12 Ekim 2026 Pazartesi

güneşli, sonbahar günleri

 


Merhaba sevgili okur, nasılsın? 

Geçtiğimiz günlerde ne yazık ki şifayı kaptım ve biraz rahatsızlandım. Sanırım hava değişikliklerinden dolayı etrafta bir salgın var. Çevremde kime söylesem birkaçı muhakkak benzer şikayetleri sıralıyor. Boğaz ağrısı ile başlıyor; burun akıntısı, öksürük ve ara ara yoklayan baş ağrılarıyla devam ediyor. Neyse ki bugün daha iyiyim. 

Geçtiğimiz hafta Gofrik’in kısırlaştırma operasyonu var demiştim. Operasyon gerçekleşti ve çok şülür iyi geçti. Operasyon sonrası biraz veterinerde kaldıktan sonra onu eve getirdik. Anestezinin etkisinden dolayı ilk gün biraz sersemlemiş gibi olsa da gün geçtikçe daha iyi olmaya başladı. 

Dün yeni bir diziye başladım. Kore dizisi. Okuldaki öğrencilerin güçsüz gördüklerine ve öğretmenlerine uyguladığı zorbalıklarla ilgili. Çöken ve yozlaşan eğitim sistemimizin ve yapısının aslında ne kadar çok benzerlik taşıdığını fark ettim, başka bir ülkenin dizisinin sadece üç bölümünde. Bu durum bir öğretmen olarak elbette içimde bir burukluk oluşturdu. Nerede ne hata yapıldı da şu an bu hale geldik? O çatlama nasıl oluştu? Oluşan bu çatlağın, dev bir çukura dönüşmesine müsaade etmeden neden kimse herhangi bir müdahalade bulunmadı? Aslında sadece eğitimde değil genel anlamda toplumda bir çatlama var. Bu çatlak yıllardır ince ince içimize işlemeye devam ediyor. Ve hepsi adeta bir domino taşı gibi birbirini etkiliyor. Ne zaman bir aydınlanma yaşanır ve insanımız kendini silkeleyip kendine gelir, bilinmez. Yine de umutvari olmak istiyorum.


fırında çıtır brokoli ve karnıbahar.

Geçtiğimiz günlerde ilk kez denediğim bir tarif. Özellikle brokoli ve karnıbaharla arası iyi olmayanların bu tarifi seveceğini düşünüyorum. Biz çok severek yedik. 

Brokoli ve karnıbaharı önden çok az haşlıyoruz. (Ben tercihen buharda haşladım. Suda da haşlanabilir.) Kaşar peynirini rendeleyip fırın tepsisine brokolinin altına koyacak şekilde yerleştiriyoruz. Daha sonra brokoli ve karnıbaharları rendelediğimiz kaşar peynirlerinin üzerine koyup bir bardağın tersiyle bastırıyoruz. Ardından üzerine küçük bir kaseye döktüğümüz zeytinyağının içerisine karabiber, tuz, pul biber, toz biber, kekik, sarımsak tozu ilave edip brokoli ve karnıbaharlara sürüyoruz. Diğer taraftan üzerine koyacağımız kaşar peynirlerini de koyup fırına verip kızarınca çıkartıyoruz.

Yanına sos olarak da yoğurdu içerisine ince kıyılmış dereotu, hardal ve tuzla harmanlayıp servis ediyor. Çıtır çıtır sosuna bandırıp yemelik bir tarif oluyor. Tavsiye ederim. 

Tekrar görüşüne dek kendine iyi bak.

Huzurlu ve mutlu haftalar!





7 Ekim 2026 Çarşamba

kısırlaştırma sürecine ilk adım

 


Merhaba sevgili okur.

Önceki yazılarımdan birinde kedimiz Gofrik’in kısırlaştırılacağından bahsetmiştim. Günler öyle hızlı geçiyor ki. Beklenen o gün nihayet geldi. Yarın inşallah kısırlaştırma ameliyatımız gerçekleşecek. Temennim bu süreci en güzel ve kolay şekilde atlatabilmek. 

Kedimizde ne yazık ki kriptorşidizm mevcut. Cins ve erkek kedilerde çok sık rastlanan bir durummuş. Çoktan 1,5 yaşını geçmiş olunca artık ameliyatının bir an önce gerçekleşmesine karar verdik. Gittiğimiz klinikteki doktorlar oldukça hayvan dostu ve iletişime açık insanlar. Tabii öncesinde bir tane veteriner değiştirme maceramız oldu. Üzülerek belirtmeliyim ki bu mesleği daha çok maddi bir kaynak olarak gören ve bunu kullanan yerler de mevcut. Oysa vicdan, merhamet gibi duygular daha ağır basmalıyken. İşte tam olarak Gofrik’i sahiplendiğimizde yolumuz böyle bir veterinerle kesişmişti. Hislerime ve tecrübeme güvenerek başka bir yer arayışına girmiştim. Çok şükür şu an gittiğimiz veteriner ile yollarımız kesişti. Dilerim hep böyle uyum içerisinde geçer bu sürecimiz. 

