Koku, Patrick Süskind.
Roman, okurlarını 18. yüzyıl Fransa’sına götürüyor. Henüz yeni doğmuş olan Jean-Baptiste Grenouille doğar doğmaz annesi tarafından bir pazar yerinde kundakta ölüme terk edilir. Grenouille’in ağlama sesi insanlar tarafından fark edilince kilisede bir rahibin yardımıyla bebeğe sütanne bulma arayışları başlar. Ama ilginç olan bir şey vardır. Bebeğin kendine ait bir kokusu bulunmamaktadır. Bu yüzden onu sahiplenen sütanneler onu tuhaf bulup bebeği emzirmek istemezler.
Grenouille bir şekilde hayatta kalmayı başarsa da onun bu farklılığı insanlar tarafından her zaman fark edilir. Ama onu tuhaf bulan bu insanlar bilmezler ki Grenouille’nin de kendine özel bir yeteneği vardır. O, etrafında aldığı tüm kokuları hafızasına kaydeder ve vakti zamanı geldiğinde o kokuyu en ince ayrıntısına kadar analiz edip hatırlar.
Bu özel yeteniğini kullanmak isteyen Grenouille, son günlerde işleri yolunda gitmeyen bir parfümcünün yanında kalfa olarak işe girer. Hem yeteneğini geliştirmeyi hem de ileride kendi dükkanını açma hayalini kuran Grenouille böylelikle yeni işini bir fırsata çevirmiş olur.
Kendine ait bir kokusu olmayan Grenouille insanlardan soyutlanırken, kokusu olmadığı için normal bir insan olamamanın dışlanmışlığını yaşarken diğer taraftan kokusu hoşuna giden insanların da katili olur ve öldürdüğü insanların kokularını üretip parfüm adını verdiği o cam şişelere hapsetmektedir. Hırsları uğruna yaptığı eylemlerle insanlığını yitiren bir ana karakterin hikayesini okuyoruz.
“Oysa insanın aklını kullanabilmesi için en başta iç güvenine, huzura ihtiyacı vardı.” (sayfa 20)
“Parfüm zaman içinde yaşar; gençliği, olgunluğu, yaşlılığı vardır. Ve ancak hayatının üç çağında da aynı hoş biçimde koku veriyorsa başarılı olmuş denebilir. (sayfa 70)
“İnsanın felaketi, sessizce odasında, ait olduğu yer olan odasında oturmak istememesinden gelir,der Pascal.” (sayfa 64)
“İnsan nereye baksa bir telaştır gidiyordu.”(sayfa 65)
“Kokuların öyle bir inandırıcılığı vardır ki, sözden, gözle görmekten, duygudan, iradeden daha güçlüdür. Savılıp atılamaz bu inandırıcılık, soluduğumuz havanın ciğerlerimize işleyişi gibi, o da içimize işler, doldurur bizi, hepten ele geçirir, çaresi yoktur.”(sayfa 92)

0 yorum:
Yorum Gönder