15 Aralık 2024 Pazar

Konuşmamız gereken şeyler

 


Sevgili okur,

İnsanlar neden kendi içinde yaşadığı olumsuz duyguları başka insanlara o duyguları bulaştırmaya ya da yıkmaya çalışır?

Bu soruyla başlamak istedim çünkü geçen haftanın perşembe gününde iş yerimde haksız sebepten ötürü tatsız bir olay yaşadım. Karşı tarafın haklı olmadığı bir sebepten dolayı çirkinleşen tarafı ve yersiz öfkesi yükselen sesine yansırken beni, kendi çirkinliğine sürükleyememesinden artan öfkesi yalnızca kendisine kaldı. Ben mesleki kimliğimi unutmadan söylemek istediklerimi söylemiş olmanın rahatı ve huzuru içerisindeyken kendisi, öğretmen kimliğini ve benden fazlaca olan mesleki tecrübesini öfkesine yenik düşmesi ile unutmuş oldu. 

Olayın nedenini tam olarak bilmiyorum. Karşı tarafın gerçek niyetini bilmediğimden ötürü. Yaptığım şey ise boş dersimde kütüphanede kitap okumak. Okul kütüphanesini kullanım amacı dışında kullanan öğretmenler oluyor zaman zaman. Mesela öğrenciye bireysel ders anlatmak gibi. Kütüphaneyi ben amacına uygun kullanırken ders bitiş zili çaldığında bireysel dersini anlatan bir öğretmen tarafından yüksek sesle ve öfkeli bir şekilde uyarılmaya başlıyorum. Kütüphanede kitap okumamamı gidip öğretmenler odasında okuyacağımı söylüyor kendisi. Sanki kütüphane yalnızca ona tahsis edilmiş gibi kimin orada olup olmayacağına o karar veriyor. İçeride sessiz bir şekilde kitap okuyan ben, yalnızca yüzü öğretmenine bakan öğrencinin dikkatini dağıtıyormuşum. İşte ona göre sebep bu. Okul kütüphanesi oldukça büyük ve çok sayıda da masa ve sandalye bulunuyor.

Sonrasında bu olay sakız gibi uzamaya başladı. Ona verdiğim sakin ve yerinde yanıtlar onu çıldırtmış olacak ki öfkesini alamayıp yine onu, beni müdür yardımcısına şikayet etmeye kadar götürdü. Meğerse ben kütüphane içinde sesli şekilde kitap okuyormuşum, telefonla konuşuyormuşum daha neler neler duydum. Uzun lafın kısası iftiraya uğradım. Ne kütüphaneymiş dedim kendi kendime. Müdür yardımcısına koşmasından hızına alamayan öğretmen hanım sınıfıma gelip yine benimle bağırır bir şekilde konuşmaya başlarken kendi öfke ve nefret duygusuna beni çekmeye çalışsa da yine başarılı olamadan benden yerinde ve ölçülü cevaplarını fazlasıyla aldı.

Kütüphane içerisinde duran başka bir velinin bu olaya şahit olması ve benim lehime şahitlik yapması; olayın detaylarının benden de dinlenilmesiyle geçtiğimiz cuma günü okul müdürünün gruba attığı mesaj ile öfkeli öğretmene gereken cevaplar verildi. Bu arada öfkeli öğretmen o velinin de kütüphanede durmasını istemiyormuş. Kendisi bu tutumundan pişmanlık duyar ya da duymaz pek umursamıyorum ama gerçek en nihayetinde gün yüzüne çıktı. Merak ettiğim şey bu öfkeli öğretmenin neden ders zili çaldığında kütüphanede ders verdiği öğrencisinin ders saatine beş dakika kadar geç gelmesi, çayını alıp dersini öyle işlemesi, öğrencinin yapamadığı soruları anlatmak yerine telefonundan soruyu Qr kodu ile okutup o şekilde dinletmesi? 


Böyle kötü insanlar lütfen kendi kötülükleriyle birlikte kendi kabuklarına çekilip yaşamayı sürdürebilirler mi? Dünyada iyiliklerin çoğalıp yayılması için buna fazlasıyla ihtiyaç var.


3 Aralık 2024 Salı

sevgi varsa engel yoktur…

 

“…sevgi varsa engel yoktur.”

Merhaba sevgili okur.

En sevdiğim mevsimin ilk ayındayız. Havalar günden güne soğuyor. Kar yağışını merakla beklesem de bir yandan da evsizleri ve sokakta kalmak zorunda olan hayvanları düşünüyorum ve içimde bir üzüntü hissi oluşuyor. Farkında olduğumuz ya da olmadığımız insanlara ya da hayvanlara daha çok yardım etmeye çabaladığımız bir kış mevsimi olsun.

Bugün günlerden 3 Aralık Dünya Engelliler Günü. Hem sınıfımızda hem de veliler arasında farkındalık oluşturmak adına bugünü sınıfça kutlamak istedik. Çocukların da heyecanla beklediği bir etkinlik oldu. 