Tabii acil durumlarda, örneğin veterinerimizin çalışma saatleri dışında olduğu ve bizim de veterinere gitmemiz gereken durumlar olduğunda yine benzer yerlerle karşılaştım. Bir keresinde böyle bir durum yaşadığımızda gittiğimiz bir veterinere yalnızca iç-dış parazit yaptırmak istediğimi; ancak doktorun -kendi isteğiyle- kedimin kilosuna, tırnaklarına bakıp elle muayene etmesi sonucu kasaya gittiğimde benden muayene ücreti kopartmaya çalışması gibi. Bu ücretler de uygun diyebileceğiniz rakamlar değil. Her klinikte değişkenlik gösteren farklı farklı fiyatlarla karşı karşıya kalabiliyorsunuz. 

Hatta bazı kliniklerde sokak hayvanları için bütçe dostu sağlık yardımları uygulanırken bazıları bunu uygulamayı da reddedip ev kedisiymiş gibi fiyat da çıkartabiliyormuş. Çok üzücü bir şey gerçekten.

Kriptordişizmi olan kedim için veteriner hekimimiz önce ultrason istedi. Bunun için üç yer önerdi. Üçü de farklı fiyat söylemekle birlikte kimi bir ameliyat ücreti kimisi de bunun yakınında rakamlar söyledi. Bütçemize uygun bir hayvan hastanesi buldum ve bugün ultrasona gittik. Gittiğimiz hastanedeki doktor hanım oldukça ilgili ve güleryüzlüydü. Ancak ne yazık ki diğer parça bize kendini ultrasonda göstermedi. Ya o parça henüz tam gelişmemiş çok küçük bir boyutta ya da hiç var olmadı. Veteriner hekimimi bilgilendirdim ve daha detaylı bilgi alması için gittiğimiz hastanenin doktorunun da -veterinerime bilgi verebileceği onayını aldığımdan dolayı- iletişim bilgilerini aktardım. 

Yarın için heyecanlı ve bir yanım da endişeli. İnşallah kedim için bu süreç en rahat ve sağlıklı şekilde ilerler.


6 Ekim 2026 Salı

Burdur’dan Antalya’ya Yolculuk

 

beyşehir gölünü gören bir seyir kamelyası.

Konya’da geçen günlerimizin ardından yolculuğa tekrar kaldığımız yerden devam etmek için yola koyuluyoruz. Burdur varacağımız ilk şehir oluyor. Burdur’a giderken yol boyunca camdan dışarıya baktığınızda doğanın güzelliği inanılmaz keyif verici oluyor. Yemyeşil ağaçlar, gelincik tarlaları, göllerin ve gökyüzünün maviliği, pofuduk bulutlar. Her şey adeta bir görsel şölen sunuyor bize.



yolculuk boyunca eşlik eden gelincikler.

Her fotoğraf karesi adeta bir kartpostal gibi.



burdur ara sokakları.

Burdur ince ince çiseleyen yağmurla karşılıyor bize. Sokaklar oldukça boş, sessiz ve sakin. Burdur’da ne yenir dediğimizde karşımıza çıkan bir dondurmacıyı denemeye karar veriyoruz. Ama dondurmadan pek memnun kalmıyoruz. Ayrıca mekana girdiğimizde bir güleryüzle bile karşılanmamak hayal kırıklığı oluşturuyor. 


şişçi salih, sanayi sitesinin içerisinde yer alıyor.


kaymaklı cevizli kadayıf.

Acıkan karnımızı doyurmak için mekan arıyoruz. Yüksek puanlı ve müşteri memnuniyeti yorumları olan bu yer dikkatimizi çekiyor ve sanayi sitesinin içerisinde yer alan Şişçi Salih’e gidiyoruz. Yediklerimizden oldukça memnun kalıyoruz.


sagalasos antik kenti.

