okuduklarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
okuduklarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2024 Pazar

Taş Ocağı | Damon Galgut

 


Taş Ocağı, Damon Galgut.

Roman, isimsiz bir kitap karakteri ile başlıyor. Güney Afrika’nın ıssız yollarında kaçak bir şekilde yollara düşen isimsiz adamın yolda gördüğü bir araba ve arabanın sahibi rahip ile yolunun kesişmesiyle olaylar ivme kazanmaya başlar. 

Rahip, yeni atandığı ilçeye gitmek için yollara düşmüştür. İsimsiz adamla karşılaşmasından sonra onu da gideceği yere bırakabileceğini teklif eder. Bu teklife kayıtsız kalmayan isimsiz adam rahiple birlikte arabaya biner ancak onun aklında sonu ölümle sonuçlanacak kötü planlar vardır. Araba yolculuğu sırasında bir yerde mola veren rahip ve isimsiz adam bir konu üzerine tartışmaya başlarlar. Tartışmanın sonucunda isimsiz adam kötü planını rahip üzerinde uygular ve onu öldürerek olaylara adeta tanıklık eden yakınında bulunan taş ocağına gömerek araba ile hemen oradan uzaklaşır.

İsimsiz adam büyük bir korku içerisindedir -öyle ki yazarın betimlemeleri ve harika anlatımıyla katilin korkusunu tüm içtenlikle hissediyorsunuz- fakat bir yandan da yeni bir kimlik kazanmanın merakı zihnini ele geçirir. Rahibin atanacağı yere doğru yine rahibin kimliğini ve kıyafetlerini üzerine geçirdiği adeta yeni bir suretle o yere doğru yolculuk başlar. 

İsimsiz adam her ne kadar rahibin yerine geçmiş olsa da içini kemiren bir suçluluk duygusu günbegün dayanılmaz bir hâl almaya başlar. Bir yandan da ilçedeki başkomiser yeni gelen rahibin bazı tuhaf davranışlarından şüphelenerek onu gizli bir şekilde yakın takibe alır. İsimsiz adam için sonu olmayan bir kaçış yeniden başlar.

Kitap, iki kez beyazperdeye de uyarlanmıştır.


“Buradan bakınca dünya normal görünmüyor. Bu parmaklıkların arasından dışarı bakmak istediğinde, bunlar her şeyi gözüne tuhaf gösteriyor.” (sayfa 60)


“Çok yorgundu. İçinde mayalanmakta olan sözcükler şimdi geri çekilmişlerdi. Olduğu yerde öylece durdu, çevresinde bir dolu insan olduğu hâlde kendini bir tepenin zirvesinde tek başınaymış gibi hissediyordu. Güneş, solgunca alçalıyordu, hiç ses seda yoktu ve o tepede yalnızdı.” (sayfa 81)


17 Kasım 2024 Pazar

Harry Potter ve Felsefe Taşı | J. K. Rowling

 


Harry Potter ve Felsefe Taşı, J. K. Rowling.

İngiliz yazar Joanne Kathleen Rowling, fantastik türdeki ilk Harry Potter serisini 1997 yılında kaleme alıyor. Yazar bu seriyi yayınlarken yayıncı tarafından gelen bir öneri üzerine tam adını açıkça kullanmıyor; hem kadın hem de erkek okurlara Harry Potter kitabı konusunun hitap edeceğini söylemesi üzerine adının baş harflerini kullanmasını ve cinsiyetini gizli tutmasını teklif ediyor. Bunun üzerine yazar bu fikri olumlu karşılıyor. Zamanla Harry Potter serisi ülkede büyük ses getiriyor ve hayranlık uyandırıyor. Böylelikle yazarın gizlenen cinsiyeti ortaya çıkıyor.

Harry Potter, bebekken anne babasını kaybetmiş; yaşamını teyzesinin evinde sürdüren bir çocuktur. Dudley isimli kuzeni ile pek geçinemeyen Harry, merdiven altında ona verilen bir boş odada kendi küçük dünyasında mutlu olmaya çabalar. 

Yeni yaş gününe yakın Harry için bir baykuş tarafından bir sürü mektup gelir. Herhangi bir başvuruda bulunmadığı hâlde Hogwarts Cadıcılık ve Büyücülük Okulu’na kabul aldığını ve eğitime çağırıldığı haberini alır. Burada Ron ve Hermoine adında arkadaşlar edinerek Hogwarts’ta sihirli maceralara adım atar.

Karanlık güçlere sahip Voldemort, Felsefe Taşı’nın peşindedir. Taş, özelliği gereği altın yapan ve insanın ölmemesini sağlayan bir taştır. Kitapta, Harry’nin okulda geçirdiği anlara ve arkadaşlarıyla yaşadıklarına tanık olurken diğer yandan da ailesinin ölümünün ardındaki gerçekle ve Felsefe Taşı’nın bulunmasıyla aralanan yeni bir macerayı okuyoruz.



“Dar patika ansızın büyük, siyah bir gölün kıyısına açılmıştı. Karşı yakadaki yüksek bir dağın tepesinde, yıldızlı göğün altında, ışıklı pencereleri, bir sürü kulesiyle dev bir şato vardı.” (sayfa 103)


“Düşler dünyasına dalıp gerçek dünyayı, yaşamayı unutmak doğru değildir, unutma bunu.” (sayfa 190)


“Orman birçok gizi saklar.” (sayfa 224)


“Mars bu gece pırıl pırıl dedi sadece.” (sayfa 224)


“İyiyle kötü diye bir şey yoktur, güç vardır sadece, bir de o gücü elde edemeyecek kadar zayıf olanlar…” (sayfa 256)


“Biliyor musun, pek de öyle harika bir şey değildi Taş. Dilediğin kadar para, dilediğin kadar yaşam! Birçok insanın hemen isteyeceği iki şey 

-asıl sorun, insanların kendileri için en kötü şeyleri isteme tutkuları.” (sayfa 262)


“Voldemort de, Harry. Her şeyin gerçek adını söyle. Bir şeyin adından korkarsan, kendisinden daha çok korkmaya başlarsın.” (sayfa 262)


“Hem güzel, hem korkunç bir şeydir gerçek, çok özen ister.” (sayfa 262)


3 Kasım 2024 Pazar

Badem | Won Pyung Sohn

 


Badem, Won Pyung Sohn.

Kitap kahramanımız Yun Jae, küçük yaşta babasını kaybetmiş; on yedinci yaş gününde babaannesi ve annesi ile doğum gününü kutlarken de trajik bir şekilde hayattaki tek yakınlarını da kaybeder. 

Yun Jae, küçüklüğünden beri aleksitimi hastalığına sahiptir. Aleksitimi: başkalarının duygularını anlamakta zorlanan, duygularını belli edemeyen ve yine duyguları günlük hayata uyumlu bir şekilde kullanamamak anlamına gelen bir rahatsızlıktır.

Amigdala, şekliyle bademe benzeyen ve insanların her iki kulağının arkasında bulunan; kişinin korku, kaygı, öfke gibi duyguları yöneten beyindeki bir bölge olarak bilinir. Yun Jae’nin annesi de oğluna bu bölgesinin gelişmesi için badem yemesini tavsiye ederdi. Ayrıca evlerinde duygu kartlarıyla çalışmalar da yaptırırdı. Ancak babaannesinin ve annesinin ölümüyle artık bir başına kalmıştır. 

