20 Kasım 2018 Salı

TEPETAKLAK PATEMA




Son zamanlarda izlediğim en kaliteli kurguya sahip anime filmlerden. 
Orjinal adı, Sakasama No Patema. 
Türkçe ismiyle Tepetaklak Patema.

Yeryüzündeki bazı insanlar bir deney yapıyorlar. Bu deneyde yer çekiminin gücünü enerji olarak kullanıyorlar. Bunun sonucunda ortaya bazı kötü sonuçlar çıkıyor. 
Bir grup insan binalarla birlikte gökyüzüne doğru çekiliyorlar. Yeryüzünde kalanların başında olan kişi de, gökyüzüne çekilen insanların lanetli olduklarını bu yüzden başlarına böyle bir olay geldiğini ileri sürerek halkını elinde tutmayı ve kendi amaçları doğrultusunda kullanmayı amaç ediniyor. 

Bu deneyden kurtulan insanlar ise kendilerine yeraltında sessiz sakin bir yaşam kuruyorlar. Ancak yeraltı dünyası yeryüzünden farklı. Yeraltında yaşayanlar yeryüzüne çıkınca gökyüzü tarafından yukarı çekilmektedirler.
  
Bu grubun içinde de Patema adında bir kız var. Patema içinde yaşadığı bu yeraltından sıkılmış durumdadır. Yeryüzüne çıkmayı, gerçek dünyayı görmeyi hep arzulamıştır. Bir gün istemsiz bir şekilde bu dileği gerçek olur ve yeryüzüne çıkar. Ancak yeryüzünde tepetaklak bir yaşam onu beklemektedir. 

Aynı insanlar ancak iki farklı dünya ile karşılaşıyoruz. Kurgu, müzikler mükemmel. Filmde bazı yerlerde senarist, izleyenleri şaşkına çeviriyor. 
Kaliteli, izlenmesi gereken filmlerden.

19 Kasım 2018 Pazartesi

SÖZLEŞMELİ ÖĞRETMENLİK BAŞVURUSU





Öğlene doğru diplomalarımı alıp babamın iş yerinin yolunu tuttum. Hava bulutluydu ancak durağa yaklaşınca yağmur çiselemeye başladı. İş yerine vardığımda önce bilgisayardan sözleşmeli öğretmenlik için ön başvuru formunu doldurmam gerekiyordu. Ardından da ilçe Milli Eğitime gidip başvurumu onaylatacaktım.

Ne yazık ki bugüne kısmet olmadı. Kasım ayının 19 ile 23'ü arası sözleşmeli öğretmenlik başvuruları olacak. Aralık ayında da eğer kabul görürse mülakatlar var. 2017 yılında girmiş olduğum kpss puanımla şansımı deneyeceğim. Bölümümüzün yerleştirme puanları şimdilik düşük. Dilerim güzel haberlerle geri dönerim. Sistem yoğunluğundan ön başvurumu yapamadım. Cumaya kadar halletmem gerekiyor.  Dualarınızda bana da yer verirseniz çok mutlu olurum. 

İlçe Milli Eğitime gidemeyince iş yerimdeki öğretmen arkadaşımla buluştum ben de. Sohbet ettik birazcık. Ardından mağazalarda dolaştık. Bir saatçiye girdim. Hiç aklımda yokken saatime kayış sorayım dedim ve şansıma kayış buldum. Bir müşteri sipariş etmiş baya önceden ancak almamış. Nasibimde varmış demek ki diyerekten aldım hemen kayışı. Yağmurlu ve soğuk bir gündü.
Sıkı giyinin ve sevgiyle kalın!


18 Kasım 2018 Pazar

MİM | DÜNÜN HİKAYESİ







Uzun zamandan sonra bir mim daha! 😊
Yazmaya başlayınca mim cevaplamayı da özlediğimi fark ettim. Sevgili Umman arkadaşımızın başlatmış olduğu mimi hemen hemen her blog arkadaşımız keyifle cevapladı. Ardından sevgili Sakura yapmış olduğu kendi miminde beni de mimledi. Umman ve Sakura'ya kocaman teşekkürler! 💜

Bu mim adın da anlaşıldığı üzere dünümüz hakkında. Yani dünü hikayeleştirerek yazmamız isteniyor. Öyleyse mim başlasıınn!

Günlerden cumartesiydi. Haftanın son çalışma günüydü. Her sabah olduğu gibi alarmı çalmadan uykusundan uyanan Tuğçe, önce telefonunu aldı ve az sonra çalacak olan alarmlarını kapattı. Alarmdan önce uyanmak konusuna hiçbir zaman anlam veremezdi. Bu duruma anlık olarak birazcık canı sıkılsa da zamanla alıştığı için aldırış etmemeye başlamıştı. 

Yerinden kalktı. Elini yüzünü yıkadı. Ardından yatağını toplayarak telefonundan hava durumuna baktı ve daha sonra da camından dışarıyı kontrol etti. Dolabından giyecek kıyafetlerini beş dakika içerisinde seçerek yatağının üzerine koydu. Mutfağa girerek sabah kahvaltısını beslenme kutusuna hazırlamaya başladı. Ve her şey hazır olunca da iş yerinin yolunu tuttu. 

Cumartesi günleri onun için ışık hızında geçen günlerden biriydi. Çünkü ilk dersi 10.00'da başlar. Öğle arası da 30 dakika olurdu. Bu yüzden iş yerine biraz daha erken gidip sınıfında tek başına uzunca kahvaltı yapmayı seviyordu. Şu sıralar  iş yerinde öğretmenler tarafından peşi sıra istifalar gelse de o, olan bitene aldırış etmeden sadece işini yapmaya odaklanıyordu. 

Çıkış saatine yakın son iki bireysel dersini verecek olan öğrencinin annesinden telefon aldı. Ve gelemeyeceklerini öğrendi. Birazcık boş vakit arayan Tuğçe öğretmen için dinlenme vakti olabilirdi bu. Şansına ders de yazılmayınca çıkış saati 17.00 'a kaydı ve o da işten erken çıkıp eve dönüş yoluna geçti. Eve erken dönüyor olmak onu mutlu etmişti ve iki günlük tatili onu bekliyordu.