Ertesi gün, güne erken başlıyor önce yolumuzun üzerindeki İnsuyu Mağarası’nı daha sonra da Sagalasos Antik Kenti’ni gezmeye geçiyourz. Örenyerine gidişte dolambaçlı, dik yollar karşılıyor bizi. Hava oldukça güneşli. İlerleyen saatlerde örenyerindeki kalabalık gittikçe artıyor. İnsanların araçlarını park ettiği alanlar o dik yokuşlu yollara kadar uzanıyor. Erken gidip gezmiş olmanın avantajını yaşıyoruz.


insuyu mağarası.


kahve molası.

Sagalasos’u gezdikten sonra insanların dinlenip soluklandığı ve aynı zamanda çay, kahve içtikleri bu alanda kahve içiyoruz.

Bir sonraki gün Antalya için yola koyuluyoruz. Gezi planımızın son rotası bu şehirdi. Yolculuk esnasında mavinin tonlarını görebileceğimiz Maldivler’i anımsatan Salda Gölü’nde küçük bir mola verip yanımızda getirdiğimiz meyveleri yiyoruz. 



salda gölü.


patara antik kenti.

Antalya’ya vardığımız sonraki günlerde Patara Antik Kenti’ni ziyaret ediyoruz. İçerideki insan sayısı yok denecek kadar azdı. Kocaman bir alanın yalnızca birkaç kısmını gezebiliyoruz. Hem alanın oldukça büyük olması hem de havanın sıcaklığı başlıca etmenlerden biriydi.


patara kum tepeleri.

Patara Kum Tepeleri’ne yerli bir kişinin tavsiyesi üzerine gidiyoruz. Daha tepeye varmadan araç trafiği, park yeri bulma çabası başlamış oluyor tıpkı diğer insanlarda olduğu gibi. Gün batımını ve doğumunu izleyebileceğiniz güzel bir alan olsa da benim gibi kalabalık ortamları çok sevmeyen biriyseniz gün batımını değil de gün doğumunu izlemek için şansınızı denemenizi tavsiye edebilirim. Kalabalığa ve trafiğe rağmen yine de güzel bir andı.



Küçük bir notla bu yazımı sonladırmak istedim. Yolculuğumuz esnasında yanımızda taşıdığımız mamalardan özellikle müze, örenyeri, mağara gibi insanların çok sık uğramadığı alanlardaki kedilere mama ve su vermeye özen gösterdik. Seyahat edeceğiniz zaman yanınızda ve araçta sokak hayvanları için mama bulundurmak onları çok sevindirir.



5 Ekim 2026 Pazartesi

Semerkant | Amin Maalouf

 


Semerkant, Amin Maalouf.

Ömer Hayyam’ın el yazması olan Rubaiyat’ın doğuşuyla başlayan olaylar silsilesinin Titanik gemisine kadar uzanan yolculuğunun nasıl sona erdiği anlatılıyor kitapta.

Kitap iki ana bölümden oluşuyor. İlk bölümde Ömer Hayyam’ın Semerkant’tan İsfihan’a uzanan hayatını; bilimsel çalışmalarını ve siyasi hayata dahil oluşunu okuyoruz. 

1072 yılında o dönemde hüküm süren Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun nam salmış veziri Nizamülmülk ve Haşhaşin tarikatının kurucusu Hasan Sabbah ile yaşanacak siyasi olaylarda Ömer Hayyam’ın yolunun kesişmesi ilk bölümde karşımıza çıkan konulardan biri. İlk bölüm bize, doğu esintileri ve doğuda o dönemde yaşanan siyasi olayları, Ömer Hayyam’ın yaşanacak siyasi gelişmelerdeki rolü ve görevlerini sunar. O dönemde yaşanan siyasi savaşlar sonucunda içerisinde Ömer Hayyam’ın da eserinin bulunduğu Rubailer kitabı çıkartılan yangında yakılmak istenir fakat birkaç eserle birlikte o yangından kurtarılarak tarihin derinliklerinde kayıplara karışır.

Kitabın ikinci bölümü 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başlarında Benjamin Omar Lesage isimli Amerikalı bir avukat ve gezgin olan adamın, Ömer Hayyam’ın kayıp eseri Rubaiyat’ın peşine düşmesiyle başlar. Tabii öncesinde bir Amerikalı adamın neden Omar ismini almış olduğunu da okuyoruz kitapta. 

Benjamin Lesage, kayıp Rubaiyat’ın peşindeyken o dönemin siyasi karmaşası içinde olan İran’da bulur kendini. Bu siyasi olaylar çerçevesinde kimliğini gizleyerek ve saklanarak birtakım yeni tanışmalarla o çok istediği kayıp defteri bulur. Bu maceranın sonunda sevdiği kadını ve onun yanında hep taşıdığı kayıp defterle Titanic gemisiyle yolculuğa çıkar. Bu yolculuk onlar için yeni bir başlangıç gibi görünse de derin suların altına gömülen Rubaiyat’ın ve birçok kaybın sonu olacaktır.