Herkesi kaybetmiş olmanın verdiği duyguya yabancılık çeken genç karakterimizin yolu ona her zaman yardımcı olan komşusu Doktor Shim, karanlık bir geçmişe sahip olan Gon ve etrafına neşe saçan anlayışlı Dora ile kesişir. 

Annesinden geriye kalan kitapçı dükkanını işletmeye çalışan ve bir yandan da okulunu okuyan Yun Jae, hayatına giren yeni insanlarla kendi duygularını keşfetmeye başlayacaktır.


“-Nine, neden insanlar tuhaf olduğumu söylüyorlar?

-Belki de özel bir olduğundandır. Çünkü insanlar, başkalarından farklı olana tahammül edemezler.” (sayfa 18)


“Kitaplar, beni gidemeyeceğim yerlere bir çırpıda alıp götürdü. Hayatımda hiç karşılaşamayacağım insanların itiraflarını bana anlatıp hiç göremeyeceğim kişilerin yaşamlarını gösterdi.” (sayfa 47)


“Kitaplar farklıydı. Çünkü kitaplarda boş yer çoktur. Hem kelimeler arasında hem de satırlar arasında boşluklar vardır. Bunlar içerisine girip oturabilir, aralarında yürüyebilir ya da boşluklarına düşüncelerimi bile yazabilirim.” “sayfa 48)


“Hayatta kurtarılamayacak insan evladı yoktur. Sadece kurtarma çabasından vazgeçenler vardır.” -P. J. Nolan (sayfa 121)


“Her neyse basmakalıp bir ifade ama hayatta biriyle karşılaşman gerekiyorsa, vakti saati gelince onunla illaki karşılaşırsın.” 

(sayfa 124)


“Ninemin ifadesine göre sahaf dükkânı on binlerce ölü, diri yazarın ayrım gözetmeden kümeler hâlinde yan yana durduğu, nüfus yoğunluğu yüksek bir yerdi. Gelgelelim kitaplar sessizdi. Sayfaları açılmadan önce ölüyken, açılmaya başlandığı andan itibaren canlanarak içlerindeki hikâyeleri boşaltırlardı. Üstelik kulağıma tam da benim istediğim kadar fısıldaşır dururlardı.” (sayfa 127)


“Bilmediğin duyguları anlamak her zaman iyi olmaz. Çünkü duygular aldatıcıdır. Dünya, senin bildiğinden tamamen farklı görünecektir. Etrafını saran en küçük şeyleri tehlikeli bir silah gibi hissedebilirsin, sıradan bir yüz ifadesi ya da bir söz diken gibi canını da acıtabilir. Yol kenarlarındaki taşlara bir bak! Hiçbir şey hissedemezler ama sürekli zarar görürler. Üzerlerinde insanların tepinip durduklarını bile bilmezler.” (sayfa 154)


“Belki de bir dili anlamak, muhatabın yüz ifadesinin ve duygularının farkına varmak demekti.” (sayfa 183)


“İnsan, üzüntüsü büyüdükçe ve buna bir çare de bulamadıkça kötü düşüncelere dalar.” (sayfa 216)


“İnsanlar uzaktayken elden bir şey gelmez deyip trajediye gözlerini kaparlar ancak korktuklarını bahane ederek yanlarında olan olaylara da yaklaşmazlar. İnsanların geneli hissederler ama harekete geçmezler. Acıyı paylaştıklarını söylerler ama hızlıca unutuverirler. Benim anladığım kadarıyla bunların hiçbiri hakikat değildi. (sayfa 239/240)


“Yaraladığın insanlardan tüm içtenliğinle özür dile. Kanatlarını kopardığın kelebekten de bilmeyerek üzerine bastığın böceklerden de.” (sayfa 241)


“Bu hikâyenin nasıl devam edeceğini bilmiyorum. Tıpkı daha önce söylediğim gibi bir hikâyenin trajik mi yoksa mutlu sonla mı biteceğini ben veya başka biri söyleyemez. Belki de bu türden bir sınıflandırma yapmak dahi imkansızdır. Çünkü hayat, binbir tatla karışık akıp gider.” (sayfa 249)

16 Ekim 2024 Çarşamba

Türkü Söylüyor Otlar | Doris Lessing



Türkü Söylüyor Otlar, Doris Lessing.

2007 yılında Nobel Edebiyat Ödülü sahibi yazar, günümüzde Zimbabve olarak bilinen  Rodezya isimli Güney Afrika ülkesinde uzun yıllar yaşamıştır. Yazar, Türkü Söylüyor Otlar adlı eserinde Afrika’da yaşanan sömürgeciliğe, ırkçılığa, insanların ikiyüzlülüğüne, toplumsal ayrımcılığa ve sorunlara değiniyor.

Kitabın ilk sayfaları çiftlikte gerçekleşen bir ölümle başlıyor. Sonrasında ölümün sebepleri araştırılıyor derken Mary ile tanışıyoruz. Mary’nin çocukluğuyla devam ediyor roman. Mary, mutlu ve huzurlu aile ortamında büyümemiş bir kız çocuğu. Zimbabve’de yaşayan Mary, kendisi gibi beyazların gittiği okulda eğitimini tamamlar. Bu okulda kendi ırkından olmayan insanlara karşı edindiği önyargılar ile beyaz olmayan insanlarla ilgili olumsuz düşüncelere sahip bir birey olarak yetişir.

Evlenecek yaşa geldiğinde ise evliliğe karşı pek de olumlu düşünceleri olmaz çünkü kendi ailesi mutsuzluğun en önemli temsilcisi olarak örnek teşkil eder. Ancak hiç beklenmedik bir anda çiftçilik yapan Dick Turner adında bir adamın ona gösterdiği ilgi ve sevgi dikkatini çeker ve kendisini onunla evlenmiş olarak bulur. 

Mary gerçekleştirdiği bu evlilikle yeni bir hayatın kapısını aralar. Artık bir çiftlikte kırsal yaşam sürmekle birlikte daha çok duygu ve düşünceleri ile baş başa kalacağı zamanlar onu bekler. Çiftlik hayatının beklenmedik durumları Turner ailesine yoksulluk getirince Mary büyük bir boşluğa ve depresyona girmeye başlar. İçine düştüğü bu yalnızlıktan kurtulmak isteyen Mary, beyaz bir kadının yapmaması gereken bir şey yapar ve kendi ölümüne adım adım yaklaşır.