16 Kasım 2018 Cuma

ÖĞRETTİĞİN ŞEYLER İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM






Güne minik bir sürprizle başladım. Öğrencim M., benim okumaya geçirdiğim ilk öğrencim. Yani o benim ilk göz ağrım gibi. Kurumda benden başka hiçbir öğretmenle ders yapmak istemiyor. Duygusal, sevgi dolu bir öğrenci. Geçenlerde ufak bir sürpriz yapmıştım ona. Okumaya geçtiği için öğrencime okuma kitabı ve yanında sürprizler hediye etmiştim. Gözlerindeki gülümsemeyi görmek mutluluğuma mutluluk katmıştı. Kocaman sarılmıştım ona.

Bu sabah öğrencimi dersime alırken bana sürprizi olduğundan bahsetti. ''Öğretmenim, sana sürprizim var hem de çok beğeneceksin.'' dedi. 
Tebessümle ve sohbetle çıktık sınıfımıza. Annesi ve babasıyla ufak hediyeler almışlar. Almış olduğum en anlamlı ve özel hediyelerden biri oldu bu. Ben hediyeyi açarken, benim canım öğrencimin ağzından çıkan, ''Öğrettiğin şeyler için teşekkür ederim öğretmenim!'' sözü kalbime dokunmaya yetti. 

Böyle güzel olaylar yaşamak ve olumlu geri dönüşler alabilmek kendimi doğru yerde olduğumu hissettiriyor. 

Canım öğrencilerim, iyi ki varsınız!


GÜNÜN ARDINDAN






Yağmurun çok güzel yağdığı şu dakikalarda yazıyorum sana sevgili okur.
Yağmur sesinden uyuyamayan ben, kalkıp odamın camından zifiri karanlığa inat dışarıyı seyre koyuldum biraz. Gitgide hızlanan ve camlara dokunan yağmur tanelerinin sesi odamın içinde yankı bulurken, şu günlerde olan biten ve ani gelişen birçok olayı da düşüncelerimin arasına koyuverdim.

Hemen hemen herkesin aklını meşgul eden bir sürü düşünce oluyordur gün içerisinde. Bazen düşüncelerim çok ağır geliyor. Sanırım çoğu insan, buna kendim  de dahil olabilirim , yağmurlu ve kapalı havalarda daha düşünceli ya da durgun olabiliyor.

Evet, dışarıda çok güzel bir yağmur yağıyor. Usulca gözlerini kapat ve düşüncelerine inat yağmur tanelerinin ritmine kulak ver.
Huzurlu geceler!



14 Kasım 2018 Çarşamba

TERIUS BEHIND ME





Dizide kod adı Terius olan bir Güney Koreli NIS ajanı var. Bir zamanlar NIS'in en iyi ve gözde ajanlarından biri olan So Ji Sob, dizide şimdilerde kimliğini gizli tutmakta ve kaçak olarak hayatını devam ettirmektedir. 

Kapı komşusu ise iki ikiz çocuğa sahip dul bir kadın. Bu kadının kocası komploya kurban gider. Ancak bu olayın içinde hem NIS hem de ajanların peşinde olduğu bir takım kötü adamlar vardır.

Belli bir zaman sonra Terius, kapı komşusunun kocasını öldüren kötü adamların kendi aradığı kötü adamlar olduğunu anlar ve kapı komşusu ile onun çocuklarını korumak adına onlarla yakınlık kurmaya başlar. Kapı komşusu olan kadın, kocası öldüğü için çalışmak zorunda kalır. Bir bakıcı arayışı içerisindeyken aniden karşısına ajanımız çıkıverir. Ve artık çocukların bakıcısıdır. Bir yandan kötü adamların izini sürer diğer yandan da kapı komşusunun ve çocuklarının güvenliğini sağlar. Zamanla ajan, kapı komşusu ve onun çocuklarıyla yakınlaşacaktır.

Go Back Couple dizisindeki Son Ho Jun, dizide oynamakta.Dizi bana biraz ''Kapımdaki Casus'' filmini anımsattı. Romantik komedi türü severlere tavsiye edilebilecek dizilerden.




13 Kasım 2018 Salı

BİR ÖĞRETMEN ÖMRÜ BOYUNCA BİR GÖNÜLE GİRİP, BİR KİŞİYE IŞIK OLSA BİLE YETER...






Okuyor olduğum bir kitaptaki cümle kalbimde dile getiremediğim birçok düşünceye kapı araladı.

'' Bir öğretmen ömrü boyunca bir gönüle girip, bir kişiye ışık olsa bile yeter...''

O kadar çok şey barındırıyor ki şu tek cümle. Özellikle öğretmenlik mesleğini elini vicdanına koyup yapabilenler için. Gayret gösteren pes etmeyen, öğrenmeye yeni fikirlere açık olan, sevgi dolu, insani değerleri öğrencilerine öğretmeyi amaç edinmiş öğretmenler için. 

Tüketim toplumunda her şeyi teker teker yitiriyoruz ne yazık ki... Çok üzülüyorum bu duruma. Elimden ne gelir diye düşünürken, minik öğrencilerime onların kalplerine kelimelerimle dokunup, insan ilişkilerinde bizlerin kaybettiği birçok değer ve duygunun öneminin üzerinde durmaya gayret ediyorum. Her şeyden önce vicdanlı ve merhametli insanlar olmalarını istiyorum çünkü. 

Daha nice güzel cümleler, paragraflar var kitapta. Sanırım dayanamayıp ara ara burada paylaşacağım.🙈


12 Kasım 2018 Pazartesi

ÇOCUKLUĞUM






Çocukluğum, Maksim Gorki.
Rus dilinde yazılmış, Maksim Gorki'nin otobiyografisini ele alan kendi yazmış olduğu kitaplarından birisidir. Çocukluğum kitabı, fazlaca hüzünlü ve acıklı.