Engelin birden fazla türü var.  Ben hepsine değinmek yerine, sevginin tüm engeller üzerindeki birleştirici gücü hakkında biraz sohbet etmek istiyorum. 

Mesleğimin ilk yıllarını özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde öğretmenlik yaparak  tecrübe etme şansım oldu. Tanıştığım, yolumun kesiştiği hatta hâlâ iletişimi sürdürdüğüm özel çocukların hepsini birer şans olarak gürüyorum kendime.

Öğrencilerime hep sevgiyle yaklaşırım. Çünkü sevgisiz bir şekilde eğitim öğretim sürecinde bir yol kat edilemeyeceğini biliyorum. Kendi öğrencilik yıllarımda bazı öğretmenlerimin kötü tutumlarına acı bir şekilde şahit oldum. “Sevgiye ulaşmak ve sevgiyi paylaşıp birlikte çoğaltmak bu kadar kolayken bunu zorlaştırmak, neden?” diye sormak isterdim o bazı öğretmenlerime. 

Üniversitede aldığımız ilk özel eğitim dersiyle çevreye olan farkındalığım artmaya başladı. Mesleğe attığım ilk adımlarla birlikte bu farkındalık bilinçli bir şekilde daha da çoğaldı. Engeli olan insanlar görünmez değil; onlar da içinde yaşadığımız toplumun birer parçası. Caddelerde, sokaklarda yürüdüğümde kaldırımların ya da kaldırım taşlarının engeli olan bireylerin düşünülmeden yapılmış olmasına içten içe çok kızıyorum. Böyle olunca onlar için asıl ENGELİ bizler oluşturuyor olmuyor muyuz? 

Engelleri kaldırmamız, sevgiyle başlar. Sevgi, birçok ince düşüncenin kapısını sihirli bir anahtar gibi açar. Açılan kapıların ardındaki tüm insanlar birbirini kucaklar. 

O hâlde sevgili okur,

üç noktadan sonrasını sen tamamla.

sevgi varsa engel yoktur

1 Aralık 2024 Pazar

Taş Ocağı | Damon Galgut

 


Taş Ocağı, Damon Galgut.

Roman, isimsiz bir kitap karakteri ile başlıyor. Güney Afrika’nın ıssız yollarında kaçak bir şekilde yollara düşen isimsiz adamın yolda gördüğü bir araba ve arabanın sahibi rahip ile yolunun kesişmesiyle olaylar ivme kazanmaya başlar. 

Rahip, yeni atandığı ilçeye gitmek için yollara düşmüştür. İsimsiz adamla karşılaşmasından sonra onu da gideceği yere bırakabileceğini teklif eder. Bu teklife kayıtsız kalmayan isimsiz adam rahiple birlikte arabaya biner ancak onun aklında sonu ölümle sonuçlanacak kötü planlar vardır. Araba yolculuğu sırasında bir yerde mola veren rahip ve isimsiz adam bir konu üzerine tartışmaya başlarlar. Tartışmanın sonucunda isimsiz adam kötü planını rahip üzerinde uygular ve onu öldürerek olaylara adeta tanıklık eden yakınında bulunan taş ocağına gömerek araba ile hemen oradan uzaklaşır.

İsimsiz adam büyük bir korku içerisindedir -öyle ki yazarın betimlemeleri ve harika anlatımıyla katilin korkusunu tüm içtenlikle hissediyorsunuz- fakat bir yandan da yeni bir kimlik kazanmanın merakı zihnini ele geçirir. Rahibin atanacağı yere doğru yine rahibin kimliğini ve kıyafetlerini üzerine geçirdiği adeta yeni bir suretle o yere doğru yolculuk başlar. 

İsimsiz adam her ne kadar rahibin yerine geçmiş olsa da içini kemiren bir suçluluk duygusu günbegün dayanılmaz bir hâl almaya başlar. Bir yandan da ilçedeki başkomiser yeni gelen rahibin bazı tuhaf davranışlarından şüphelenerek onu gizli bir şekilde yakın takibe alır. İsimsiz adam için sonu olmayan bir kaçış yeniden başlar.

Kitap, iki kez beyazperdeye de uyarlanmıştır.


“Buradan bakınca dünya normal görünmüyor. Bu parmaklıkların arasından dışarı bakmak istediğinde, bunlar her şeyi gözüne tuhaf gösteriyor.” (sayfa 60)


“Çok yorgundu. İçinde mayalanmakta olan sözcükler şimdi geri çekilmişlerdi. Olduğu yerde öylece durdu, çevresinde bir dolu insan olduğu hâlde kendini bir tepenin zirvesinde tek başınaymış gibi hissediyordu. Güneş, solgunca alçalıyordu, hiç ses seda yoktu ve o tepede yalnızdı.” (sayfa 81)


 

BİRPEMBESEVER