“Zamanın iki yüzü var, dedi kendi kendine Hayyam, iki boyutu; uzunluğunu güneşin seyri belirliyor, kalınlığını ise tutkular.” (sayfa 39)

“Sözler, ister iyi, ister kem olsunlar, oklara benzerler; 

sürüyle atarsın içlerinden biri hedefi vurur.” (sayfa 88)

“Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz: Kuklacı Felek Usta, kuklalar da biz. Oyuna çıkıyoruz birer, ikişer. Bitti mi oyun, sandıktayız hepimiz.” (sayfa 243)

“İnsan kendini ne kadar hazırlamış, bir duvarın ardına ne kadar iyi mevzilenmiş olursa olsun, ölüm diye uluyarak dosdoğru üzerine yürüyen zincirlerinden boşanmış bir kalabalığın görüntüsü herhalde yaşanabilecek en ürkütücü deneyimdir.” (sayfa 258)

“Kendinen emin bir sesle şöyle demek isterdim: "Seni İstanbul’dan beri seviyorum." Dudaklarım titredi, sonra büzüldü, ama hiçbir ses çıkmadı.” (sayfa 264)


4 Ekim 2026 Pazar

eylüle dair cümle kırıntıları

 

doğum günü kutlamasından, eylül 2026.


Merhaba sevgili okur, merhaba sevgili sonbahar.

Merhaba rengarenk yaprak döken ağaçlar, merhaba az güneşli ve yağmurlu bulutlar.

Sonbaharı seviyorum. Geçiş mevsimlerini hep sevmişimdir. Her mevsimin kendine has görseli, rengi, kokusu olsa da sonbahar bir başka his uyandırıyor insanda, bana göre. 

Geçtiğimiz ayın sonlarına doğru nihayet beklediğimiz o sonbaharı hisetmeye başladık. Yağmurlar başladı, yapraklar döküldü; yavaş yavaş bazaların altına koyduğumuz yağmurluklar, hırkalar çıktı. Yılın son domatesleri ve biberleri alınıp konserveler yapıldı. Kısacası kışa hazırlıklar başladı.


maltepe sahili, eylül 2026.


Bir pazar sabahı henüz güneş doğmamışken ve havalar da serinlememişken sabah yürüyüşünün ardından koşuya gittiğimiz bir gündü. İstanbul’un kalabalıktan ve gürültüden inzivaya çekilmiş olduğu nadir zaman aralıklarından biri. Çünkü günün hangi vakti olursa olsun kalabalık olmayan anlar yok denecek kadar azaldı.

İşte, böyle bir anı değerlendirelim dedik ve kendimizi sahile attık. Bizim gibi birçok insan yürüyüşe, koşuya çıkmıştı. Hatta bisiklet sürenler de vardı. Biz de heveslendik ve sahil boyunca gördüğümüz uygulama üzerinden kiralanan bisikletlerden sürelim dedik. Sürmesi keyifli olsa da ücreti biraz tuzluydu ne yazık ki. Dakikası 8 ₺ idi. Eskiden sürdüğümüz isbike’lerin özlemini gittiğim her sahil kenarında aramıyor değilim.



canım incirler, eylül 2026.


İncire olan sevgim bambaşka bir boyutta. Çocukken de bu böyleydi. Sonbaharın en sevdiğim meyvesi olabilir. Artık pazarlarda ve marketlerde yılın son incirlerini görüyoruz.


çinili hamam müzesi, eylül 2026.


Avrupa yakasında olduğum bür günden. Çinili Hamam Müzesi’ne yolum beklenmedik bir şekilde düştü. Şansımıza o gün -perşembe günü- içeriye girişler ücretsizdi. Merak edip içeriye bakmak istedik. Barbaros Hayrettin Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan bu yer, 13 yıllık bir restorasyon çalışmasının ardından ziyaretçilere açılıyor. 


İçeriyi gezdikten sonra çıkış alanına doğru yürüdüğümüzde bizi güzel bir manzara karşılıyor.


sahaf alışverişi, eylül 2026.


Öneri üzerine uğradığımız bir sahafçı. Gittiğimiz yer sahaf dükkanından ziyade satıcının bir dairenin üç farklı odasını kitaplıklarla çevrelediği ve kitaplarını hem online üzerinden hem de elden satışa çıkarttığı bir yerdi. Orada epey vakit geçirdim. Gözüme kestirdiğim ve ilgimi çeken kitapları aldım. Çok uygun fiyatlı bir kitap alışverişi oldu.