Babasını küçük yaşta kaybeden Gorki, dedesinin ve anneannesinin yanına gönderilir. Kalabalık bir evde çocukluğunu geçiren Gorki, burada birçok olaya tanıklık eder. Kimi zaman sessizce izler, kimi zamansa olayın baş kahramanı oluverir. 

Aile bireyleri arasındaki süregelen sözlü ve fiziksel şiddetler, miras kavgaları, ölümler Gorki'nin çocukluğundaki yerini apaçık bir şekilde gözler önüne seriyor.
Gorki'nin bu soğuk ve yalnız hissettiği evde kendine tek yakın bulduğu kişi ninesidir. Ninesi ona hem öğütler verir öyküler anlatır, dedesi tarafından şiddete uğradığında ise onu sakinleştirir yaralarına merhem olmaya çalışır.

Hüzünlü bir çocukluk öyküsü.


''İnsan sevgisi pazarda satılmaz ki, gidip alasın.''

''Vicdanı rahat olmayanların işi zor.''

''Çocukluğumda bir kovan gibi görürdüm kendimi:Basit, sıradan insanlar, hayat üzerine bilgilerinin, düşüncelerinin balını arılar gibi kovanıma taşır, sunabildikleri ne varsa ruhumu zenginleştirmek üzere getirip cömertçe sunardı. Bal her zaman temiz olmazdı, hatta çoğu kez acı olurdu. Ama her bilgi, yine de baldı!''


''Adına sevgi denen duyguların canlı, insanın yüreğini titreten gökkuşağı benim yüreğimde solmuştu, her şeye karşı duyduğum kin kömür gazı ateşi gibi koyu mavi titrek bir ışık veriyordu ve kalbimde de yoğun bir hoşnutsuzluk duygusu, bu gri,cansız saçmalıkta bir başıma olduğum hissi için için yanıyordu.''






11 Kasım 2018 Pazar

SONBAHAR KOKULU BİR GÜN





Sonbahar kokulu bir gündü bugün. Çalıştığım yerden ayrılmış olan öğretmen arkadaşımla önce Emirgan'a gitmeyi, ardından da müzeleri gezmeyi planladık dünden. 

Ancak bu planımız düşündüğümüz gibi olmadı. Her şeyden habersizce öncelikle Sirkeci'ye gittik. Sokaklardaki hediyelik eşya satan dükkanlara baka baka Emirgan Korusu'nun yolunu tuttuk. Meğerse bugün Vodafone'un düzenlemiş olduğu maraton koşusu varmış. Böyle olunca da güzergah Emirgan'dan da geçiyormuş. Bu yüzden yayalara kapalıydı. 





Biz de tekrar Sirkeci sokaklarında dolaşmaya başladık. Ben anlattım, arkadaşım dinledi. O anlattı ben dinledim. Eminönü'ne doğru yol alan adımlarımıza bu şirin arkadaşımıza durup merhaba diyerek ve onu severek devam ettik.


Ardından Eminönü'ne geldik. Burada biraz soluklandık. Mısır Çarşısı'nın yanında bir sürü çiçek satıcıları var. Eğer benim gibi çiçek görünce kendini kaybediyorsan buralarda gezinmeni sana tavsiye edebilirim. 


Kasım Patı çiçekleri.



Bana ilkokul zamanlarımı hatırlatan çim adamlar. 



Daha sonra Üsküdar'a vapurla geçtik.
Buradan yiyeceklerimizi alıp Fetih Paşa Korusu'na geçmeyi önerdi arkadaşım. 
Ben de kabul ettim ve dediği gibi yapıp vapurdan indik, yemeklerimizi aldık koruya doğru yürümeye koyulduk.



Resimde gördüğün masaya oturabilmek için üstün bir çaba harcadığımızı söylemeden geçemeyeceğim. Korunun dik yokuşlarını, günümüzün yorgunluğuna inat çıktık. Bugün gerçekten çok yürüdük.🙊



Korunun yukarılarında hem manzarayı görmek adına hem de eğlenmek için böyle tahta köprü yapmışlar. Çocuğu, yaşlısı koşarak zıplayarak geçti bu köprülerden. Kimsenin olmadığı bir anı fırsat bilen biz de koşarak bir yandan da gülerek geçtik bu köprüden.😊




Gün batımını izlemek de mükemmeldi. Böyle doğa ile iç içe olduğum yerler huzur veriyor bana ve enerji toplamama sebep oluyor. Çok neşeli bir gün geçirdik, arada hüzünlü şeyler konuşsak da. Hem eğlendik hem dertleştik. 


Çook yürüdüğümüzü söylemiştim değil mi? Günün sonunda ''Keşke maratona katılsaydık.'', dedik. 😇
Ama yine de bugüne değdi. Huzurlu ve mutlu bir hafta geçirmen dileğiyle!





9 Kasım 2018 Cuma

MEKTUP GELDİİ ! 😍





Elimde tutuğum bu zarfın vermiş olduğu mutluluk paha biçilemez bir duygu.
İşten eve geldiğimde ansızın gelen mektup keyfimi yerine getirdi. Sakura Mevsimi blogunun sahibi öğretmen arkadaşım sevgili Sakura ile mektup arkadaşı olmaya karar vermiştik. 

İşte bugün o beklediğim mektubu elime ulaştı. Zarfı mutlulukla açarken ben, mektup sayfasındaki satırlara dökülen cümlelere kavuşmayı büyük bir merakla ve sevinçle bekledim.

Mektuplar en kıymetli hazinelerden biri bu hayatta. Hani ''Söz uçar, yazı kalır'' derler ya, işte mektuplar buna en iyi örnek. Seni nostaljiye götürmekle birlikte tarifi imkansız duygular yaşatıyor.



