gezdimgördüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezdimgördüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ekim 2026 Salı

Burdur’dan Antalya’ya Yolculuk

 

beyşehir gölünü gören bir seyir kamelyası.

Konya’da geçen günlerimizin ardından yolculuğa tekrar kaldığımız yerden devam etmek için yola koyuluyoruz. Burdur varacağımız ilk şehir oluyor. Burdur’a giderken yol boyunca camdan dışarıya baktığınızda doğanın güzelliği inanılmaz keyif verici oluyor. Yemyeşil ağaçlar, gelincik tarlaları, göllerin ve gökyüzünün maviliği, pofuduk bulutlar. Her şey adeta bir görsel şölen sunuyor bize.



yolculuk boyunca eşlik eden gelincikler.

Her fotoğraf karesi adeta bir kartpostal gibi.



burdur ara sokakları.

Burdur ince ince çiseleyen yağmurla karşılıyor bize. Sokaklar oldukça boş, sessiz ve sakin. Burdur’da ne yenir dediğimizde karşımıza çıkan bir dondurmacıyı denemeye karar veriyoruz. Ama dondurmadan pek memnun kalmıyoruz. Ayrıca mekana girdiğimizde bir güleryüzle bile karşılanmamak hayal kırıklığı oluşturuyor. 


şişçi salih, sanayi sitesinin içerisinde yer alıyor.


kaymaklı cevizli kadayıf.

Acıkan karnımızı doyurmak için mekan arıyoruz. Yüksek puanlı ve müşteri memnuniyeti yorumları olan bu yer dikkatimizi çekiyor ve sanayi sitesinin içerisinde yer alan Şişçi Salih’e gidiyoruz. Yediklerimizden oldukça memnun kalıyoruz.


sagalasos antik kenti.

Ertesi gün, güne erken başlıyor önce yolumuzun üzerindeki İnsuyu Mağarası’nı daha sonra da Sagalasos Antik Kenti’ni gezmeye geçiyourz. Örenyerine gidişte dolambaçlı, dik yollar karşılıyor bizi. Hava oldukça güneşli. İlerleyen saatlerde örenyerindeki kalabalık gittikçe artıyor. İnsanların araçlarını park ettiği alanlar o dik yokuşlu yollara kadar uzanıyor. Erken gidip gezmiş olmanın avantajını yaşıyoruz.


insuyu mağarası.


kahve molası.

Sagalasos’u gezdikten sonra insanların dinlenip soluklandığı ve aynı zamanda çay, kahve içtikleri bu alanda kahve içiyoruz.

Bir sonraki gün Antalya için yola koyuluyoruz. Gezi planımızın son rotası bu şehirdi. Yolculuk esnasında mavinin tonlarını görebileceğimiz Maldivler’i anımsatan Salda Gölü’nde küçük bir mola verip yanımızda getirdiğimiz meyveleri yiyoruz. 



salda gölü.


patara antik kenti.

Antalya’ya vardığımız sonraki günlerde Patara Antik Kenti’ni ziyaret ediyoruz. İçerideki insan sayısı yok denecek kadar azdı. Kocaman bir alanın yalnızca birkaç kısmını gezebiliyoruz. Hem alanın oldukça büyük olması hem de havanın sıcaklığı başlıca etmenlerden biriydi.


patara kum tepeleri.

Patara Kum Tepeleri’ne yerli bir kişinin tavsiyesi üzerine gidiyoruz. Daha tepeye varmadan araç trafiği, park yeri bulma çabası başlamış oluyor tıpkı diğer insanlarda olduğu gibi. Gün batımını ve doğumunu izleyebileceğiniz güzel bir alan olsa da benim gibi kalabalık ortamları çok sevmeyen biriyseniz gün batımını değil de gün doğumunu izlemek için şansınızı denemenizi tavsiye edebilirim. Kalabalığa ve trafiğe rağmen yine de güzel bir andı.



Küçük bir notla bu yazımı sonladırmak istedim. Yolculuğumuz esnasında yanımızda taşıdığımız mamalardan özellikle müze, örenyeri, mağara gibi insanların çok sık uğramadığı alanlardaki kedilere mama ve su vermeye özen gösterdik. Seyahat edeceğiniz zaman yanınızda ve araçta sokak hayvanları için mama bulundurmak onları çok sevindirir.