12 Ağustos 2026 Çarşamba

I Will Find You

 


I Will Find You, ABD 2026.

Harlen Coben’in aynı adlı romanından uyarlanan 8 bölümden oluşan mini dizi.

Oğlunu öldürmek suçundan hapis cezası alan babanın, beklenmedik bir anda gelen ipucuyla oğlunun yaşadığına dair iz alması üzerine hapisten kaçışını ve oğlunu bulmak için yaşanan gerilim ve gizem dolu hikayeyi izliyoruz.

Hapishanede beş yılını dolduran David, eski eşinin kız kardeşi tarafından gelen bir ziyaret esnasında kendisine gösterilen fotoğraf karesinde arka planda çıkmış bir erkek çocuğunun oğlu olabilme ihtimalini göze alır ve hapisten kaçmanın yolunu aramaya başlar. Hem içeriden hem dışarıdan ona yardım eden insanlar sayesinde hapisten kaçmayı başarır ve oğluna dair elinde tek kanıt olan fotoğraf karesi ile bir iz sürer.

Bu süreçte karşısında kimlerin olduğunu bilmeden oğlunun bulunmasını istemeyen kişiler tarafından rahatsız edilir ve diğer taraftan da FBI hapisten firar etmiş babayı aramaya başlar. Kendisini ikili bir kovalamacanın içinde bulan David ne pahasına olursa olsun oğlunu bulmak ve onsuz geçirdiği beş yılı telafi etmek ister. Aynı zamanda üzerine yıkılan bu cinayeti aklayıp adını temize çıkarmak ve yeni bir hayata oğluyla başlamayı diler.

Her bölüm ayrı heyecanlı ve ters köşe barındırıyor. Diziyi izlerken kime güvenip güvenemeyeceğinizi bilemezken olaylar, beklenmedik şekilde şekil değiştirip izleyiciyi ekrana bağlamayı başarıyor.

Dizide David rolünü canlandıran ve Avatar filmiyle aşina olduğumuz Sam Worthington’ı görüyoruz.

5 Ağustos 2026 Çarşamba

Hamnet | Maggie O’Farrell

 


Hamnet, Maggie O’Farrell.

Yazar, kitabı iki farklı zaman diliminde okurlarına sunuyor. Geçmiş ve şimdiki zamanda meydana gelen olaylar okuyucuyla buluşuyor.

Shakespeare’in ünlü oyunu Hamlet’in nasıl meydana geldiğini Yazar Maggie O’Farrell’in kurgusuyla bu kitapta okuyoruz. 

Agnes (Shakespeare’in eşi), doğa ile bağ kuran şifacı yönüyle bilinir. Küçük yaşta annesini kaybeder; üvey annesi ve doğacak yeni kardeşleriyle bir arada yaşamanın kaderini paylaşır.

Kitapta Shakespeare’in adını açıkça hiçbir zaman görmüyoruz ama kitabı okuduğumuzda Agnes’in aşık olduğu ve evlendiği o adamın Shakespeare olduğunu, doğacak çocuklardan biri olan Hamnet’ten dolayı biliyoruz.

Kalabalık bir ailenin içinde büyüyen Agnes, evliliğiyle yine kalabalık bir ailenin içinde yaşamaya devam edebilmenin mücadelesini verir. Agnes’in eşi hiçbir zaman kendini baba mesleğine ait göremediği için Londra’ya gitmek ve orada işlerini yoluna koyup bir ev alıp çekirdek ailesini huzur içinde yaşatmayı hedefler. Agnes ilk çocuğu Susanna’yı dünyaya getirdiğinde eşini çoktan Londra’ya hayallerini gerçekleştirmesi için göndermiştir. 

Agnes’in daha sonra ikizleri doğar: Hamnet ve Judith adında bir oğlan ve kız çocuğu. İkisi birbirinin tıpatıp aynısıdır. 1580’li yıllarının Londra’sında veba salgını baş gösterir. Agnes, eşinden yıllarca uzakta olmanın verdiği bir eksiklikle çocuklarını hep yalnız büyütmüş; yavrularına hem anne hem baba olmuştur. Yılın birkaç zamanında ziyarete gelen babaları ise Londra’da tiyatro işlerine ilgi duymuş ve orada kendini ilerletmiştir.

Veba salgını ikizlerden birinin ölümüne sebep olur ve sonrasında yaşanan yas süreci Agnes’in evliliğini sarsar. Hikayenin ilerleyen bölümlerinde anne babanın bu acıyla farklı şekillerde başa çıkma çabasını da okuyoruz. Bir aile trajedisiyle birlikte bunun sanata aktarımını da görmüş oluyoruz.