“Bir uygarlığın zayıflıkları hakkında en iyi yargıyı, başarısızlıklarına ve uyuşmazlıklarına bakarak verebiliriz.” 
-Adı Bilinmeyen Bir Yazar-


“Nemli ve boğucu bir sabah yaşanmaktaydı. Gökyüzü, renksiz bulutlarla örtülüydü. Ortalıkta pis bulaşık suyunu andıran bir renk hakimdi. Donuk toprağın üstündeki kirli su birikintileri, gükyüzünün parlaklığını emmiş gibiydi.” (sayfa 19)


“Eskilerin, "İnsanın ülkeyi tanıması gerek", derken söylemek istedikleri,"yerlilere ilişkin düşüncelerimize alışmanız gerek’tir. Aslında söyledikleri; ‘ya bize uyarsınız ya da çekip gidersiniz’dir.”(sayfa 22)


“Böylesine kötü olmak elbette kolay değildir. Ancak bir süre sonra yaptıklarını 'kötü' olarak da görmemeye başlardı hepsi.” (sayfa 22)


“Gerçeği, karşı konulmaz ve değiştirilemez bir biçimde söyleyivermeyi çok isterdi; ancak gerçek o kadar basit değildi. Hiçbir zaman olamazdı.” (sayfa 27)


“Gerçeğin tek bir yüzü vardır.” (sayfa 32)

“Sanki, bildiği bir oyunun sahnesinde onu, kendine uyan rolünden çıkarmışlar ve birden ona hiç bilmediği bir rolü vermişlerdi. Onu üzen, değişmiş olduğunun bilinci değil, kendine ait olmayan bir rolü oynuyor olmasıydı.” (sayfa 114,115)


“Ulusların krizleri gibi, insanların krizleri de, her şey olup bitene dek, tam anlamıyla anlaşılamaz.” (sayfa 152)


“Gerektiğinden ya da isteyerek, tek başına yaşayan ve komşularının yaşamını kendilerine dert etmeyen insanlar, diğerlerinin kendileri hakkında konuştuğunu duyduklarında, hep rahatsız, mutsuz olurlar. Uyuyan bir adamın gözünü açıp da, yatağının çevresinde onu gözetleyen bir kalabalıkla karşılaşmasını andırır bu.” (sayfa 193)



27 Eylül 2024 Cuma

Değişim | Mo Yan

 


Değişim, Mo Yan. 

Çin’in en ünlü, en sık yasaklanan ve en çok korsan baskısı yapılan yazarlarından biri olarak bilinir. Asıl adı Guan Móye olan yazar, 1984 yılından itibaren Çince “sakın konuşma” anlamına gelen Mo Yan adını kullanmaya başlar. Yazar, Değişim adlı eseriyle Nobel ödülünü alarak ilk Çinli Nobel ödüllü yazar olmuştur.

Değişim eserinde yazarın çocukluğundan başlayan hayatının evrelerini sırasıyla okuyoruz. Otobiyografi türündeki bu öykü kitabında yazar; Çin’de gerçekleşen Kültür Devrimi’ni, siyasal olayları ve toplumsal değişimleri halktan birinin gözlemleriyle ve ilk elden edinilen deneyimlerle okura sunuyor.

Mo Yan, on bir yaşındayken okulu bırakır ve çiftçi olarak çalışmaya başlar. Bu süreçte ülkesindeki yenilikler ve değişimler meydana gelirken diğer taraftan kendi kendisini büyük bir hayatta kalma mücadelesinin içinde bulur. İçinde bir tutku olan yazma serüvenine adım atarak yazarlık hikayesinin başlangıcını da anlatır.


“Ağaçlar yerinden olursa ölür ama insan yaşamaya devam eder.” (sayfa/27)


“Çinlilerin "herkes bir başkasının işine karışır"dan "herkesin işi kendine"ye geçişi ileriye doğru atılmış büyük bir adımdır aslında.”(sayfa/67)


“Bir yazar için önemli olanın akademik kariyer değil de yazdıklarının gücü olduğunu biliyordum.”(sayfa/69) 

7 Eylül 2024 Cumartesi

Bir Zanaatle Beklenmedik Karşılaşma | Stefan Zweig

 


Bir Zanaatle Beklenmedik Karşılaşma, Stefan Zweig.

Yazar, bu kitabında iki farklı öyküyü barındırıyor içinde. Bolca insan tiplemelerine ve gözlemlerine yer verilen öykülerde yoğun betimlemeler dikkat çekiyor; okurun merakını ve ilgisini canlı tutmayı başarıyor.

Bir Zanaatle Beklenmedik Karşılaşma, kitabın ilk öyküsü olarak karşılıyor bizleri. Paris’in yoğun sokaklarından birinde bir köşede oturan adamın, kalabalık içerisindeki insanları gözlemlerken içlerinden birinin dikkatini çekmesi üzerine peşine düştüğü yabancıyı ve onun gizemli davranışlarını çözümlemeye çalışmasını ele alıyor. 

Prater’de İlkbahar, kitabın içinde yer alan ikinci ve son öyküdür. Bir kadın karakterin duygularını ve düşüncelerini gizlediği ve kendini ait olmadığını hissettiği bir şehirde, bir günlüğüne başka biri gibi davranarak -adeta bir maske takarak- Prater’in sokaklarına karışıp hiç olmadığı kadar mutlu bir gün geçirmesine şahit oluyoruz. Aslında bir günlüğüne de olsa taktığı o maskeye, geçmiş yaşantısından aşina olsa da gerçek mutluluğu uzun süredir yaşadığı hayatıyla birlikte çoktan unutmuştur. Peki, kadın karakter gerçekte hangi hayatını maskelemiştir?


“1931 yılının o tuhaf nisan sabahındaki hava muhteşem ve ıslaktı, ancak güneş de açmıştı. Pamuk şeker gibi tatlı, serin, nemli ve berraktı hava; pırıl pırıl bir bahar havasıydı; Strasbourg Bulvarı’nın tam ortasında yeni biçilmiş çimlerin ve denizin kokusunu duymak insanı şaşırtıyordu.” (sayfa/1)


“Çünkü hiçbir sanat, gerçeğin kendisiyle yarışamaz.” (sayfa/14)


“İnsanın ruhunun derinliklerini yanan bir kibritin alevi gibi bir anda aydınlatan da küçük ayrıntılar değil midir zaten?” (sayfa/26)


“Ancak herkes de bilir ki, yardım çağrısında bulunmayan bir insana yardım etmekten daha zor bir şey yoktur, çünkü yardım dilenmiyorsa mutlaka son bir şey daha vardır: Israr edip incitmememiz gereken gururudur bu.” (sayfa/27)


2 Temmuz 2024 Salı

Beyazlı Kadın | Wilkie Collins

 



Beyazlı Kadın, Wilkie Collins.

İngiliz edebiyatının Victoria dönemini yansıtan ve gotik edebiyatın gerilimi ile psikolojik gerçekçiliği kaynaştıran kitap, gotik türün ilk örneği olarak karşımıza çıkar. İlk olarak haftalık bir dergide yayımlanan ve büyük ilgi gören Beyazlı Kadın daha sonra bir kitap haline getirilir. 
O dönemde yazarın yakın arkadaşı olan Charles Dickens, Collins’in ünlenen eseri Beyazlı Kadın’ı taklit ederek bir eser yazmaya çalışmıştır. Collins’in en önemli eseri olarak nitelendirilen Beyazlı Kadın okunduğu her dönemde büyük bir ilgi ve merak uyandırmaya devam etmiştir.

Kırsal bir malikanede amcaları ile yaşayan Marian ve Laura aynı anneden farklı babalardan dünyaya gelen iki kız kardeştir. Annelerinin vefatından sonra amcalarıyla Limmeridge’de ikamet ederler. İki genç kız kalabalıktan uzakta bir yaşam sürerken hayatları, Walter Hartright isimli bir resim öğretmeninin dahil oluşuyla değişmeye başlar.