28 Temmuz 2026 Salı

Konya Gezisi | Kyoto Japon Parkı, Tropikal Kelebek Bahçesi, Meram Deresi ve Konya Lezzetleri

 

📍Kyoto Japon Parkı

Konya’daki Japon Parkı için oldukça heyecanlıydım. Konya’nın Selçuklu ilçesinde bulunan bu yer Türkiye’nin en üyük Japon bahçesi ünvanına sahip. Konya ile Japonya’nın Kyoto şehri arasında kardeş şehir ilişkisini simgeleyen bu parka adımınızı attığınızda Japonya’da yer alan o huzur verici bahçelerdeki ambiyansı hissediyorsunuz. 


Gezimiz boyunca hava genellikle bulutlu olsa da doğa ile iç içe olup yine doğayı hissetmek oldukça keyif vericiydi. Parkın içerisinde yürüyüş yapıp etrafı keşfetmeye başladık. 


Bahçenin içerisinde Japon mimarisine uygun dizayn edilmiş bir kafe de vardı. Göletleri de bahçede görebiliyorsunuz. İçerisinde Japon balıkları ve su kaplumbağaları ahenkle süzülüyordu.



Burada kendimi sanki Japonya’da bir Japon bahçesini geziyormuşum gibi hissettim. İnsana huzur veren sakinliği ve göz kamaştıran dizaynı burayı iyi ki ziyaret etmişim dedirtiyor.


Sonraki durağımız en çok merak ettiğim ve görmeyi istediğim Tropikal Kelebek Bahçesi idi. Çocukluğumdan beri süregelen kelebeklere olan sevgimin ve tutkumun burada göreceğim birbirinden farklı kelebek çeşitleriyle daha da artacağını nereden bilebilirdim. :)


📍Konya Tropikal Kelebek Bahçesi

İçeriye girmek için öncelikle gişeden biletlerimizi alıyoruz. Kapalı ve tropikal bir ortam oluşturulmuş nemli alanda birbirinden farklı kelebekler karşılıyor bizi. Kimi kelebekler etrafta kanat çırpıyor, kimileri onlar için konulan meyve ve sebzelerden besleniyor.  Adeta çocukluğuma dönüyorum bu yerde. Tıpkı bahçede kelebeklerin etrafında koşuşturan küçük bir kız çocuğu gibi heyecanlanıyorum.

Bu anı unutmamak için fotoğraflar çekiyorum. Diğer taraftan gezi alanının sonuna doğru kelebeklerin yaşam dögüsünü, ölmüş kelebeklerin sergilendiği bir alanı da gezip bu güzel yere veda ediyoruz.








📍Mithat Tirit

Konya’ya kadar gelmişken tirit yemeden olmaz dedik ve bu mekana tirit denemeye geldik. Mekan oldukça kalabalıktı. Tirit için beklentimiz oldukça yüksekti ve bu lezzeti tatttığımızda mekanın kalabalık olmasının nedenini anladık. Burada denediğimiz tiriti beğendik. 


📍Aziziye Camii

Karatay ilçesinde Bedesten Çarşısı içerisinde yer alan son Osmanlı eserlerinden biri. Türk barok tarzının en güzel örneklerinden biri olan camii, 1867 yılında çıkan büyük bir yangında yanıyor ve 1871-74 yıllarında tekrar inşa ediliyor.


📍Mevlana Müzesi




Konya’da geçirdiğimiz ikinci güne merhaba diyor ve kendimizi Konya sokaklarına yeniden atıyoruz. Sabahın ilk öğünü kahvaltıyı Konya sıkmasıyla yapalım diyoruz ve yol üzerinde karşımıza çıkan bu mekana şans veriyoruz.



📍Meşhur Sıkmacı Mehmet Usta 

Günün ilk öğününü afiyetle yiyoruz ve dükkan sahibinin misafirperver sohbetinden sonra sıradaki rotamıza doğru yola koyuluyoruz.


📍Konya Arkeoloji Müzesi



Konya’da yer alan arkeoloji müzesini ziyaret ettik. Meram ilçesinde bulunan müzede; Çatalhöyük buluntaları, Roma dönemi lahitleri ve Neolitik Çağ’dan Bizans’a kadar pek çok eser sergileniyordu. 


