Günler haftaları, haftalar ayları kovalıyor. Yine bir şekilde zaman çok hızlı akıp geçiyor. Birkaç gündür öğle vakitleri dışında güneş, bulutların ardına saklanıyor ve yüzünü göstermiyor. Bu sebeple sabahın ilk ışıklarıyla yine ilk iş olarak güneşlikleri açıyorum. Öğle vaktinde salonun bir köşesine uğrayan güneşi görmek içimi ısıtıyor ve mutlu hissettiriyor.
Birkaç gündür erken uyanıyorum ve sonrasında uyumuyorum. Kışla birlikte kısalan gündüz vakitlerinde günüm daha verimli geçiyor hissi yaşıyorum. Yaşadığım şehirde kış esintileri çoktan başladı. Hava sıcaklıkları akşam vakitlerinde 10 derecenin altında. Gündüzleri ara ara yağmur yağıyor.
Kısa süre önce bir seyahatten döndüm. Döner dönmez de şifayı kaptım. Burun akıntısı ve bitmek bilmeyen kuru bir öksürük. Sabah ilk işim bitki çayı içmek oluyor. Taze zencefil, limon, hibiskus, ıhlamur ve biraz da bal. Boğazımın kuruluğunu alıyor ve bir nebze de olsa yumuşatıyor. Kahvaltı yaptıktan sonra daha da iyi oluyorum ama ilerleyen saatlerde yani akşama doğru yine ilk uyandığım halime dönüyorum.
En sevdiğim aydayız, kasım. Eskiden -yıllar öncesinde- sonbaharı iliklerimize kadar hissettiğimiz bir aydı kasım ayı. Değişen iklim koşullarıyla artık kışı hissettiğimiz bir ay oldu. Birkaç gün önce doğum günümdü. Geçtiğimiz yılı aklıma getirdiğimde üzerinden ne çabuk bir yıl geçmiş diyorum kendi kendime.
Bu doğum günümü de çok şükür sevdiklerimle birlikte kutladım. Her yeni yaşımla birlikte gereksiz kalabalıktan ve gürültüden uzaklaşıp değer verdiğim ve değer gördüğüm insanların çevremde olmasına şükrediyorum.
Öyleyse iyi ki doğdum!