Walter, ilk iş gününde malikaneye doğru süren yolculuğu sırasında beyazlara bürünmüş bir kadın görür. Bembeyaz giyinen ve soluk teniyle patikada ayakta dikilen esrarengiz kadının genç adamla kısa bir konuşması olur ardından oradan uzaklaşarak gözden kaybolur. Yaşadığı bu tuhaf olayın ardından malikaneye varan Walter, ders vereceği genç hanımlarla tanışınca yolda gördüğü beyazlı kadının evin kızlarından Laura ile olan benzerliği dikkatini çeker.

Günler geçip giderken Walter ve Laura arasında duygusal bir yakınlık başlar. Bunu sezen Marian, Walter’ın aileleri için uygun olmadığını kibar bir dille anlatır ve işini bırakıp Londra’ya gitmesini söyler. Walter kalbi kırık bir şekilde Londra’ya gider. Bu gelişmelerden sonra Laura amcası tarafından, Sir Percival adında soylu bir adamla nişanlandırılır. 

Laura ve Marian’ın hayatlarına dahil olan bu yeni adam, onların kötüye gidecek olan hayatlarının da başlangıç bileti olur. Sir Percival ardında sakladığı birçok sırla yalanlar üzerine Laura ile kurduğu yeni evliliklerinde kötü niyetini açık etmeden yürütmenin planlarını yapar. Ancak Marian’ın sevgili kız kardeşi Laura’yı koruma içgüdüsüyle Sir Percival’ın kötü emellerini bir bir ortaya çıkarmaya kararlıdır.


“Kimimiz hayatı koşarak yaşar, kimimizse ağır ağır yürürüz.”
(sayfa/58)


“Resmin söyleyebileceği bu kadar işte, belki de daha derine ulaşabilen fikrin ve kalemin de kendi dillerinde söyleyebilecekleri bu kadardır.”(sayfa/62)


“Kelimeler bizi yaralayacakları zaman devleşir, bize hizmet edecekleri zamansa cüceleşir.” (sayfa/76)


“Onun ve benim kalplerimize kış gelmişti bile!” 
(sayfa/82)


“Puslu, boğucu bir akşamdı. Havada sıkıntı vardı, bahçedeki çiçekler boyunlarını bükmüşler, toprak da çatlamış ve kurumuştu. Batıda, kıpırtısız ağaçların üstünden gördüğümüz gökyüzünün rengi soluk sarıydı, güneş bir pus tabakasının içinde yavaşça batıyordu. Yakında yağmur geleceğe benziyordu, herhalde o gece yağmaya başlardı.” 
(sayfa/302)

“Anlaşılmaz dünyamızın her köşesinde sıradanla dehşet verici olan iç içe geçmiştir. Koşullardan kaynaklanan ironi hiçbir korkunç felakete saygı göstermez.” 
(sayfa/618)


5 Şubat 2024 Pazartesi

Cam İnciler | Emeric Pressburger

 


Cam İnciler, Emeric Pressburger.

1933 yılındaki Nazi Almanya’sından Londra’ya kaçan ve kendini Karl Braun olarak tanıtan adam, savaşta karısını ve çocuğunu kaybetmiş; tek başına yeni geldiği bu şehirde kendi karanlık geçmişinden kaçmaya çalışmaktadır.

1965 yılının bir yaz ayında Karl, Londra’ya yerleşir. Kiraladığı dairede komşularına kendini, savaş mağduru bir adam rolünü oynamakla birlikte müzikten anlayan bir piyano akortçusu olarak tanıtır. Zaman geçtikçe yeni arkadaşlarla birlikte ona güvenen komşular edinir. 

Almanya’da Doktor Otto Reitmüller olarak bilinen Karl Braun, bilimsel deneyler yapmak için onlarca insanı öldüren biridir. İnsanların beyni üzerinde aşamalı olarak ameliyatlar gerçekleştiren Dr. Otto Reitmüller, ünlü bir Nazi doktorudur. Gizlilikle yürütülen deneysel çalışması ortaya çıkınca ve mahkemelerde yargılamalar başlayınca kendi ülkesini terk etmiş olur.

Ancak bu terk edişi geçmişini hafızasından sildiği anlamına gelmez. Gittiği her mekanda ve tanıştığı her yeni insanda yakalanma korkusu peşini bırakmaz. Onun karanlık geçmişi, yeni bir isimle başka bir kimliğe bürünmüş olsa da gittiği her yerde  kendisini takip etmeyi asla bırakmayacaktır.


“Ancak bütün umutlarınızdan vazgeçtiğinizde kaybolursunuz.”

“Büyüyen çocuklara nasıl da aptalca davrandığımızı gösteriyor bu. Her zamankinden daha duygusal oldukları bir zamanda onlara X’lerin öpücük, O’ların kucaklaşma anlamına geldiğini unutmalarını söylüyoruz. Yetişkinlerin dünyasında X’in "bilinmeyen sayı" ve O’nun "sıfır" anlamına geldiğini biz söylüyoruz onlara.”


“Mantıksız meselelerde mantığın tamamen faydasız olduğu gerçeğinden daha fazla mantıklı zihni rahatsız eden bir şey yoktur.”

“Ama biliyordu ki insan bir yere ilk defa gittiğinde kar mı yağıyordu, yoksa bir kafenin terasında, kızgın güneşe karşı açılan tentenin altında mı oturmuştu ya da bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun altında şemsiyesiz mi kalmıştı, her zaman hatırlardı.”


“Sırlarınızı açık etmeniz için başkalarının size kendi sırlarını anlatmasından daha cazip bir şey yoktur. Hein şöyle öğüt vermişti: "Biri sana doğrudan bir şeyler sorarsa ihtiyatlı olmak kolaydır. Ama biri sana kendi hayat hikayesini anlatıyorsa ağzından çıkana dikkat etmenin tam vaktidir." “

“Bazı şeyleri yapmayı ne kadar çok seversen, onlardan vazgeçmek o kadar zor olur, fakat kimliğini gizlemek için bunu yapman çok yararlı olacaktır.”


10 Ocak 2024 Çarşamba

Martin Eden | Jack London

 


Martin Eden, Jack London.

Jack London kitabı hakkında şöyle der:”Martin Eden için neden biraz üzülmeyeyim ki? Martin Eden bendim. Fakat Martin Eden bir bireyci idi bense bir sosyalist. İşte bu yüzden ben yaşamaya devam ediyorum ve bu yüzden Martin eden öldü.”

Kitabın konusu, yazarın kendi hayatından da izler taşıyor. 20. yüzyılın başlarında Oakland’da yaşayan Martin Eden, genç bir denizcidir. Toplumun sınıflara ayrıldığı o dönemde Martin, işçi sınıfının bir parçasıydı. Beklenmedik bir akşam yemeğinde hayatına girecek olan Ruth isimli genç kız, Martin’in hem hayatını değiştirecek hem de genç kızın ait olduğu burjuva sınıfına ulaşmanın hırsıyla dolup taşacaktır.

Ruth, burjuva sınıfına mensup bir ailede yetişmiş; eğitimli, görgülü, güzel bir genç kızdır. Ruth her ne kadar Martin’in, kendi ailesi için uygun olmadığını ve aralarındaki farklılıkların sorun çıkartacağını bilse de kalbindeki derin duygulara engel olamaz; Martin’e karşı o da içten içe duygular beslemeye başlar.