📍Alaaddin Camii ve Alaaddin Tepesi

Bir sonraki durağımız Alaaddin Camii ve tepesi oluyor. Anadolu Selçuklu Devleti zamanında inşa edilen bu tarihi mekan şehrin ulu camiisi olarak yaptırılmıştır.


📍Meram Bağları

Adını bulunduğu Meram ilçesinden alan, içerisinde asırlık ağaçların ve akarsuyun bulunduğu mesire yeri. Buraya gelmişken yunuslara binip doğa ve su ile iç içe bir aktivite gerçekleştirebilirsiniz.



📍Havzan Etli Ekmek

Konya’ya gelmişken etli ekmek yemeden dönmek olmaz. Birkaç yerde denediğimiz etli ekmeklere göre burası en çok beğendiğim mekan oldu. Ancak mezeleri biraz daha çeşitli olabilirdi.



📍eantep baklavaları katmer künefe

Tatlı molası verdiğimiz bir mekan. Katmer, künefe ve baklava çeşitlerini deneyimleyebileceğiniz bir yer. Özellikle malzemelerin Gaziantep’ten geldiği belirtildi. Burada yediğimiz katmer de oldukça lezzetliydi. Konya’daki gezimizi burada noktaladık.




…devam edecek



1 Kasım 2024 Cuma

Sonbaharın son ayı kasım

 


Nihayet, en sevdiğim aylardan kasım ayına geldik. Bu ayda doğmuş olmanın verdiği hissiyat mı bilmiyorum ama kasım ayının yeri bambaşkadır bende. Son günler yoğun bir koşuşturma içerisinde gelip geçti. Kısa süreliğine bir yakınımızın düğün daveti için İzmir’e bile gidip geri geldik. 


İstanbul’da ise hayat kaldığı yerden devam ediyor. Bugün iş çıkışı vapurla Beşiktaş’a geçiyorum. Vapurun açık alanına geçip kendime oturmak için iyi bir yer buluyorum. Sonrasında denizin maviliğine eşlik eden martıları ve güzel İstanbul manzarasını seyre dalıyorum. Kısa bir süre sonra karaya varıyoruz ve ben önceden belirlemiş olduğum rotaya doğru adım adım ilerlemeye başlıyorum.

Biraz yokuş çıkıyorum. Yine de moral bozmak yok, günün sporunu yapmış olmanın verdiği motive ile rotama doğru ilerlemeye devam ediyorum. Yol üzerindeki kedilere selam vermeyi de unutmuyorum. Sahibiyle gezintiye çıkmış olan bir köpek yol üzerinde ayaklarıma dolanıyor ve sonrasında yüzümde gülücükler beliriveriyor.



fotoğraf kadrajıma birbirinden orijinal pozlar veren kedilerden yalnızca bir tanesi.

Yaklaşık yirmi dakikalık yürüyüşün sonunda varacağım yere geliyorum. Yıldız Sarayı’na ilk defa gidiyorum. Restorasyona alınmadan önce gezme fırsatım bir türlü olmamıştı. Yenilenmiş haliyle ziyaret etme şansını bugün elde ediyorum. Sarayın bahçesindeki ağaçların sonbaharla uyumlu renklere büründürülmüş olmaları çok hoşuma gidiyor. Sarayın içini gezmeye başlıyorum. Diğer yandan da etrafta yer alan bilgilendirici yazıları okuyorum. 



yıldız sarayı.



hamidiye çeşmesi.



limonluk kasrı.

Farklı bitkilerin bir arada yer aldığı kış bahçesi. İçeride limon ağaçları da vardı.
Bu mekanı özellikle çok sevdim. Burada yer alan bitkilerden bazıları.



begonvil.



medine gülü.


Yıldız Sarayı’nı ve bahçesini gezdikten sonra hemen aşağısında yer alan Yıldız Hamidiye Camii’sini ziyaret ediyorum.


caminin arka kısmı.


Camii’nin içini gezdikten sonra arka kısmına doğru ilerliyorum. Çimenler yemyeşil olsa da ağaç dallarından düşen rengarenk yapraklar sarmaya başlıyor her yanımı. İşte, tam o anda yavaş yavaş gün batmaya başlıyor şehirde. Çimenlere günün aydınlık olan son saatlerinden geriye kalan gün ışığı vuruyor. Bir süre burada dolaşırken buluyorum kendimi.


sonbaharda merhaba diyen bir papatya görüyorum çimenlerde.