Bir origami bile yapmış. Hem de turna kuşu. Çok sevdim.😍 
Sevgili Sakura, bir kez daha teşekkür etmek istiyorum sana.💜 Mektubun o kadar içten ve samimiydi ki sanki seninle karşılıklı konuşuyormuşuz gibi hissettim. Benim mektubum da çok yakında yola çıkacak inşallah. 

7 Kasım 2018 Çarşamba

AVENGERS SOCIAL CLUB






2017'nin romantik komedi türündeki Kore dizilerinden.
Dizide üç tane teyzemiz var. İntikam ateşiyle yanıp tutuşan bir o kadar da sempatik teyzeler.
Bu üç teyzenin kendince hayatları ve sorunları vardır. Bir tanesi orta halli bir teyzedir ve lisedeki oğlu zorbalık görür. Bir diğeri zengindir ancak mutlu bir evliliği yoktur, kocası tarafından şiddete maruz kalıyordur. Diğer teyzemiz ise iş ortaklığına dayanan bir evlilik yapmıştır ve çocuğu olmadığı için hep aşağılanmıştır. 

Bu üç teyzenin yolu bir gün kesişir. Bir sürü komiklikler yaşanır öncesinde tabi ki. Bu üç teyze bir intikam kulübü kurmaya karar verirler. Artık tek amaçları bu kulüpte onlara zarar veren insanlardan kan dökmeden intikam almanın yollarını bulmak olacaktır.

İntikamlar çok komik ve sempatik bir şekilde planlanıp gerçekleştirilecektir. Bu teyzelere de keyfini sürmek kalıyor ardından. Komik, hoş, eğlenceli bir dizi.



6 Kasım 2018 Salı

TEŞEKKÜR EDERİM





Bu sabaha böyle güzel doğum günü mesajları ile başladım. 
İş yerime vardığımda ise küçük bir kek ve üzerinde bir mumla arkadaşım kutladı doğum günümü. Hiç beklemezken ben iki kat mutlu hissettim. Küçük küçük notlar da yazmış üstelik. 


Öğleden sonra ise iş yerime çiçek geldi. Çok şaşırdım. Kimden geldi ki diye düşünürken ben içindeki notu okuyunca sabah bana bu şirin sürprizi hazırlayan arkadaşımdan olduğunu anladım. Göz yaşlarımı tutamadım bu sefer.


Koreli mektup arkadaşım Sang A, doğum günü kartı göndermişti günler öncesinden. Bugün de bir kibarlık yapıp mesaj atmış. 




İnsanın en özel hissettiği gününde yani doğum günümde beni yalnız bırakmayan her birinize çok çok teşekkür ediyorum. Hatırlanmak güzel bir his. İyi ki varsınız!


HOŞ GELDİN 24 YAŞ









2017’nin kasım ayının 6’sında, işte tam bu tarihte kendime, 23. yaş günü hediyesi olarak bir not yazmıştım. Burada paylaşmıştım. Bu yıl “kendime doğum günü notu” hediyesini ikinci defa yeniden yazmak kısmet oldu.

23 yaş nasıldı diye sorarsan sevgili okur, mandalina gibiydi. Bazen tatlı bazen ekşi. Öğretmenlik gibi güzel ve kutsal bir mesleğe adımımı attım. Bir yılımı doldurmaya az kaldı bile. Beni çıkarsızca seven ve kalbinde bana yer veren biir sürü büyük küçük sevgi dolu öğrencilere sahip oldum. En anlamlı hazinem onlar. 

İnsana her yaşı farklı farklı şeyler katıyor. Hayatımıza kattığımız her insanın da tuzu oluyor yine hayatımızda. Kimisini uğurluyoruz kimisini ağırlıyoruz kısacık ömrümüzde. Aslında sayıların pek bir öneminin olmadığını bugün yaşımı hesaplarken anladım. Doğduğum ilk günden bu yana tamı tamına 8.767 gün geçirmiş olmuşum. İnsana ''Vay be!'' dedirtiyor değil mi? Peki ne anladın bu 8.767 günden diye sorarsan bana, tebessüm etmiş yüzümle cevap vermiş olurum herhalde sana.

Yani demem o ki sevgili okur, 
nefes aldığım, sağlıklı olduğum her dakika bir altın kadar kıymetli ve değerli. 
24. yaşımda sağlıkla mutlulukla geçsin inşallah. Daha iyi bir insan olabilmek ve çokça iyilikler yapabilmeyi diliyorum Allah'tan.
Öyleyse ilk olarak doğum günümü ben kutluyorum.
Doğum günüm kutlu olsun!🌸

5 Kasım 2018 Pazartesi

MİNİ KIRTASİYE ALIŞVERİŞİ





Merhaba merhabaa!😍
Çok önceden yapılmış ancak şimdi yazısını yazmaya fırsat bulduğum mini bir kırtasiye alış verişi ile buradayım. Küçüklüğümden beri kırtasiye ürünlerini pek bir seviyorum. Hatta çocukken, babamın keşke bir kırtasiye dükkanı olsaydı diye hayaller bile kurardım.🙈

Kalemler, Hakikat Kırtasiyeden alındı. Zebra Penciltic kalemler. İnce uçlu, dışındaki rengine göre yazılabilen renkli kalemler. 

Biz kız kardeşimle çok defter kullanırız. Not tuttuğumuz, aylık planlarımızı yaptığımız, günlük yazdığımız vb. defterler bulundururuz. Elimizin altında birazcık fazladan defter bulunur bu yüzden. Miniso'ya girdiğimizde kırtasiye reyonuna bir şey almasak bile bir bakınırız. İşte bakındığımız bir anda bu Pembe Panter'li defter setini gördük ve vurulduk bu defter setine. 