Martin, gemideki işinden ayrılır. Ruth’un ailesine ve mensup olduğu burjuva sınıfına yaranabilmek için eğitim seviyesini ilerletmeye karar verir. Okuma yazmasını iyi bir seviyeye taşımak ister. Zaman zaman Ruth ile bir araya gelerek okuduğu kitaplar, şiirler üzerine sohbet eder. Görgü kurallarını öğrenen Martin, giyim kuşamına da özen gösterir. Gün geçtikçe eski Martin Eden ile yeni Martin Eden arasındaki farklar çevredeki insanlar arasında da dikkat çekmeye başlar. 

Gemideki işinden ayrılan Martin’in az bir birikimi olan parası da bitince kendine, burjuva sınıfında layık görülecek yeni bir iş bulmanın arayışına düşer. Son günlerde iç içe olduğu kitaplar ve yazarlardan ilham alarak bir şeyler yazmaya başlar. Ve böylelikle yazarlık serüvenine bir adım atmış olur. Yazdığı yazıları yayınevlerine ve gazetelere gönderse de istediği iyi sonuçları alamaz.

Büyük bir buhran yaşayan Martin, diğer yandan Ruth’u kaybetmenin korkusuyla karşı karşıyadır. İşçi ve burjuva sınıfı arasında kalan ve dahil olmak istediği burjuvalıların gerçek yüzlerini her geçen gün görmekte olan Martin Eden’in hayatı, duygusal bir boşluğa doğru sürüklenir.


“Ne söylediğinizden çok nasıl söylediğiniz önemli.”

“Güzelliğin ne olduğunu anlayacak hissiyata sahip değildiler; yoksa o parlayan gözlerin ve o yanakları kızarmış, ışıldayan yüzün, bu gencin ilk kez yaşadığı aşk hayalinin bir belirtisi olduğunu bilirlerdi.”


“İçimde söylemek istediğim çok şey var sanırım. O kadar fazla ki. Kafamdakileri gerçek anlamda aktarmanın yollarını bulamıyorum. Bazen sanki tüm dünya, tüm yaşam, her şey gelip kafama doluşuyor ve sözcüleri olmam için bağırıp feryat ediyor.”


“Hisleri ve sezgileri ister yazılı ister sözlü olsun, konuşmaya dönüştürmek büyük bir iştir ve sırası gelince okuyan ya da dinleyen insanın içinde bu konuşma aynı biçimde yeniden his ve sezgilere dönüşecektir.”

“Toplumdaki her insan ve her zümre -daha doğrusu hemen hemen her insan ve her zümre- kendinden daha iyi olanları taklit eder.”

“Anlayacağın varsa ben değişmedim; ama birden kıymete binmem sürekli bu konuda kendi şüphelerimi gidermeye zorluyor beni. Kemiklerimin üzerindeki etler aynı, yine eskisi gibi ellerimde ve ayaklarımda onar parmağım var. Ben aynı insanım. Yeni bir güce sahip değilim, yeni bir beceri geliştirmedim. Beynim aynı beyin. Edebiyat ya da felsefe üzerine tek bir yeni genelleme yapmışlığım bile yok. Beni kimselerin istemediği zaman kişilik olarak ne ölçüde bir değere sahipsem şimdi de aynı değerde bir insanım. Beni şaşırtan şey, insanların beni şimdi istemeleri. Beni ben olduğum için istemediklerine şüphe yok; zira ben, o eskiden istemedikleri insanla aynı kişiyim.”



4 Ocak 2024 Perşembe

Galaktik Trenyolu’nda Gece Vakti | Kenji Miyazawa

 


Galaktik Trenyolu’nda Gece Vakti, Kenji Miyazawa.

Japonya’nın en sevilen yazar ve şairlerinden biri olan Kenji Miyazawa, daha çok duygusal yüklü çocuk öyküleri kaleme almıştır. Miyazawa’nın yazmış olduğu eserleri hayattayken hiç tanınmamış; ölümünden sonra ise büyük bir ün kazanmıştır. Galaktik Trenyolu’nda Gece Vakti isimli eseri animeye de uyarlanmıştır.

Kitabın küçük karakteri Giovanni, arkadaşları tarafından dışlanan ve zorbalığa maruz kalan bir çocuktur. Yaşadığı şehirde her yıl belli bir dönemde gerçekleşen Yıldız Festivali’ne çok az kalmıştır. Beklenen Yıldız Festivali gelir. Giovanni o gece de arkadaşları tarafından yalnız bırakılır. 

Tek başına yüksek bir tepeye gökyüzünü izlemeye çıkan Giovanni, tepeye doğru yaklaşmakta olan bir tren görür. Gördüğünün gerçek mi yoksa hayal mi olduğunu anlayamadan kendisini o trenin içinde yolculuk yaparken bulmaya başlar. Tam o esnada trendeki yolculuğu sırasında ona iyi davranan tek arkadaşı Campanella’yı görür. Bu gizemli yolculukta onu gördüğüne çok sevinen Giovanni kendisini biraz da olsa güvende hisseder. 

İki arkadaşın yolculukları takımyıldızları arasında sürecek olurken karşılarına yeni yeni insanlar çıkacak ve bu tanışmalar sonucunda sevgiye, mutluluğa, ölüme, dostluğa, hayata dair birçok şey öğreneceklerdir.


"Mutluluğun ne demek olduğunu kim bilir?" diyerek avuttu Fener Bekçisi genç adamı. "Doğru yolda ilerlerken karşılaşılan zorlukların ve tecrübe edilen tüm iniş çıkışların her biri, aslında bizi gerçek mutluluğa yaklaştıran birer adımdır.


13 Aralık 2023 Çarşamba

Kiki ve Sihirde Yeni Bir Sayfa | Eiko Kadono

 


Kiki ve Sihirde Yeni Bir Sayfa, Eiko Kadono.

Kitabın ilk serisinde küçük Kiki’nin cadı olmaya ilk adımını atması için Koriko şehrine uçmasını ve orada kendi hayatını kurmasını; yeni insanlar tanıyıp yaşadığı şehirdeki insanlara yararlı olmak için açtığı cadı kargosu dükkanında kargo taşımacılığı yapmasıyla ilgili maceralarını okumuştuk.

Kitabın ikinci serisinde memleketine dönen ve ailesini ziyaret eden Kiki, yeniden Koriko’ya dönmenin ve oradaki insanlara yararlı olmanın özlemini çeker. Kedisi Jiji ile onu bekleyen birbirinden farklı maceralara kaldığı yerden devam eder. Koriko halkı da artık Kiki’yi kendi kızları gibi benimseyip sevmiştir. Kiki, yarım bıraktığı maceralarına devam ediyorken diğer yandan da yeni insanlar tanıyıp onlardan kendine fayda sağlayacak bilgiler öğrenir. 

Koriko’da kışın çok soğuk geçmesiyle çoğu insan salgın hastalığa yakalanır. İnsanlar cadı kargosunu arayarak Kiki’den yardım istemeye başlar. Kiki elinden geldiğince yardım ulaştırır ancak bir şeylerin eksikliğini hissetmeye başlar. Kiki’yi zorlu bir macera bekler.


“Bir cadının güler yüzlü olması çok önemli çünkü güler yüz karşıdaki kişinin kalbine ulaşır.”


“Zaman dediğin şey, kollarını iki yana açıp istediğin kadar durdurmaya çalış, seni dinlemiyor, geçip gidiyor işte.”