Gün batmaya başlamışken yavaş yavaş eve dönüş yoluna geçiyorum. Vapura doğru yürürken çıktığım yokuşu inmek pek keyifli geliyor. Yol üzerindeki marketten avokado alıyorum. Merketten çıktığımda ağzında fare tutmuş bir kedi ile karşılaşıyorum. Etraftaki herkes gibi ben de gülümsemeye başlıyorum.


faresini yakalayıp yoluna devam eden kedi.


Yürüyüşün ardından vapura varıyorum. Güneş batmaya çoktan başlamış. Dönüş yolumda da tıpkı gidiş yolumdaki gibi açık alana geçiyorum ve iyi bir yere oturuyorum. Vapur hareket ediyor ve güneş çoktan batıyor.





14 Ekim 2024 Pazartesi

Busan’a Yolculuk

 

Haedong Yonggungsa Tapınağı.


Günlerden Busan. 

Busan’a gerçekleşecek yolculuğumuza günler öncesinde Seoul’de karar vermiştik. Koreli arkadaşım da Busan gezimizde bize eşlik edebileceğini söyledi. Çok mutlu olduk. Busan, görmeyi istediğim şehirlerden birisi idi.

Saat 05:17, sabahın erken saatleri. Gökyüzü zifiri karanlık. Henüz gün doğmadı. 06:32’deki trene yetişmek ve Koreli arkadaşımla tren istasyonunda buluşmak için otelden ayrılıyoruz. Otobüs durağına doğru giderken yol üzerindeki bir markete girip hem kendimize hem de Koreli arkadaşıma birer meyve alıyoruz. Çünkü güne kahvaltısız başlamıştık.

05:55, tren istasyonundayız. Gün yavaş yavaş aymaya başlıyor. Kore’nin başka bir şehrini göreceğim için çok heyecanlıyım. İstasyona vardığımızda hafif bir kalabalık karşılıyor bizi. İstasyon içerisinde bir yerlere yetişmeye çalışanlar, bekleme koltuklarında uyuklayanlar, ayaküstü bir şeyler atıştıranlar derken Koreli arkadaşımı görüyorum ve kocaman bir gülümseme ile günaydınlaşıyoruz. Sonrasında markete giriyor. Bizim için muzlu süt ve yumurta alıyor. (Trende atıştırmak için) Ben de ona onun için almış olduğum meyveyi veriyorum. Koreli arkadaşım ona aldığım doğum günü hediyesini (Türk motiflerinin olduğu ipek bir mendil) çantasına takmış, bana mutlu bir şekilde onu gösteriyor. Seviniyorum.



hızlı treni merakla bekliyorum.



haşlanmış yumurta ve muzlu süt.

Saat 06:32’yi gösterdiğinde tren hareket etmeye başlıyor. Ne trene bindiğimizde ne de sonrasında herhangi bir bilet kontrolü yapılmıyor. İnsanların birbirine duyduğu bu güven duygusu ve dürüstlük beni şaşırtıyor. Bindiğimiz tren yüksek hızlı tren. Gerçekten de hızlı bir trendi. Hem hızlı hem de çok konforlu. Rahat bir yolculuk yapıyoruz. Yaklaşık 4 saatin ardından Busan’a varıyoruz.


Lotte Tower alışveriş merkezi.

Busan’da hava çok güzel. Seoul’e göre serin bir hava karşılıyor bizi. Sonunda rüzgar gerçekten serin esiyor. Saatler 11:18’i gösterdiğinde Lotte Tower alışveriş merkezine varıyoruz. 



Alışveriş merkezinde bir kafede biraz soluklanıp bir şeyler içiyoruz. Trenden artakalan şeyleri de burada yiyip ziyaret edeceğimiz bir diğer lokasyona doğru taksi ile yola koyuluyoruz.