Böyle üç farklı kapaktan oluşuyor. İnce,kullanışlı bir defter. Fiyatı yanlış hatırlamıyorsam eğer 16.95 idi. Ancak bu defterleri alırken kasaya geldiğimizde 19.95 lira ücret ile karşılaştık. Etiket fiyatı değiştirilmemiş meğerse. Yapmış oldukları bu hata dolayısı ile eski fiyattan ödeme kabul etmek zorunda kaldılar. Böyle bir durum ile karşılaşırsanız eğer etiket fiyatı her zaman geçerli oluyor. Aklınızda bulunsun.


4 Kasım 2018 Pazar

FIRÇANI AL GEL, SULU BOYA YAPALIM





Fırçalar, boyalar, sulu boya kağıdı ve birazcık da sevgin hazırsa haydi sulu boya yapmaya!

Mektuplaşmak dışında hayatımda edindiğim güzel hobilerden biri de sulu boya. Boyaları karıştırmak, yeni yeni renkler elde etmek her defasında çok keyifli ve neşeli hissettiriyor insana kendini.

Düşünüyordum da, eskiden okuldaki resim derslerimiz neden hiç eğlenceli ya da farklı kılınmamış. Bir külfet gibi gösterilmiş hep resim dersleri. Ya da yapılan resimlerde kusursuzu, mükemmeli arayan öğretmenlerimiz..

Şimdilerde elim tekrar fırça ile buluşunca ortaya yeni yeni renklerle birlikte, düşünceler, çizgiler, desenler çıkıyor. Ortaya çıkan en son halini görmek de mutluluk ve keyif verici. Haydi fırçanı al gel, sulu boya yapalım!🌿





KIRMIZI ÇİZGİ





Kırmızı Çizgi, Samar Mahfouz Barraj.
22 sayfalık ince kapaklı bir çocuk kitabı. Bu kitabı gördüğümde ilk olarak ismi sonra da içeriği dikkatimi çekmişti. Malum, ihmal ve istismar haberleri gün geçmiyor ki azalsın. Azalmanın aksine daha da artıyor sanki. Bu kitapta kırmızı çizgiler var. Çocuğun kırmızı çizgileri. Çocuklarda ve ebeveynlerde farkındalık oluşturacak kitaplardan biri. Ebeveyn ve çocuk beraber okumalı. Aralarda çocuğun soru sormasına müsaade edilmeli. Sohbet havasında okunabilecek kitaplardan. En son sayfaya da çocukla yapılsın diye birkaç etkinlik koyulmuş. Herkesin kütüphanesinde olmalı.



Ayrıca kitapta ebeveynlere de sesleniliyor. İşte o cümleler,

''Çocukları ihmal ve istismardan koruyabilmenin yolu onları güçlendirmekten geçer. Bu da, çocuk kitapları veya öyküler ile olabilir. Onların sürekli yanında olamayacağınıza göre hayattaki  kötülükleri en az zararla atlatabilmeleri için anlatabilmek, konuşabilmek gereklidir.

Bu kitapta annesi ile konuşabilen, kafası karışınca gidip sorabilen bir çocuk göreceksiniz. Bu önemli bir modeldir. Çocuklar öykünün kahramanı ile özdeşleşir, öyküdeki olayları içselleştirir. Çocukları ihmal ve istismardan korumak oldukça hassas bir konudur. Bu konuda belli başlı anahtar cümleler vardır. Onların hemen hepsi bu kitaptaki öyküde yerini bulmaktadır.''

2 Kasım 2018 Cuma

KARDAN ADAM ve ŞAPKA





Bu resmi çektiğimde arabaya herkesten önce binmişti. Çünkü İstanbul'a döneceğimizi ve uzun bir süre daha ayrı kalacağımızı biliyordu. Çocuk deyip geçmemek gerek. Aslında her şeyi anlayabiliyorlar. Teyzemin oğlu, sarı civcivimiz, Eymen. 

Az önce bir video göndermiş teyzem. İçerisinde çokça Eymen var. ''Tüçe Ablamı özledim.'' diyor demesine ama bir o kadar da utangaç.  Görüntülü aradım hemen. Uzak olunca böyle hasret gideriyoruz biz de. Anaokuluna başlamıştı aylar aylar önce. Nihayet uyum sağlamış. Hatta görüntülü konuşunca hemen çantasını gösterdi. ''Ne kadar çabuk geçiyor zaman ve ne kadar çabuk büyüyorsun güzel çocuk'' diye geçirdim içimden. Bir kardan adam etkinliği yapmışlar. Ona şapka yaptı, biz de izledik bir yandan.

Küçücük kalbinde hayvan sevgisine bile yer veriyor. Birçok insanın(!), hayvanlara ettiği zulümlere inat. Bir tavşanı vardı. Momo isminde. Ne yazık ki öldü.. Bu yılki yaş gününde amcası ona yavru bir köpek hediye etmişti. Onunla hep resimler çekinir, teyzem de ara ara paylaşırdı bizimle. Duyduk ki köpeğini de çalmışlar. İnsanlık nereye gidiyor belli değil..


1 Kasım 2018 Perşembe

NEŞELİ PERŞEMBE





Kasımın ilk gününden merhaba sevgili okurum!
Bu ayda doğduğum için mi bilinmez ama çok seviyorum kasım ayını. Belki sonbaharın bitişinden belki adından belki de bana kış mevsimini çağrıştırdığından dolayı..

Bu hayatta insanlar ne ekerse onu biçiyor. İyilikler, güzellikler yapıyorsan eğer sen, iyilikler ve güzellikler karşına çıkabiliyor. Ama kötülük peşindeysen de kötü olan şeyler peşini bırakmıyor. Ruhunu karartıyor insanın ve kendini belli ediyor bu kötü ruhuyla insan. 

Bugün öğrencilerimden M.'nin annesi ile telefonla görüştüm. Salı ve çarşamba günleri ay sonundan dolayı artık gün olduğu için öğretmenleri sabahçı-öğlenci gelecek kişiler olarak gruplara ayırmışlardı. Ben de çarşamba günü öğleden sonra gidenlerdendim. Böyle olunca öğrencim M. başka bir öğretmenle derse girmiş. Beni sormuş ve kurumda olmadığımı söylemişler.  Bütün sınıfları tek tek dolaşıp beni aramış.  Bunu duyunca duygulandım çok. 

