıp uzaklara gitmek istiyorum.Çünkü aklım hep kurcalanacak.''


''Sevgili dost,
Kararma, yağmayacaksan;kürek çekme, mahkumu olmayacaksan. Sorma, tahammülün yoksa cevaba. Saati kurma durduracaksan.''



20 Mayıs 2018 Pazar

YEŞİL MAVİ BİR GÜN



Merhaba sevgili okur!
Bugün bol yeşilin ve mavinin olduğu bir yerdeydim. Dede evinin bahçesinde. Çocukluğumun geçtiği bahçede. İşte, gördüğün yıllanmış meşe ağacımız. Bu ağacı fotoğraflamayı çok seviyorum. Her mevsimde ayrı bir güzelliği var.




Gezinirken bir kedi yine buldu beni. Sıska, çelimsiz biraz da sevgiye aç bir kediydi. Kendini sevdirmese de yanımdan ayrılmadı. Nereye gitsem peşimden geldi.🙈



İsmini bilmediğim bu sarı çiçekleri topladım. Çok güzel kokuyorlardı. Şu anda evde vazonun içerisindeler. 



Meyve ağaçlarından kiraz ve dutlar meydana çıkmışlar. Dutlar tam olgunlaşmamışlar ama kirazlar kızarmaya başlamıştı. Yine bir sürü fotoğraf çektim tabii kii.🙊 Bu arada telefonumdaki resimlerimin çoğunun manzara ve doğa resimlerinden oluştuğunu söylemiş miydim sana? 



Fındık ağaçlarının olduğu yerde adeta kelebek yuvası vardı. Ben bu kadar çok kelebeği bir arada hiç görmemiştim. Çocukken, usta bir kelebek yakalayıcısıydım. Saatlerimi harcardım peşlerinde dolanarak.😇



Bol yeşilin ve mavinin olduğu bu resimlerle gününe tebessüm katmak dileğiyle,
bulutlara bakıp biraz da hayallere dalalım. 🍀









MALEZYADAN MİSAFİRLER






Akşam yemeği çok farklı bir şekilde geçti bizim için. İftara misafirlerimiz vardı. Hem de Malezya'dan. Bildiğin gibi annemle kız kardeşim üç günlüğüne Konya'yı gezmeye gitmişlerdi. Orada gezerken üç tane Malezyalı kızla tanışıyorlar. Tanışma, sohbet derken bu kızlar İstanbul'da erasmus öğrencileriymiş. Konya'yı onlar da gezmeye gelmişler. Kaderde karşılaşmak varmış ki bugün tekrar bir araya geldiler ve ben de böylelikle tanışmış oldum.

Cumartesi akşamı yani birkaç saat öncesi, kızlar gelmeden önce içimde tatlı bir heyecan, heyecanla birlikte de merak vardı. Acaba nasıl geçecek akşam, farklı dilleri konuşsak da anlaşabilecek miyiz? Kültürler farklı,diller farklı bir sürü soruu... Kızlar evimize nihayet geldiler ve kucaklaşmanın ardından  tebessümlerle geçen hoş sohbetli, anıların olduğu, resimlerin çekildiği bir gece oldu bizler için. Yani sanki yıllardır görüşüyormuşuz da hasret gideriyormuşuz gibi bir hisse kapıldım. 

Onlara Malezyalı mektup arkadaşımdan da bahsettim. Sonra mektuplarımın olduğu büyük kutumu gösterdim. Tepkilerini görmeliydin.🙈 İçlerinden Wafa, ona da mektup arkadaşı bulmam konusunda yardım istedi. 😊 Sonra bana gelen arkası boş olan kartpostallardan kızlara da hediye ettim. Çok mutlu oldular. Ben onların mutluluğuna mutlu oldum. Kısaca farklı bir gündü. Unutamayacağım bir akşam yemeğiydi. 

19 Mayıs 2018 Cumartesi

MİM | BLOG MUHASEBESİ





Birpembesever'den günaydıınn! 😊

Bu mimi blog aleminde herkescikler yaptı sanırım. En son sevgili Merve kendi miminde beni eklemiş. Teşekkürler Merveciğim! 💜

Şimde de seni, benim mim cevaplarımla baş başa bırakıyorum. 
Keyifli okumalar ve mutlu cumartesiler!

Blog alemine nasıl girdin?