Busan içerisinde gitmek istediğiniz yerler birbirine ne yazık ki pek yakın değil. Bu yüzden en iyi seçenek taksi kullanmak oluyor. Hem daha konforlu oluyor hem de yol daha kısa sürüyor. Ayrıca taksi hizmeti bizdeki gibi değil. Gideceğiniz lokasyonu uygulama üzerinden taksiye önceden bildirip ödemesini yapıp binebiliyorsunuz. Öyle gereksiz yolları dolandırma, fazladan ücret alma gibi durumlar yaşanmıyor. Böyle bir durum ne Seoul’de ne de Busan’da hiç başımıza gelmedi. Yani dürüst bir hizmet anlayışı ile karşılaştık.


Haedong Yonggungsa Tapınağı.

Saat 12:24, Kore’deki en eski Budist Tapınağı’na vardık. Hayatımda ilk kez bir Budist Tapınağı ziyaret ediyorum. Her şey çok farklı ve ilginç geliyor. Tapınağın girişinde Çin takvimi doğum aylarına göre denk gelen 12 hayvan heykelleri karşılıyor bizi.



köpek heykeli: Çin takvimine göre köpek yılında doğduğumu öğreniyorum. 



Tapınağın girişindeki kapıdaki renkler, süslemeler ,yazılar muhteşem ve çok dikkat çekici. İçeriye doğru ilerledikçe bir sürü merdiven karşılıyor ziyaret edenleri. Merdivenlerden inince ise okyanusa bakan harika bir manzara ile karşı karşıya geliyoruz. 


birbirinden farklı Buda heykelleri görüyoruz.


okyanusa karşı asılan dilek yaprakları. Tapınaktan satın alınan bu yapraklara dilekler yazılıp buraya asılıyordu.


aynı şekilde bunlar da dilek fenerleri. 


yan yatan buda heykeli.


Haeundae Plajı.

Saat 14:34, tapınaktan sonra Haeundae Plajı’na taksi ile varıyoruz. Yol üzerindeki oyuncak otomatlarının olduğu bir yere giriyoruz. Birkaç makineden oyuncak kazanmayı denesek de başarısız oluyoruz. :) Burada anı olarak fotoğraf kabinine girip resim çekiniyoruz.



14:49, Pasifik Okyanusu’na kıyısı olan Haeundae Plajı’ndayız. Burası çok serin ve güzel. Resimler çekiyoruz, sohbet edip vakit geçiriyoruz.

Saat 16:36 olduğunda akşam yemeği yemek için sabah uğradığımız alışveriş merkezine taksi ile geçmeye karar veriyoruz. Alışveriş merkezine vardığımızda yemek katına inip yemek seçmeye başlıyoruz.


akşam yemeği için gimbap seçiyoruz. 

Açıkçası ikinci deneyişim olacaktı. İlk deneyişimde -İstanbul’da iken- yosun tadını pek beğenmemiştim. Burada denediğimde çok ilginç bir şekilde yemeğin tadına hayran kalıyorum ve tekrar almaya gidiyorum. :)



Gamcheon Kültür Köyü.

Saat 17:54’ü gösterdiğinde Gamcheon Kültür Köyü’ne geçiyoruz. Etrafta rengarenk evler sıra sıra dizilmişti. Duvarlarda grafitiler ve duvarlara çizilmiş resimler, Küçük Prens Heykeli ve kitaptan sözler, şirin mi şirin dükkanlar, Busan aksanıyla çevrede konuşan yerli insanlar… buradaki ambiyans çok, çok güzeldi. Buraya hava karardığında gün batımı eşliğinde de gelmeyi isterdim sanırım. 

Yaklaşık bir saat kadar bu köyde vakit geçirmeye başlıyoruz.


işte, o rengarenk evler.


küçük prens heykeli.


“bütün yıldızlar çiçek açar.” Küçük Prens/142


hediyelik eşya dükkanlarından biri.





Burada geçirdiğimiz bir saatin ardından taksi ile Busan Tren Garı’na doğru yola çıkıyoruz. 


seramik hayvanlar, Koreli arkadaşımdan hediye. Busanda’ki bir seramik dükkanından. Çin takvimindeki doğum yılını temsil eden hayvanlar. 

Gece yarısına doğru Seoul’e kaldığımız otele varıyoruz. Gün nasıl başladı ve nasıl bitti? İçimde hem bir mutluluk hem bir burukluk hissi. Günlerin çok çabuk geçtiği aklıma geliyor. O sırada Busan gezisinden geriye kalan anıları birer birer diziyorum. 16.585 adımla günü bitiriyoruz.  

 

BİRPEMBESEVER