Bugün derse aldığım bir öğrencim T. tarafından da 1 yaşına giren kız kardeşinin doğum günü partisine davet edildim. ''Öğretmenim sen de bize gelsene pasta yeriz hem.'' Her biri böyle masum ve samimi düşüncelere sahip pırıl pırıl çocuklar. Hepinizi ayrı ayrı çok seviyorum canım öğrencilerim. Onlar tarafından bu kadar çok sevilmek ve hayatlarının bir parçası olmamı istemeleri paha biçilemez ve değişemeyeceğim bir duygu. 


31 Ekim 2018 Çarşamba

MİM | SORULARIM ve BEN




Blog dünyasında dolaşan yeni bir mim daha! 
Sevgili Herteldenşef ve arkadaşımız Sakura yapmış oldukları mimlerde benim de yapmam için mimlediler. Teşekkür ediyoruum. 🌸
Bu mim birkaç sorudan oluşuyor. Çok anlamlı ve keyifli sorulardan. Haydi başlayalım!


1.Sihirli değnek elinizde... İlk olarak ne yapmak isterdin?

Hayallere daldıran bir soru. Çok sevdim bu soruyu. Ellerimde sihirli bir değnek olunca ilk olarak yapmak isteyeceğim şey şüphesiz ki hiç yorulmadan dünyayı köşe bucak gezmek olacaktır.

2. Hangi çizgi filmdeki karakter olmak istersin?

Tabiki Heidi olmayı isterdim. En sevdiğim çizgi filmdir. Hatta hiç abartmıyorum çocukken kendimi onun yerine koyardım. Bir nevi Heidi olduğumu hayal ederdim. Yaşadığı ev ile, dedesinin ona yaptığı sıcacık ekmeklerle, kuzularıyla.😊

3. Tarihte hangi zamanda hangi olayın içinde olmak isterdin?

Osmanlı'nın Yükselme Döneminde tüm dünyaya hakim olduğu zamanlarda bulunmayı isteyebilirdim.

4. Görünmez olmak mı yoksa insanların düşüncelerini okumak mı?

Görünmez olmak değil de insanların düşüncelerini okumak olur. Bu insan ilişkilerinde çook işime yarardı doğrusu.

5. Bir ünlü ile tanışacaksın. Kim olmasını isterdin?

Mehmet Akif Ersoy.

30 Ekim 2018 Salı

KELİMELERDEN CÜMLELERE






Resimde görmüş olduğun kelimeleri boş dersimde yazdım. Bu kelimelerin sayıları daha da artacak inşallah. Neden böyle bir şey yaptığımı da anlatacağım. Kız kardeşim Youtube'da bir video ile karşılaşıyor. Bir sınıf öğretmeninin kanalı. Adı ise ''Veli Öğretmeni''. Bu kanaldaki öğretmen, sınıfındaki öğrencilerle bir sürü güzel etkinlik yapıyor ve bunları velilerin izni ile paylaşıyor. 

Yapmış olduğu birkaç etkinliği çok beğendim. Bunlardan biri de seçmiş olduğu kelimeleri, sıraya girmiş öğrencilere sorup onlardan cümleler kurmalarını istemesi. Beyin jimnastiği diye ben buna derim. Düşünmeye ve yeni yeni cümleler kurmaya teşvik eden bir etkinlik. Bu videoyu izleyince, kendi öğrencilerimle de bu etkinliği yapmak istedim. Neden olmasın dedim ve kolları sıvadım.

Bu etkinliği iyi düzeyde olan birkaç öğrencimle yapacağım inşallah. Özel öğrenme güçlüğü olan birkaç öğrencim ve iyi seviyede olan bir otizmli öğrencim listemdeki yerlerini aldılar bile. Eğer güzel cümleler çıkarsa da ortaya sonunda küçük hediyeler de eklemek güzel olur.



29 Ekim 2018 Pazartesi

KIRMIZI ELMA





Kırmızı Elma, Feridun Oral.
Çok şirin ve güzel bir çocuk kitabı ile buradayım. Bir gün imkanım olursa eğer Feridun Oral'ın çocuklar için yazmış olduğu ve kendi resimlediği tüm çocuk kitaplarını almayı isterdim.

Kırmızı Elma kitabıyla 2015 yılında tanıştım. Aralık ayıydı. Ve hala anaokulunda staj yapıyordum. En güzel stajımdı. Çok tatlı bir öğretmene denk gelmemle birlikte bir sürü şirin öğrencilerim olmuştu. Bu kitabı öğrencilerime kitap okuma saatinde okumuştum. Benim için bir ilkti.Hepsi pür dikkat kesilmiş beni izliyor, bir yandan da meraklı gözlerle hikayeye eşlik ediyorlardı.

Kitapta bir tavşan var. Karnı çook acıkmış bir tavşan. Mevsimlerden, en sevdiğimiz, kış. Tavşan ağaçta bir elma görüyor ve onu almak istiyor. Ancak pek başarılı olamıyor. Sırayla görmüş olduğu arkadaşlarından elmayı almaları için yardım teklifinde bulunuyor. Yardımseverliği, arkadaşlığı, paylaşmayı anlatan şirin bir kitap.






YÜKSEK ATEŞ | MALEZYA'YA ULAŞAN PAKETİM





Dün akşam aniden ateşim çıktı. 
Ateş ile birlikte baş ağrısı ve öksürük peşi sıra geldi. Gece doğru düzgün uyuyamadım bile. Ateşim çıkınca halüsinasyonlar görürüm ve sayıklarım. Tüm gece böyle geçti. Bugün biraz daha iyiyim. Ama hala üzerimdeki halsizliği ve kırgınlığı atabilmiş değilim. 