Blog dünyasına girmemdeki en büyük etken kız kardeşim olmuştu. 2013 yılında mektup arkadaşlığına başlamıştım. Üstelik ilk mektuplaşmalarım şehirler arası değil ülkeler arasıydı. Kız kardeşimin cesaret vermesiyle gerçekleşmişti biraz da bunlar.
Sonra baktım, paylaşacak birçok şeyim birikiyor. Blog açıp mektuplarımı burada paylaşma önerisinde bulundu kız kardeşim. Bu fikir ilerleyen günlerde bana da cazip geldi ve birpembesever blogunu açmış bulundum.

Hangi blog sana ilham oldu?

Kendi blogumu açmadan önce sıkı sıkıya blog takip eden bir kişi değildim. Bir konu ya da fikir araştırdığımda illa ki karşıma aradığım şeylerle ilgili bloglar çıkıyordu. Yani bir blogdan etkilenip de blog yazmaya başlamadım. Kendi duygularımı, fikirlerimi, hobilerimi yine kendi rengimle ve çizgimle yazılarımla seni buluşturmayı istedim.

Bloga yazdığın ilk yazı ve son yazı arasında farklar var mı?

Hayatımızda, geçmiş ile bugün arasındaki farkların olması gibi elbette benim yazdığım ilk ve son yazı arasında da farklar olacaktır. Aslında buna kendimi geliştirmek diyebilirim. Her anlamda kendimi geliştirmek. Bu da yazılarımı, yazacağım konuları da etkilemiş oluyor.


Yakın çevrendeki insanlar blogunu biliyor mu?

Hepsi bilmiyor. Kendimle baş başa olduğum bir yer burası. Tanıdığım insanlardan öyle herkesin de bilmesini istemem.

Blog yazmak yaşamına ne kattı ya da çıkarttı?

Yazmak, vazgeçilmez bir tutku oldu benim için. Elbette mektup yazmamın da büyük bir payı var bunda ama blogum kadar değil. Blogumu çok seviyorum. Bir şeyler yazmak, karalamak ve bir okuyucu ile buluşturmak çok güzel.
Blogum sayesinde defter tutmaya başladım. Gezi defterim, blog defterim, çantamda bulundurduğum küçük bir defter. Anlayacağın yazmak; hayatımın her anında gibi bir şey oldu benim için.

Şu anda blogunda kaç yazı ve kaç sayfa görüntülenmen var?

488 yazı ve 94.102 görüntülenmem var. Yazılarımı, yazı gireceğim an yazar ve yayınlarım. Taslak yayınım yoktur. O an içimden ne geçiyorsa klavyemle buluşuyor kelimelerim ve sonra sana sunuyorum yazımı.

Hangi blogun muhasebesini öğrenmek istersin?

Annesinin Prensesi, Çok Bulutlu, Lila'nın Güncesi, Bir Küçük Elif Meselesi ve yapmayan diğer herkesi mimliyoruum.






18 Mayıs 2018 Cuma

BİR ADAM GİRDİ ŞEHRE KOŞARAK





Camlardan ölesiye sarkan gündelikçi kadınlar, elindeki eczane poşetleriyle çaresiz bekleyen yaşlı adamlar, pazar yerlerinden artık toplayanlar... Kısacası şehrin ötekilerine yer veriyor kitabında Tarık Tufan.

Karanlık, rutubetli, çok bağrışlı, çok nefessiz, çok sabahsız, çok aşksız, çok çiçeksiz, çok neşesiz, çok kitapsız bir şehirde hayatta kalabilmek için her şey.

Hayatta her şey hızla akarken, yavaş gidenleri, yorulanları, rekabete güç yetiremeyenleri ve onların mekanlarını anlatıyor.

''Artık dünyanın neresinde bir çocuk ölürse orası Gazze'dir.''


''Her insanın ömrü boyunca ezberinde tutacağı bir yağmur olmalı. Ansızın veya keskin bir gök gürültüsü sonrası şehre düşen bir yağmuru ezberinde tutmalı insan.''

''Eğer kalbinizde birikmiş cümleler, aklınızı işgal etmiş fikirler kağıda dökülmezse, bir başkasına aktarılmazsa, içten içe sizi çürütmeye başlar.''


''Hakikati örten, görmezden gelen ruhlar sürekli ağrı kesicilerle ayakta durmaya çalışan bedenlerin kaçınılmaz sonuna düşerler. Mesele acıyı ortadan kaldırmak değil, asıl mesele acının sizi götüreceği sokaklarda en kadim yaralarınızla yüzleşmektir.''


''Kapitalizm, insanların birbirlerine merhamet duymasını engelleyebilmek için yüz yüze iletişim yerine kurumsal kimliklerin iletişimini önceliyor.''

 

BİRPEMBESEVER