“Birinin acısını ve ıstırabını, diye düşünüyor Agnes tabakları kaldırırken, gözden kaçırmak öyle kolay ki.”(sayfa 152)

“Onları bir arada tutan raptiyenin Hamnet olduğunu nasıl bilebilirlerdi? Onun yokluğunda yere düşüp kırılan bir bardak gibi paramparça olarak dağılacaklarını?”(sayfa 220)

“Sonbahar da korkunç geçiyor. Sabahın ilk saatlerindeki o soğuk. Bahçeye çöken sis. Kümeslerinde bağır çağır homurdanan,  dışarı çıkmayı reddeden horozlar. Yaprakların kenarlardan kurumaya başlaması. Hamnet’ın yaşamadığı ve hissetmediği bir mevsim. Onsuz dönmeye devam eden bir dünya.” (sayfa 231)

“Bahçeler oldukları gibi kalmazlar. Sürekli değişim halindedirler.”(sayfa 263)




28 Temmuz 2026 Salı

Konya Gezisi | Kyoto Japon Parkı, Tropikal Kelebek Bahçesi, Meram Deresi ve Konya Lezzetleri

 

📍Kyoto Japon Parkı

Konya’daki Japon Parkı için oldukça heyecanlıydım. Konya’nın Selçuklu ilçesinde bulunan bu yer Türkiye’nin en üyük Japon bahçesi ünvanına sahip. Konya ile Japonya’nın Kyoto şehri arasında kardeş şehir ilişkisini simgeleyen bu parka adımınızı attığınızda Japonya’da yer alan o huzur verici bahçelerdeki ambiyansı hissediyorsunuz. 


Gezimiz boyunca hava genellikle bulutlu olsa da doğa ile iç içe olup yine doğayı hissetmek oldukça keyif vericiydi. Parkın içerisinde yürüyüş yapıp etrafı keşfetmeye başladık. 


Bahçenin içerisinde Japon mimarisine uygun dizayn edilmiş bir kafe de vardı. Göletleri de bahçede görebiliyorsunuz. İçerisinde Japon balıkları ve su kaplumbağaları ahenkle süzülüyordu.



Burada kendimi sanki Japonya’da bir Japon bahçesini geziyormuşum gibi hissettim. İnsana huzur veren sakinliği ve göz kamaştıran dizaynı burayı iyi ki ziyaret etmişim dedirtiyor.


Sonraki durağımız en çok merak ettiğim ve görmeyi istediğim Tropikal Kelebek Bahçesi idi. Çocukluğumdan beri süregelen kelebeklere olan sevgimin ve tutkumun burada göreceğim birbirinden farklı kelebek çeşitleriyle daha da artacağını nereden bilebilirdim. :)


📍Konya Tropikal Kelebek Bahçesi

İçeriye girmek için öncelikle gişeden biletlerimizi alıyoruz. Kapalı ve tropikal bir ortam oluşturulmuş nemli alanda birbirinden farklı kelebekler karşılıyor bizi. Kimi kelebekler etrafta kanat çırpıyor, kimileri onlar için konulan meyve ve sebzelerden besleniyor.  Adeta çocukluğuma dönüyorum bu yerde. Tıpkı bahçede kelebeklerin etrafında koşuşturan küçük bir kız çocuğu gibi heyecanlanıyorum.

Bu anı unutmamak için fotoğraflar çekiyorum. Diğer taraftan gezi alanının sonuna doğru kelebeklerin yaşam dögüsünü, ölmüş kelebeklerin sergilendiği bir alanı da gezip bu güzel yere veda ediyoruz.








📍Mithat Tirit

Konya’ya kadar gelmişken tirit yemeden olmaz dedik ve bu mekana tirit denemeye geldik. Mekan oldukça kalabalıktı. Tirit için beklentimiz oldukça yüksekti ve bu lezzeti tatttığımızda mekanın kalabalık olmasının nedenini anladık. Burada denediğimiz tiriti beğendik. 


📍Aziziye Camii

Karatay ilçesinde Bedesten Çarşısı içerisinde yer alan son Osmanlı eserlerinden biri. Türk barok tarzının en güzel örneklerinden biri olan camii, 1867 yılında çıkan büyük bir yangında yanıyor ve 1871-74 yıllarında tekrar inşa ediliyor.