Az önce Malezyalı mektup arkadaşım Nana'dan beni mutlu edecek çok güzel bir mesaj aldım. Haftalar öncesinde göndermiş olduğum mektubum ona bugün ulaşmış. Mektubumu okuyunca çok duygulandığını ve mutlu hissettiğini söyledi. Bu güzel haber bana ilaç gibi geldi doğrusu.

En uzun süren mektup arkadaşım Nana. Sadece mektuplaşmak ile kalmayıp, mesajlaşıyoruz da. Hatta bir kere de videolu arama ile konuşmuştuk. Çok eğlenceli geçmişti. Hayatında bir defada olsa denenmesi gereken şeylerden biri de mektup arkadaşlığı olsa gerek. 🌺



27 Ekim 2018 Cumartesi

GÜNLÜK






Ne yazık ki insan, sadece pişman olduğunda ya da canı yandığında öğrenen tuhaf bir canlıdır. Mutluluk, zor kazanılır. Ama kolay kaybedilir. Ve aslında en büyük mutluluk, hayatın her gün bizim için hazırladığı yeni yeni sürprizlerden haberimiz olmamasıdır. Bir an bekle., arkana bak ve unuttuklarını anımsa.. Kaybettiysen ara.. Kırdıysan af dile. Kırıldıysan affet. Çünkü hayat çok kısa.

Hepimiz her gün, her saat, her dakika bir yerlere yetişme telaşı yaşıyoruz. Bizi yaşamak değil, bu telaş koşuşturması yoruyor aslında.. Geç kalmak en büyük korkumuz olmuş. Geleceğe geç kalmayalım derken şimdiyi kaçırdığımızın farkında değiliz hiçbirimiz. Belki de bu evrensel telaş, hepimiz kendimizden kaçmaya çalıştığımız için var. 
Oysa bir yavaşlatsak şu hayatı.. Derin bir nefes çekip biraz beklesek.. Geriye sadece mutluluk kalacak, huzur kalacak, sevgi kalacak. Göreceksiniz..
Çünkü en usta hırsız hayattır. Sen sürekli başka telaşların peşinden koşarken, o senden zamanı çalar. Sevdiklerini çalar. Hatta seni senden çalar. Ama sen, bunun farkında olmazsın..



6 Ekim,2015

O zamanlar günlük tutardım. Ve bugün nasıl olduysa aklıma geldi ve sayfaları kurcalarken bu yazıya rast geldim. İzlediğim bir dizideki cümleler hoşuma gitmişti ve ben de bunu kağıda dökmüştüm. 



26 Ekim 2018 Cuma

BLOG YAZIYOR OLMAK






Blog yazıyor olmak... Çok şey kattı bana.
 Bir bloga sahip olmak.
Farklı düşüncelere, fikirlere, tarzlara sahip olan bir sürü insanın bloguna misafir olmamı sağladı. Sonra, mektup arkadaşlığımı burada da sürdürdüm. Mektup arkadaşlarım oldu. Blog arkadaşlarımdan bir tanesiyle yüz yüze tanışma fırsatı edindim. 
Blogumda büyük küçük herkesi ağırlamak çok hoş bir duygu. Bir yol arkadaşı gibiyiz aslında bu blogda.

Bugün iyi kalpli bir arkadaşımızın güzel yorumu günümü neşelendirdi. Sonra ''İyi ki blogum var!'', dedim. Çünkü yazı yazmanın verdiği mutluluk, onu paylaşmak kadar güzel. Paylaştıkça çoğalıyor sahip olduğumuz her bir duygu. Ve her yazdığımız yazılar bizlerden izler taşımakta. 


Ben burada benimle yol arkadaşı olan herkese teşekkür etmek istiyorum. Her türlü düşünceye, eleştiriye de açığım blogum hakkında. Ancak birbirimizi kırmamak ve rencide etmemek şartıyla. 

Sağlıcakla kal sevgili okurum!🌸




25 Ekim 2018 Perşembe

ERKEN GELEN DOĞUM GÜNÜ KARTI







Doğum günü hediyelerinden çok, yazılan doğum günü kartlarını veya mektuplarını seviyorum. İşte hiç eskimeyen hediye diye ben buna derim. 
Dün eve geldiğimde sürpriz bir kartpostal ile karşılaştım. O kadar mutlu oldum ki! Açıkçası şu sıralar böyle küçük sürprizlere ihtiyacım vardı. 

Güney Koreli mektup arkadaşım sevgili Sang A, yaklaşan doğum günüm için bir kart göndermek istemiş.  Bunu önceki doğum günlerimizde de yapmıştık onunla. Aniden gelen bu kart çok mutlu etti beni. 



Takip numarasız gönderildiği için postacımız apartmanın girişine bırakmış. Yani kartın başına bir şey gelip gelmemesi problem değil. Bu da kayıtsız gönderilen mektuplara ve kartpostallara verilen önemi gözler önüne seriyor. Neyse ki kardeşim görmüş ve eve getirmiş kartı. 

Arka kısımdaki pullar çok hoş değil mi? Bu kartpostal da diğerlerinin yanında yerini almaya hazır. 😇





24 Ekim 2018 Çarşamba

STAJYER





Bugün zihnimde öğrencilik anılarım canlandı. 
Neden dersen eğer, çünkü iki dersime de iki stajyer öğrenci aldım. Ve bu kızlar da mezun olduğum üniversitede son sınıf öğrencileri. Geçen yıl mezun olmuş biri olarak dersime stajyer almak tuhaf hissettirdi.😊

Bugünüm, son sınıftaki hallerimi hatırlattı bana. Bir yandan lise stajı ve RAM stajı, ödevler, sunumlar, bitmek bilmeyen tez, formasyon... 
Çok meşakkatli ve yorucu zamanlardı. Ama çok şükür ki çektiğim bu sıkıntıların, yorgunlukların karşılığını  şimdilerde güzel yürekli öğrencilerimin başarılarından ve sevgilerinden alıyorum. 