“Çocukluğundan beri Kiki sık sık böyle kötü sözler duyarak büyümüştü. İşte tam da bu yüzden güzel şeyler taşıyan biri olmak istemişti. Sadece eşya değil, o eşya sahibinin iyi niyetlerini de taşıdığını düşünüyordu.”


“Siyah gizemin rengidir, pek çok şeyi gizler.”


“Ben de yapmak istedim. Hiç kimsenin görmediği bir şeyi arayıp ilk bulan kişi olmayı… Hayali bile içimi titretiyor. Macera ne güzel bir şey.”

1 Aralık 2023 Cuma

İkigami -1- | Motoro Mase

 


İkigami "İntikamın Sonu", Motoro Mase.

10 seriden oluşan manga kitabı orijinal basımına sadık kalınarak soldan sağa okunacak şekilde dilimize çevriliyor. 

Ulusal refahı korumak ve bunu geliştirmek için ilkokula geçen her çocuğa ülke genelinde ölümcül hastalıklardan koruyacak bir aşı programı yapılmaktadır. Ancak her bin aşıdan birinde -bir kişiye denk gelecek şekilde- içinde bir kapsül olan aşı vurulur. Kapsüllü aşının özelliği ise kalbe yerleşmesi ve kapsülün yerleştiği kişinin 18-24 yaş aralığında kendi kendini imha edip ölmesidir. Böylelikle vurulan aşı ile insanların verimli ve doğru bir hayat sürmeleri amaçlanır. Bu aşının kime denk geldiği kime yapıldığı toplumdaki insanlar arasında asla bilinmemektedir. Ta ki İkigami adı verilen ölüm bildirgesi içeren kartın, kapsüllü aşıyı olan kişiye son 24 saat kala verilmesine kadar.

Kengo Fujimoto, kitabın ana karakteri. Sağlık Bakanlığı’nda çalışan genç adam, İkigami adı verilen ölüm bildirgelerini ölecek olan kişilere son 24 saat içerisinde ulaştırmakla görevlidir. Fujimoto’nun ilk seriden itibaren uygulanan aşıların meydana getirdiği kayıpları vicdanen sorgulamaya başlamasına da tanık oluyoruz.

Kitabın ilk serisinde iki farklı kişinin İkigami’den önceki ve sonraki hayatlarına dair hikayeleri okuyoruz.


"İntikam alabilirsem kalbimdeki yaranın iyileşeceğine inanmıştım. Fakat şimdi bu yara daha da derinleşti."


"İkigami bir “ölüm kağıdı” veya “yaşam kağıdı” olabilir."



28 Kasım 2023 Salı

Theo’ya Mektuplar | Vincent Van Gogh

 


Theo’ya Mektuplar, Vincent Van Gogh.

Van Gogh’un erkek kardeşi Theo’ya yazmış olduğu, kendini bulma macerasından başlayıp ressam olma ve sonunda hastalığıyla mücadele etme üzerine yazmış olduğu mektuplarının derlendiği kitap.

Mektuplarda Theo’yu Paris’te galeri yöneticiliği yapmaktayken Van Gogh’u ise farklı şehirlerde ve ülkelerdeki yaşamı sürecinde bir ressam olmak için nasıl adım atmaya karar verdiğine, içindeki sanat sevgisine, kardeşiyle mektuplarında bahsettiği ressamlar ve eserleri hakkındaki sohbetlerine okurlar olarak bizler de kısa bir yolculuğa çıkıyoruz.

Kitapta yalnızca Van Gogh’un Theo’ya yazdığı mektuplara ve bazı eskiz çizimlerine de rastlıyoruz. Oluşturduğu eserlerin ardında saklı kalan gerçek hikayelerini, oluşum süreçlerini ve Theo’un Van Gogh’a olan sonsuz desteğini mektup satırlarında görüyoruz.


“Hiçbir kadın yaşlı değildir(Dünyada hiç yaşlı kadın yoktur anlamına gelmiyor bu; sevdiği ve sevildiği sürece hiçbir kadın yaşlanmaz,demek.)”


“Doğa karşısında hemen hemen herkes duygulanır, ama daha az, ama daha çok…”

“Sevgili Theo,

Yürüyeceğimiz yol dar, onun için dikkatli olmalıyız. Bizim varmak istediğimiz yere başkaları nasıl gittiler, biliyorsun. Biz de o basit yolu seçmeliyiz.”


“İnsan okumasını öğrenmek zorunda, tıpkı görmeyi,yaşamayı öğrenemk zorunda olduğu gibi…”


“Duygu birliğinin doğduğu yerde yaşam yeniden başlar.”


“Ah, Theo, tonlar ve renkler ne büyük şeyler! Bunları hissetmeyi öğrenemeyen biri ise yaşamdan ne kadar uzakta!”

“Kendini kötü ifade etmektense hiçbir şey dememeyi yeğlerim.”

“İnsanların olduklarından başkaymış gibi görünmek istemeleri bana gülünç(anlamsız) geliyor.”


“Birçok şeyi çok sevmek de iyi bir şey, çünkü insana güç kazandıran budur. Çok seven kişi çok da çalışır ve çok şey başarabilir, sevgiyle yapılmış bir iş iyi yapılmıştır.”


“İlkbahar, taze, körpe heşil mısır yaprakları ve pembe elma çiçekleridir.

Güz, sarı yapraklarla menekşemsi tonların birbirine karşıtlığıdır.

Kış, beyaz kar üstüne çizilmiş siyah siluetlerdir.”


“Sevgili Kardeşim,

Düşüncelerim hep seninle dolu, bu yüzden bunca sık yazıyorum herhalde.”

“İnsan ressamların dilini değil, doğanın dilini dinlemeli.”


1 Kasım 2023 Çarşamba

Kiki’nin Cadı Kargosu | Eiko Kadono

 


Kiki’nin Cadı Kargosu, Eiko Kadono.

Yazarın 1985 yılında kaleme aldığı eserinde küçük Kiki’nin, bir cadı olmanın gerekliliklerini yerine getirmesi üzerine evinden Koriko’ya yaptığı yolculuğu ve sonrasında başından geçenleri okuyoruz.

Kiki yanına aldığı kömür karası sevimli kedisi Jiji ile yeni maceralara yelken açmanın heyecanını yaşar. Hayali; denize kıyısı olan sakin bir kasabada cadı olmanın vazifelerini yerine getirmektir. Tam istediği gibi bir yer bulur ve Koriko’ya yerleşmeye karar verir. Burada şans eseri tanıştığı Fırıncı Osono Hanım, Kiki’ye uçan süpürgesiyle kargoculuk yapmasını teklif eder ve hatta ona kalacak bir yer bile sunar. 

Kiki, yaşadığı şehirdeki insanlara bir cadı olarak fayda sağlayacağı için çok mutlu olur. Diğer yandan onun evden ayrı kaldığı ilk zamanları kendi ayakları üstünde durması için de büyük bir fırsattır. Koriko şehrinde Kiki’yi birbirinden ilginç maceralar bekler. Cadı süpürgesi ve kedisi Jiji ile gökyüzünde maceralara uçar.

Kitabın içerisinde Akiko Hayaşi’nin sevimli çizimleri de Kiki’nin Cadı Kargosu’na eşlik ediyor. Kitap daha sonra Hayao Miyazaki’nin hayal gücünün sınırlarını zorlayan çizimleriyle buluşuyor ve ortaya muhteşem bir film çıkıyor.