📍Mevlana Müzesi




Konya’da geçirdiğimiz ikinci güne merhaba diyor ve kendimizi Konya sokaklarına yeniden atıyoruz. Sabahın ilk öğünü kahvaltıyı Konya sıkmasıyla yapalım diyoruz ve yol üzerinde karşımıza çıkan bu mekana şans veriyoruz.



📍Meşhur Sıkmacı Mehmet Usta 

Günün ilk öğününü afiyetle yiyoruz ve dükkan sahibinin misafirperver sohbetinden sonra sıradaki rotamıza doğru yola koyuluyoruz.


📍Konya Arkeoloji Müzesi



Konya’da yer alan arkeoloji müzesini ziyaret ettik. Meram ilçesinde bulunan müzede; Çatalhöyük buluntaları, Roma dönemi lahitleri ve Neolitik Çağ’dan Bizans’a kadar pek çok eser sergileniyordu. 


📍Alaaddin Camii ve Alaaddin Tepesi

Bir sonraki durağımız Alaaddin Camii ve tepesi oluyor. Anadolu Selçuklu Devleti zamanında inşa edilen bu tarihi mekan şehrin ulu camiisi olarak yaptırılmıştır.


📍Meram Bağları

Adını bulunduğu Meram ilçesinden alan, içerisinde asırlık ağaçların ve akarsuyun bulunduğu mesire yeri. Buraya gelmişken yunuslara binip doğa ve su ile iç içe bir aktivite gerçekleştirebilirsiniz.



📍Havzan Etli Ekmek

Konya’ya gelmişken etli ekmek yemeden dönmek olmaz. Birkaç yerde denediğimiz etli ekmeklere göre burası en çok beğendiğim mekan oldu. Ancak mezeleri biraz daha çeşitli olabilirdi.



📍eantep baklavaları katmer künefe

Tatlı molası verdiğimiz bir mekan. Katmer, künefe ve baklava çeşitlerini deneyimleyebileceğiniz bir yer. Özellikle malzemelerin Gaziantep’ten geldiği belirtildi. Burada yediğimiz katmer de oldukça lezzetliydi. Konya’daki gezimizi burada noktaladık.




…devam edecek



26 Temmuz 2026 Pazar

Koku | Patrick Süskind

 


Koku, Patrick Süskind.

Roman, okurlarını 18. yüzyıl Fransa’sına götürüyor. Henüz yeni doğmuş olan Jean-Baptiste Grenouille doğar doğmaz annesi tarafından bir pazar yerinde kundakta ölüme terk edilir. Grenouille’in ağlama sesi insanlar tarafından fark edilince kilisede bir rahibin yardımıyla bebeğe sütanne bulma arayışları başlar. Ama ilginç olan bir şey vardır. Bebeğin kendine ait bir kokusu bulunmamaktadır. Bu yüzden onu sahiplenen sütanneler onu tuhaf bulup bebeği emzirmek istemezler. 

Grenouille bir şekilde hayatta kalmayı başarsa da onun bu farklılığı insanlar tarafından her zaman fark edilir. Ama onu tuhaf bulan bu insanlar bilmezler ki Grenouille’nin de kendine özel bir yeteneği vardır. O, etrafında aldığı tüm kokuları hafızasına kaydeder ve vakti zamanı geldiğinde o kokuyu en ince ayrıntısına kadar analiz edip hatırlar.

Bu özel yeteniğini kullanmak isteyen Grenouille, son günlerde işleri yolunda gitmeyen bir parfümcünün yanında kalfa olarak işe girer. Hem yeteneğini geliştirmeyi hem de ileride kendi dükkanını açma hayalini kuran Grenouille böylelikle yeni işini bir fırsata çevirmiş olur. 

Kendine ait bir kokusu olmayan Grenouille insanlardan soyutlanırken, kokusu olmadığı için normal bir insan olamamanın dışlanmışlığını yaşarken diğer taraftan kokusu hoşuna giden insanların da katili olur ve öldürdüğü insanların kokularını üretip parfüm adını verdiği o cam şişelere hapsetmektedir. Hırsları uğruna yaptığı eylemlerle insanlığını yitiren bir ana karakterin hikayesini okuyoruz.


“Oysa insanın aklını kullanabilmesi için en başta iç güvenine, huzura ihtiyacı vardı.” (sayfa 20)

“Parfüm zaman içinde yaşar; gençliği, olgunluğu, yaşlılığı vardır. Ve ancak hayatının üç çağında da aynı hoş biçimde koku veriyorsa başarılı olmuş denebilir. (sayfa 70)

“İnsanın felaketi, sessizce odasında, ait olduğu yer olan odasında oturmak istememesinden gelir,der Pascal.” (sayfa 64)

“İnsan nereye baksa bir telaştır gidiyordu.”(sayfa 65)

“Kokuların öyle bir inandırıcılığı vardır ki, sözden, gözle görmekten, duygudan, iradeden daha güçlüdür. Savılıp atılamaz bu inandırıcılık, soluduğumuz havanın ciğerlerimize işleyişi gibi, o da içimize işler, doldurur bizi, hepten ele geçirir, çaresi yoktur.”(sayfa 92)


4 Haziran 2026 Perşembe

zamanda geriye yolculuk

Merhaba canım okur.