Stajyer kızlarla birazcık mezun olduğum onların ise hala okuduğu okulumuz hakkında konuştuk. Benim zamanımdaki eksiklikler hala aynı. Geçen yıl mezun olmama rağmen. İşte, bazı şeyler isimlerden ya da markalardan ibaret olmamalı. 



22 Ekim 2018 Pazartesi

YANLIŞ NUMARA






Bir numara çevirdim. Aradım. Yanlış çevirmişim numarayı. Bin pişman oldum. Ve bugün az önce sinirlerim tepeme çıktı. 
Bu olayın gerçekleştiği ilk gün cuma günü. Velilerden birini aramak istemiştim. Ancak numarayı yanlış çevirmişim. Bunu karşı taraf telefona cevap verince anladım. Açan genç bir kızın sesiydi. Ben alo dememle kız ''Anne nerdesin??'' cümlesini kurdu. Şaşırdım. Daha sonra yanlış aradığımı kibar bir şekilde belirterek telefonu tam kapatacaktım ki kız bana ''Numaramı nerden buldunuz? Siz kimsiniz?'' dedi. Yine şaşırdım. Altı üstü yanlış çevirdiğim bir numaraydı ve bunu belirtmiştim de. Bu ardı arkası kesilmeyen sorular da neyin nesiydi? 

Derse girmem gerekiyordu. Ve tekrar yanlışlıkla aradığımı belirterek, iyi günler dileyip kapadım. Sonra son dersimde bu genç kızımız mesaj atmış bana. Whatsapp'tan üstelik. 

''Siz kimsiniz? , Numaramı nerden buldunuz?'' diye. Eve geldiğimde okudum bu mesajları ve kibarlık yaparak aradım tekrar. Başka birini arayacağımı ve sizi yanlışlıkla aradığımı belirten cümleler kurdum. Bu şekilde kapandı konu. 

Az önce üç tane mesaj aldım bu kızdan. Yine whatsapp'tan. Profil resmi de baya atarlı kızımızın. ''Lan'' ilk mesajı. Ardından bir dakika geçmiş ve kız fark etmiş ki mesajı yanlış kişiye atmış. O şanslı kişi de ben oluyorum sanırım. Beni engellemiş de başka engellediği numaralar da varmış da başkasına atarken benim numaram ile karıştırmış da... Yani artık sabrım taştı ve aradım bu kızı. Bir ukala konuşmalar, sen dili ile hitap etmeler. 

Polise şikayet edeceğimi belirtmekle birlikte boş işlerle uğraşmamasını söyledim. Ve açtım ağzımı yumdum gözümü. Böyle hadsizlik olamaz. Şimdiki gençlerde ergen mi desek bilmiyorum. Cesaret hapı mı içmişler. Ya da kendilerine macera falan mı arıyorlar. Nasıl bir hayal dünyasıysa artık... Siz siz olun çevirdiğiniz numaraları iki kere kontrol edin. Hatta üç kere. Bunu ben de yapacağım artık. 

GO BACK COUPLE





Go Back Couple. 
Adından da anlaşıldığı gibi zamanda yolculuk yapan dizilerden birisi. 
12 bölümden oluşan, romantik komedi türünde.
Dizideki çift, çok genç yaşta evlenmiştir. Ancak bir süre sonra evlilikleri yolunda gitmez. Her ikisi de mutsuzdurlar. Zamanda yolculuk yapmayı ve 20' li yaşlarına geri dönmeyi dilerler.

Bir sabah uyanırlar ve bu dileklerinin gerçekleştiğini görürler. Artık her ikisi de üniversite zamanlarına geri dönen birer öğrencidir. Henüz hayatlarının baharındadırlar. İlk defa birbirleri ile tanıştıkları zaman da üniversite yıllarında gerçekleşmiştir. Ancak bu defa seçimlerini başka insanlardan yana yapmaya pek kararlı ve hevesli, bir o kadar da inatçı olacaktırlar.

Her ne kadar birbirlerinden kaçmaya çalışsalar da yolları bir yerlerde kesişmeye ve birbirlerinin hayatlarına müdahale etmeye devam edecektirler.


20 Ekim 2018 Cumartesi

NE BİLİYORSAM HEPSİNİ ANAOKULUNDA ÖĞRENDİM





Anaokulu ile ilk adımı atıyoruz eğitim ve öğretim hayatına. 
0-6 yaş arası çocuklar için bu süreç kritik bir dönem taşımaktadır. 
Robert Fulghum, bu kitabında hayatı, ölümü, sevgiyi, neşeyi, hüznü ve daha nicesini hayattan esinlenerek kısa hikayeciklerle sunuyor bizlere.

Küçücük detaylar hayatımızda önemli bir yer taşır. 
Onları zaman geçse de unutmayız. Bizimle birlikte olur. Bir iz bırakırlar.
Ya da en basitinden bir kutu pastel boya. 
Bir çocuk için heyecan verici bir hediye olurken, bir yetişkini ise tebessüm ettiren ve nostalji yaşatan armağana dönüşüveriyor.

Kısa hikayeciklerden oluşan kitap, aslında çok şey barındırıyor içinde.


'' Asıl amaç, bütün resmi daha en başındayken görmemizdi. Yaşam ve ölüm. Ölüm kalım. Tek bir olay. Tek bir kısa olay. Unutmayın.
Anaokulunda öğrendiklerimiz, ömrümüz boyunca, defalarca karşımıza çıkar.''


''Bir çiçek, gelip geçici ömrümüzde ona ne isim verdiğimizi niye umursasın? İsimler sadece bize yapışıp kalıyor. ''


'' Taşlar ve sopalar kemiklerimizi kırabilir ama söylenenler, kalbimizi kırar. ''

''Bir zamanlar, doğru sözcükleri bulmanın çok önemli olduğuna inanırdım. Şimdiyse sözcüklerin hiçbir zaman tam anlamıyla doğru olamayacağını biliyorum. İyi yaşanan bir hayat, her daim yapım aşamasındadır. ''




 

BİRPEMBESEVER