"Aslında şimdi sen öyle söyleyince düşündüm de dünya çok eski zamanlara kıyasla çok daha aydınlık bir yer oldu galiba. Artık bir yerlerde mutlaka bir ışık yanıyor."


"Gerçekten bilmiyorlar değil mi? Aslında cadılar hiçbir zaman kötü şeyler yapmadı ki. Sıradışı şeyler yapmış olabilirler ama… İnsanlar anlayamadığı şeyleri hemen kötülüyorlar. Bunlar eskide kaldı sanıyordum."


"Kış giderek yaklaşırken soğuk rüzgarlar aralıksız esmeye devam ediyordu. Sokaklarda ağaçların solmuş kahverengi yaprakları rüzgar yüzünden çoktan dökülmüştü."


"Ne güzel bir his dedi! dedi, rüzgarın da yardımıyla bir sağa bir sola büyük kıvrımlar çizerek uçarken. Uçabilmek! Ne kadar da güzel bir şey."

23 Ekim 2023 Pazartesi

İnsanların Dünyası | Antoine De Saint - Exupery

 


İnsanların Dünyası, Antoine De Saint Exupery.

Saint Exupery’nin kendi hayatından anılarını öykülere çevirdiği kitabı. Yazar; And Dağları ve Sahra Çölü’nde yaşadığı maceraları en gerçekçi ve açık haliyle okura sunuyor.

Posta uçağının arıza yapması sonucu Sahra Çölü’ne iniş yapmak zorunda kalan pilot ve arkadaşının kurtuluş macerası ve burada geçirdikleri süre zarfında hissedilen çaresizlik duygusu, susuzluk, umutla umutsuzluk arasındaki gelgitler okura öyle bir yansıtılıyor ki okuyucu sanki o anın içindeymiş gibi hissediyor. 

İnsanların Dünyası kitabı adından da anlaşılacağı üzere her insanın kendine ait bir dünyasının ve kendi hikayesinin olduğuna vurgu yapıyor.


"İşte dünya hem ıssız hem kalabalık bir yer."


"İnsanın ülkesi kendi içindedir."

"Dünyadaki tek gerçek lüks, insan ilişkilerindeki lükstür."

"İnsanlar zamanın nasıl geçtiğini fark etmezler, bir rahatlık içinde yaşarlar. İstediğimiz yere varıp da sıcak meltemlerin ağırlığı üzerimize çöktüğünde anlarız ancak zamanın geçtiğini."


"Bulutlardan çıktıktan sonra sizi karşılayan o yalın, o sakin dünya yeni bir anlam kazanır, bu sessiz güzellik bir tuzağa dönüşürdü."

"Göklerde ve çöllerde geçirilen zamanlar, diğer insanların bulamayacağı fırsatlardır. Ancak tesadüfler insanları bir kez canlandırdığında hepsi aynı ihtiyaçları duyarlar."


"Ancak ortak ve çıkarsız bir amaç üzerinde, benzerliğimizle bir arada olduğumuz zaman rahat bir soluk alabiliriz. Deneylerimiz bize göstermiştir ki sevmek birbirini seyretmek değil, bir arada aynı yöne bakmaktır."

"İnsanlar hayat boyu biriyle yürür. Ama herkes kendi sessizliği içine gömülmüştür."

"Anılarım arasında en değerlileri arasam, hiçbir servetin sağlayamayacağı olanlardır kesinlikle."

 "Ölen bir insanla birlikte bilinmeyen bir dünya da göçüp gitmektedir."


"Uçmak insanlara verilen bir iştir. Dertleri de insanlara özgüdür. Pilotun işi gücü rüzgârlarla, yıldızlarla, gecelerle, kum çölleri ve denizlerdir."


29 Eylül 2023 Cuma

Körler Ülkesi | H.G. Wells

 


Körler Ülkesi, H.G. Wells.

And Dağları’nın eteğinde dışarıdan ziyaretçilerin uğramadığı, verimsiz toprakların bulunduğu ıssız bir vadi yer alır. Bu vadide bir dönem gerçekleşen İspanyol zulmünden kaçıp buraya yeleşen bir grup insan yaşar. Ancak bu vadide yaşamlarını sürdüren insanlar körlükle mücadele etmektedir.

Vadide gözleri gören tek bir insan dahi yoktur. Körler Ülkesi’nde yaşayan insanlar dünya ile bağlantılarını kesip kendi hallerinde yaşam süren bir topluluk haline gelmiştir.

Bir gün Nunez adındaki genç bir dağcı Körler Ülkesi’nin bulunduğu vadinin yakınından geçmek isterken küçük bir kaza geçirir. Körler Ülkesi’ne giriş yapmak zorunda kalan Nunez iyileşme sürecinde burada yaşayan insanları yakından tanımaya ve yaşamlarına tanıklık etmeye başlar. Böylelikle insanların neden kör olduğu hakkında da bilgi sahibi olup Körler Ülkesi’nden ayrıldığında çevresine yaşadıklarını büyük bir heyecanla atlatacağı günü bekler.

Günler gelip geçerken Nunez iyileşir ancak bu sefer Körler Ülkesi’nde yaşayan insanların tuhaflıkları onu burada alıkonulmuş bir hâle getirir.


"Görmek, benim dünyam."


"Güzel şeyler var, güzel küçük şeyler var… Çiçekler, taşların arasındaki yosunlar, bir kürkün üzerindeki ışıltı ve renk ahengi, bulutların süzüldüğü gökyüzü, gün doğumları ve yıldızlar…"


"Görmekle alakalı kelimeler ya unutulup gitmiş ya da değişmişti; dışarıdaki dünyanın hikayesi hafızalardan silinip bir masala dönüşmüştü."

25 Eylül 2023 Pazartesi

Yeni Dünya | Sabahattin Ali

 


Yeni Dünya, Sabahattin Ali.

Yazar, 1936-1942 yılları arasında birçok dergide kaleme aldığı öykülerini bir araya getirir ve Yeni Dünya isimli kitabı ortaya çıkar. Bu öykü kitabında Türkiye’nin çeşitli illerinde geçen insan hayatını ve insanın önemini konu alan öyküler bulunmaktadır. Sabahattin Ali kitaplarında her karakterin kendi içinde bir hikayesi de vardır aslında. On üç öyküden oluşan kitap, yazarın akıcı üslubu ile buluşup okura sunuluyor.


"Köyden istasyona giden yol, eriyen karlarla diz boyu çamurdu. İki mızrak boyu yükselen güneş, tarlaları hâlâ örten karların üzerinde parıltılarla ve göz kamaştırarak yanıyor, fakat yoldaki pis su birikintilerine vurunca donuk sarı bir renk alıp boğuluyordu."


"Karanlıktan, yüzünü kamçılayan kar ve rüzgârdan, dizlerine sıçrayan çamurdan ve duygduğu seslerden korkuyordu. Açlığı, sıska kardeşlerinin korkunç gözlerini, yorgunluğunu unutmuştu. Bir an evvel köye varmak, ocakta küllenen bir odun parçasıyla aydınlanan toprak dama girmek ve bir köşede saklanmak istiyordu. Ne yatmak, ne dinlenmek, sadece bir dört duvar arasında bulunmak… Bu geniş karanlıktan, bu seslerden kaçmak…"


"Dünyada kendisi için hiçbir şeyi olmayan bir insanın bile başkalarına yardım edecek bir şeyi vardır."