Yazmayalı gerçekten upuzun bir ara oldu. Hayatımda birtakım yenilikler meydana gelmekle birlikte onlara adapte olma süreci derken bir şekilde zaman, çok hızlı geçiyor. Eskiden olduğundan da hızlı. Bu beni biraz ürkütse de her yeni güne başlamak da bir o kadar heyecan verici bir duygu. 



Kedim Gofrik, çoktan 1 yaşına girdi. Bebek mamasından yetişkin mamasına geçmesiyle birlikte birçok zorluk yaşadı. İlk defa kedi sahiplenip bakıyor olduğum için onunla birlikte kedilerle ilgili yeni şeyler öğrenme fırsatı edindim. Şimdi önümüzde bizi bekleyen bir kısırlaştırma süreci var. Kedim scottish british kırması olduğu için çiftleştirmeyi düşünmüyorum. Zaten genetik hastalıklara yatkın oldukları için de buna uygun değiller. 


Bu kurban bayramında İstanbul’dan kaçalım dedik ve öyle de yaptık. Bu şehri çok sevsem de her geçen gün artan insan ve araba kalabalığı çekilmez bir hâl almakla birlikte insanın enerjisini de emiyor. Bu tatil planı için bir rota belirledik ve belirlediğimiz rota dahilindeki illeri gezip kimi yerlerde de konakladık. 

İlk uğradığımız yer Bursa idi. Yolculuğa ilk çıktığımız zamanda kapalı olan bulutlar İstanbul’da çoktan yağmur bırakmaya başlamıştı. Bursa’ya gelişimizle burada da yağmur çiselemeye başladı. Benim favori yerim olan o tahanlı pideciye uğrayıp çay eşliğinde tahinli pidelerimizi yedik. Sonrasında Kozahan’ı gezdik. Öğle yemeğini de aradan çıkartıp Ulu Camii’yi ziyaret edip tekrar yola koyulduk.



📍Abdal Fırın
Bursa’da yiyebileceğiniz en güzel tahinli pideler burada yapılıyor. Birçok farklı yerde denemiş biri olarak bunu söyleyebilirim. Bursa’yı her ziyaretimde uğradığım yer. Yalnız, ikindiye doğru tahinli pideler çoktan bitmiş olabiliyor bilginize.


📍Ulu Camii




📍Kozahan



📍Kardeşler Pide&Cantık
Bursa’ya yolunuz düşmüşse cantık denemeden dönmeyin. Onun da bana göre en güzel yeri burası. 

İkinci durağımız Eskişehir’di. Bu şehirde de yağmurla karşılandık. Şehri akşam kısa bir turladık. Ertesi gün Odunpazarı’nı gezmek için yola koyulduk. Odunpazarı Evleri, Eti Arkeoloji Müzesi, Masal Şatosu’nu da gezip ertesi gün bir diğer şehrimiz için yola tekrar koyulduk. Yağmur hız kesmeden günlerimize eşlik etmeye devam ediyordu. :)


📍Porsuk Çayı


📍Tatar Konağı

Eskişehir’e kadar gelmişken çi börek yemeliyiz dedik ve bu mekana şans verdik. Tadımdan sonra ne iç harcını beğendik ne de hamurunu. Bizim için hayal kırıklığı oldu bu mekan. Hiç lezzetli değildi.



📍Odunpazarı Evleri



📍Eskişehir Balaban Kebap Yunus Usta
Eğer güzel ve lezzetli bir balaban kebabı yemek istiyorsanız ve yolunuz Eskişehir’e düşmüşse buraya mutlaka uğrayın.



📍Masal Şatosu
Yemyeşil kocaman bir alanda masmavi bir şato. Burayı çok sevdim. Yapılan şatonun kubbe ve gövde kısımları farklı masal karakterlerinin şatosunu temsil ediyormuş. İçeride yürüyüş yapabilir, ördekleri kazları izleyebilir, içeride yer alan kafede kahve eşliğinde güzel manzaranın keyfini çıkartabilirsiniz.



…devam edecek

 

BİRPEMBESEVER