21 Ağustos 2023 Pazartesi

Karanlıkta Fısıldayan | H. P. LOVECRAFT

 


Karanlıkta Fısıldayan, H. P. Lovecraft.

Genellikle korku öyküleriyle tanınan yazar, kendinden sonraki yazarları büyük oranda etkilemiş; korku, bilimkurgu ve fantazi türlerinde eser veren büyük yazarların çoğunda da Lovecraft etkisi görülmüştür. Hatta yazarın eserleri sinemaya, tiyatroya, çizgi romana, bilgisiyar oyunlarına da esin kaynağı niteliği taşımaktadır.

Yazar, Karanlıkta Fısıldayan kitabında ana karakter Profesör Albert Wilmarth’ın gizemini koruyan bir bilinmeyene yaptığı yolculuğu anlatır. Vermont yakınlarında yaşanan bir sel felaketi sonrasında meydana gelen birtakım esrarengiz olaylar insanlar arasında konuşulmaya başlanır. Sel sularının üzerinde kendini gösteren bazı cesetler ve bu cesetlerin insan ya da hayvan görünümü taşımıyor olmasına dair dedikodular tüm kasabayı sarmıştır. Profesör tüm bu olup bitenlere mantıklı bir cevap aramaya başladığı sırada çevrede yaşayan bir çiftlik sahibinden mektuplar almaya başlar. 

Bu mektuplarda gizemli olaya dair ayrıntılı bilgiler yer almakla birlikte yaklaşmakta olan tehlikenin büyüklüğüne de dikkat çekilir. Profesör, çiftçinin söyledikleriyle ve kendi araştırmalarıyla Vermont’u saran bu gizemli olayı çözmeye çalışacaktır.


"Gitgide, etrafımızdaki manzara daha yabanıl ve ıssız bir hale büründü. Artık kullanılmayan kapalı ahşap köprüler tepe kümeleri arasında korkunç bir geçmişten ayaklarını sürüyerek uzanıyorlardı, nehre paralel giden yarı yarıya terk edilmiş demiryolundan, elle tutulur bir keder bir duman gibi sızıyordu."


"Zaman, arkamızda kalan labirentlerde kendini kaybetmişti, etrafımızda periler aleminin çiçek tarhları ve yok olup gitmiş yüzyılların yeniden hatırlanan güzelliği uzanıyordu; yaşlı korular, canlı sonbahar çiçekleriyle çevrelenmiş, el değmemiş çayırlar ve geniş aralıklarla, devasa ağaçların altında, dik yarlara benzeyen kokulu çalıların ve çayır otlarının arkasında yuvalanmış çiftlik evleri…"


"Mutlak tuhafla yakın temas, çoğu zaman ilham vermekten çok dehşete düşürür…"


12 Ağustos 2023 Cumartesi

Ağaçlar | Hermann Hesse

 


Ağaçlar, Hermann Hesse.

Kitapta yer alan metinler Hermann Hesse’nin tüm eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskısından derleniyor. Yazar, Ağaçlar ismini verdiği kitabında ağaçlara olan tutkusunu, doğaya olan sevgisini, mevsimlerde değişik renklere ve biçimlere bürünen ağaç yapraklarına dair yazdığı şiirleri ve kısa öyküleri kaleme alıyor.

Kitabı okurken içinizdeki ağaç sevgisi daha da dallanıp budaklanıyor, kendinizi doğanın kollarına atmak istiyorsunuz. Birbirinden iyi tavsvirlerin yer aldığı bu kitaba yemyeşil ağaç çizimleri de eşlik ediyor.


"Üzgün olduğumuzda ve hayata katlanamadığımızda bir ağaç şöyle konuşabilir bizimle: Sus! Bak bana! Yaşamak kolay değil, yaşamak zor değil. Bunlar çocuksu düşünceler."


"Şanslı addediyorum seni;bizden daha iyi, daha güzel yaşlandın ve ömrümüzün sonunda yozlaşmış bir dünyanın zehri ve sefaletiyle boğuşan, etrafımızı kemiren ahlaksızlığa rağmen bir nebze temiz hava solumak için mücadele eden bizlerden daha onurlu öldün" -Şeftali Ağacı-


"Ağaçları görünce daha içten, daha derinden duygulanıyordum. Her ağacın tek başına yaşadığını, kendi özel biçimi, kendine özel gölgesi olduğunu görüyordum."


"Yüzünde maske taşıyan değişken insanın, doğada büyüyen her varlığa ciddiyetle bakmaya başladığı anda ürkmesi kaçınılmazdır."


"Gezginde tüm hazların en hası, en incesi vardır, zira sevinci tadarken geçici olduğunu da bilir. Her çeşmeden içmemesi umrunda değildir onun, bolluğa alışkındır zaten;kaybettiklerinin peşinden uzun uzun bakmaz, sevdiği her yere de kök salmayı arzulamaz."


"Ağaçlara da güven olmuyordu işte, onları da kaybedebiliyordunuz, ellerinizin altında ölüveriyorlardı, gün geliyor, sizi yarı yolda bırakıp o devasa karanlığın içinde kaybolup gidiyorlardı."


"Ormanlar ve korularda halklar ve aileler halinde yaşayan ağaçlara hayranım ben. Tek başına duran ağaçlara daha da hayranım. Yalnız insan gibidir onlar. Şu ya da bu zaaftan ötürü sıvışıp giden münzeviler gibi değil, yalnızlaşmış büyük insanlar gibi, Beethoven ve Nietzsche gibidirler. Tepelerinde uğuldar dünya, kökleri sonsuzluğa uzanır ama sonsuzlukta kaybolup gitmez, var güçleriyle tek bir şey için, onlara özgü, onlarda içkin yasayı yerine getirmek, büyüyüp serpilmek, varlıklarını ortaya koymak için çabalarlar."


17 Mayıs 2023 Çarşamba

Sırça Köşk

 


“Bu dünya böyledir işte, kimi adam öldürdüğü için katil diye anılır, kimi adı katile çıktı diye adam öldürür.”


“Gözümde tüten ne şehirler, ne insanlar, ne de kırlar ve ormanlardı. Açık denizleri, etrafında duvar olmayan, uçsuz bucaksız yerleri arıyordum. Ama ruhumuz böyle gökyüzlerinde uçup dururken birdenbire yere inip insan küçüklüğü ile karşılaşmak ne tuhaf oluyor.”


“Kendi içimizde, kendimize dair bilmediğimiz o kadar çok şey var ki…”


“Asıl bahtiyar, bir ömür boyunca hasretini çektiği şeye kavuşan değil, ona erişeceğini anladığı anda, saadetin en yüksek noktasında bir 'Ah' diyerek düşüp ölebilendir.”


“Ama yeryüzünde, hiçbir şey, ne kadar uzun ömürlü olursa olsun, sonsuz değildir.”


Sırça Köşk, Sabahattin Ali.

İlk baskısının 1947 yılında yapıldığı Sırça Köşk kitabı adını, içinde yer alan aynı adlı bir masaldan almaktadır. Kitap, yazarın kaleme almış olduğu on üç öyküsünü ve dört masalını içermektedir.

Öykülerde eski İstanbul sokakları tasvir edilirken, insanlar arası iletişim ve etkileşim üzerine derlenmiş hikayeler yer alıyor. 


 

BİRPEMBESEVER